17 Ekim 2025 Cuma

KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİNDE ÇOK ÖNEMLİ BİR DÖNEMEÇ ; CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ…

 

 KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİNDE ÇOK ÖNEMLİ BİR DÖNEMEÇ ;

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ…

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (KKTC) Cumhurbaşkanlığı seçimi 19 Ekim 2025 tarihinde yapılacaktır.

Peki seçim sürecinde KKTC ‘de neler oluyor ?

Terör devleti Katil İsrail Kıbrıs’ta boş durmuyor , bir yandan kuzeyde ve güneyde sessiz sedasız toprak alıyor ,diğer yandan da askeri üstler oluşturuyor .

Türkiye sahasında 15 Temmuz 2016 tarihinden sonra hareket kabiliyeti bulamayan İngiltere ,İsrail ve Amerika gözünü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne çevirmiş durumda..

KKTC’de 9 Mart 2025 tarihinde Bakanlar kurulu bir disiplin Yönetmeliği değişikliği ile ortaöğretiminde başörtüsü izni verdi. 28 Mart‘ta Lefkoşa İrem küçük ortaokulunda başörtülü öğrenciler okula alınmadı .

11 Nisan 2025 tarihinde   CTP protesto mitingleri düzenledi . Yapılan mitingde

“Kıbrıs laiktir laik kılacak “sloganlarıyla öğrencilerin başörtüleri ile okula alınmamaları istendi.  KKTC‘nin İslamlaştırıldığı, Ankara’nın etkisine girdiği seslendirildi .

2  Mayıs’ta düzenlenen diğer bir mitingde  eğitimde İslamlaşma bahanesiyle başörtüsü protesto edildi .

25 Eylül‘de , KKTC yüksek mahkemesi okullarda başörtüsüne izin veren düzenlemeyi Anayasaya aykırı bularak iptal etti.

Böylece KKTC’de Türkiye’de ki 28 Şubat sürecinin kopyası olan  25 Eylül süreci başlamış oldu .

Başörtüsü protestolarının sembol ismi “ Kıbrıs Türk orta  eğitim  öğretmenler Sendikası “ başkanı Selma Eylem isimli kadına  İngiltere tarafından 2025 yılı barış için eğitim ödülü  verildi . NEDEN ?

Aynı Selma Eylem Türkiye’nin Lefkoşa büyükelçisi Murat Nacar‘a “Go home “çağrısı yapacak kadar haddini aştı. Ve bu zihinleri işgal edilmiş  çevreler eşzamanlı olarak “Türkiye’nin Kıbrıs’ta işgalci olduğunu “ iddia etmeye başladılar . Bu hadisz kadına Türkiye Devletinin kim olduğu gün gelir öğretilir.

KKTC‘de Yaklaşan cumhurbaşkanı seçimi öncesi başörtüsü üzerinden oluşturulan gerilim tıpkı geçmişte Türkiye’de olduğu gibi “tehlikenin farkında mısınız “  sloganı gölgesine düşürüldü.

Bunlar tartışılırken Seçim sürecinin merkezindeki tartışma Kıbrıs sorununun çözümü konusundaki temel görüş farklılıkları olması gerekirken gündem “Başörtüsü “ sorun haline getirilerek grileştirildi. Başörtüsü tartışması bir paravan.

Asıl mesele 19 ekim’de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri ile birlikte KKTC‘de kimlik ve egemenlik konusunda tartışma başlatıp Ankara Lefkoşa hattını kırma düşüncesi var .

2025 Cumhurbaşkanlığı seçimindeki  adaylar ve onların ana görüşleri şu şekilde özet olarak derlenmiştir.

Kesin aday listesi Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından ilan edilmiş olsa da, ana çekişme genellikle iki büyük siyasi kutbun temsilcileri arasında yaşanacaktır.

Aday

Temsil Ettiği Parti / Durumu

Kıbrıs Sorunu Görüşü

Diğer Öne Çıkan Görüşleri

Ersin Tatar (Mevcut Cumhurbaşkanı)

Bağımsız (UBP, DP, YDP tarafından destekleniyor)

İki Devletli Çözüm: Kıbrıs sorununda tek makul çözümün, egemen eşitliğe dayalı, uluslararası alanda tanınmış iki ayrı devlet olduğunu savunur. Federal çözüm görüşmelerine geri dönülmesine karşıdır.

Türkiye ile ilişkilerin en üst düzeyde ve uyumlu olmasını vurgular. KKTC'nin jeopolitik konumunu güçlendirmeyi hedefler.

Tufan Erhürman

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Adayı

Federasyon Çözümü: Uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler (BM) kararlarına uygun, iki kesimli, iki toplumlu federal bir çözüm modelini savunur. Başarısız olsa bile müzakere masasına dönülmesini destekler.

KKTC'nin uluslararası hukuk çerçevesinde tanınmasına yönelik çabaları sürdürürken, toplumsal ve ekonomik sorunlara odaklanır.

Diğer Adaylar

Çoğunlukla Bağımsız

Genellikle ana adayların çözüm modellerine eleştiri getirerek, ulusal konular, ekonomi ve sosyal adalete dair farklı bakış açıları sunarlar.

(İbrahim Yazıcı, Osman Zorba, Arif Salih Kırdağ, Mehmet Hasgüler, Ahmet Boran, Hüseyin Gürlek gibi bağımsız adaylar yer almaktadır.)

 

Kıbrıs Sorunu Üzerindeki Temel İki Görüş

KKTC'deki siyasi yelpaze, yıllardır süregelen Kıbrıs sorununun çözüm yöntemine göre iki ana eksende toplanır:

1. İki Devletli Çözüm (Ersin Tatar & Destekçileri)

           Temel Fikir: Kıbrıs'ta Türklerin ve Rumların ayrı milletler olduğu ve  
           adada halihazırda var olan iki ayrı bağımsız egemen devlete sahip
           olunması gerektiği.

  • Müzakere Şartı: Rum tarafı egemen eşitliği kabul etmedikçe müzakerelerin federasyon temelinde sürdürülmesinin anlamsız olduğu savunulur. Müzakereler, ancak "iki devletin işbirliği" temelinde başlayabilir.
  • Garanti: Türkiye'nin etkin ve fiili garantörlüğünden asla vazgeçilmemesi gerektiğini savunurlar.

2. Federal Çözüm (Tufan Erhürman & Destekçileri)

           Temel Fikir: Ada'nın siyasi eşitlik temelinde, iki kurucu devletten (Türk
            ve Rum)  oluşan federal bir yapıda yeniden birleşmesi.

  • Müzakere Şartı: BM parametreleri ve uluslararası hukukun öngördüğü çerçevede, müzakere masasına geri dönülerek adil ve kalıcı bir anlaşma sağlanması gerektiği.
  • Hedef: Kıbrıslı Türklerin uluslararası alandan tecridini sona erdirerek, AB ve uluslararası kuruluşlar içinde yer alması.

 

Seçimin sonucu, KKTC'nin Kıbrıs sorunundaki resmi pozisyonunun geleceği ve Türkiye ile olan ilişkilerin niteliği açısından belirleyici olacaktır.

19 Ekim 2025 tarihinde KKTC seçime giderken Türkiye’yi Avrupa ülkelerine şikayet eden CHP ve onun Genel Başkanı Özgür Özel KKTC ‘de CTP ‘yi yani “ Bağımsız Devlet olmayalım , Rumlarla birlikte Federe Devlet olalım “ diyen Tufan Erhürman’ı destekliyor.

Özgür Özel bu şartlarda CTP ‘yi KKTC ‘de  “kardeş parti “olarak ilan etti.

Nereden nereye ?

Bu savruluş CHP için sonun başlangıcı olacaktır.

Kıbrıs Fatihi Karaoğlan Bülent Ecevit ‘in CHP ‘sinden “Mandacı “ ve “ Rumlarla Ortak devlet “ fikrini destekleyen CHP’ye.

Seçim sonuçları ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti KKTC ‘yi yalnız bırakmayacak , kaderine terk etmeyecektir.

Yavuz Subaşı

27.Dönem Balıkesir MV

17 Ekim 2025

 

 

 

 

 

 

 

 

 

7 Ekim 2025 Salı

TÜRK DEVLETLER TEŞKİLATI GELEBE ZİRVESİ - 2025

 

TÜRK DEVLETLER TEŞKİLATI GELEBE ZİRVESİ - 2025

 

Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Devlet Başkanları 12. Zirvesi, Azerbaycan'ın Gebele şehrinde 6-7 Ekim 2025 tarihinde yapıldı.

TDT ‘nın 12.zirvesinin ana teması Bölgesel Barış ve Güvenlik olarak belirlenmiştir.

Zirveye katılan Liderlerin yaptığı konuşmalar , ikili görüşmeler ve çalışmalar TDT ‘nın daha da geliştirilmesi sonucunu ortaya çıkarmıştır.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in ev sahipliğinde Haydar Aliyev Kongre Merkezi'nde düzenlenen   bu önemli toplantı, geçmişle günümüzün buluşmasını simgelemekte ve Türk Devletleri arasındaki dostluk, kardeşlik, dayanışma ve ortaklığın daha da güçlendirilmesi yönündeki ortak vizyonu yansıtmaktadır.

Zirveye ev sahibi Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in yanı sıra Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,
Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov,
Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev,
Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev ve
TDT Genel Sekreteri Büyükelçi Kubanıçbek Ömüraliyev katıldı. Toplantıda ayrıca gözlemci ülkelerden Macaristan Başbakanı
Viktor Orban, Türkmenistan Halk Maslahatı Başkanı Gurbanguli Berdimuhamedov ve KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar da hazır bulundular.

         Zirve’de Cumhurbaşkanı İlham Aliyev Aliyev, TDT ülkelerinin Azerbaycan'da ortak askeri tatbikat yapmasını önermesi çok öenmli bir tekliftir. Bu öneri TDT ülkelerinin ortak askeri güç kurulmasının ilk adımı olabilir.

         TDT'nin sadece işbirliği platformu değildir. TDT  bölge ülkeleri arasında güçlü bir işbirliği oluşturacak  jeopolitik merkezlerden biridir.

Sayın İlham Aliyev’in ortak tarih, etnik kökler, ortak milli ve manevi değerlerin Türk dünyasını bir aile gibi birleştirdiğini dile getirmesi oldukça  önemli konulardır. 

Zirve’de görüşülen önemli konu başlıkları ;

-       TDT+ adıyla yeni bir işbirliği formatının kurulmasının konuşulması ;

-       Türksoy’un güçlendirilmesinin gündeme getirilmesi ;

-       İlham Aliyev’in önerisi ile 2026 yılında TDT üye ülkeleri arasında ortak askeri tatbikatı yapılması önerisinin benimsenmesi ;

-       Bölgede TDT üyesi ülkelerin karşılaşacağı tehdit , çatışma ,uluslararası hukuk ihlalleri karşısında etkin bir rol ve birliktelik üstlenilmesi ortak görüşünün kabulü ;

-       Acil durum , Afet yönetimi , Bilim , Teknoloji , Çevre , Kültür konularında işbirliği yapılasının kabulü oldukça önemlidir.

21. yüzyılın Türk Dünyası Yüzyılı olması açısından oldukça önemli ve verimli bir zirvede alınan kararların hayırlı olmasını diliyorum.

TDT zirvesi ile Dönem Başkanlığını başarı ile yapan Kırgızistan Cumhurbaşkanını tebrik ediyorum.

Kırgızistan’dan dönem başkanlığını devralan CanAzerbaycan’ımızı tebrik ediyor , başarılar diliyorum.

Yavuz Subaşı

Ak Parti 27.Dönem Balıkesir MV.

   

 


2 Ekim 2025 Perşembe

BM 80. GENEL KURULUNA RECEP TAYYİP ERDOĞAN MÜHRÜ...

 BM 80. GENEL KURULU…

BM’nin 80. Genel Kurul Toplantısının bu yılki teması , “Birlikte daha iyi barış, Kalkınma ve insan hakları için 80 yılı ve ötesi “ olarak belirlenmiştir .

KÜRESEL LİDER RECEP TAYYİP ERDOĞAN.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın New York temasları ve Genel Kurula hitabı, yapılan görüşmeler , BM Genel Kurulunda yaptığı konuşmanın öncesinde ve sonrasında uzun süre alkışlanmış olması Küresel Güç olma yolundaki Türkiye profilin en somut göstergelerinden biri olmuştur.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan hem Washington’da yürüttüğü görüşmelerle Türkiye-ABD

ilişkilerinde yeni bir sayfa açmayı hedefledi, hem de BM kürsüsünden uluslararası sistemin adalet krizine dair kapsamlı bir çerçeve sundu.

BM Genel Kurulu, dünya liderlerinin en geniş katılımla seslerini duyurduğu bir platformdur.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın burada dile getirdiği ifadeler, kayıt altına alınarak uluslararası toplumun hafızasına kazınmıştır.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın BM 80. Genel Kurul’undaki konuşması hem içerik hem üslup olarak tarihi nitelikte bir konuşma olmuştur.

Cesareti, dürüstlüğü, hakkaniyetli oluşu, dik duruşu, bilgeliği, dostluğu ve barıştan yana tavırları

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı dünyada seçkin bir lider haline getiren en belirgin vasıflarından bazılarıdır.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın temaslarını ;

(1) Değer odaklı söylem ve küresel adalet yaklaşımı, 

(2) Bölgesel krizlerde aktif diplomasi ve arabuluculuk kapasitesi, 

(3) Çok yönlü dış politika stratejisi ve güç dengesi arayışı,

(4) Türkiye-ABD ilişkilerinin yeni dönemi ,

başlıkları altında ele almak doğru olacaktır.

FİLİSTİN’İN , GAZZE ‘NİN HAMİSİ RECEP TAYYİP ERDOĞAN…

BM Genel Kuruluna Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas ABD vize vermediği için gelememiştir. Oysa Asıl gelmesinin engellenmesi gereken kişi Soykırımcı , Katil , Terör devleti İsrail’in eli kanlı Başbakanıdır.

Trump yönetimi BM’de İsrail karşıtı bir havanın oluşmasını istemiyordu ve zirve sırasında Avustralya ,

Belçika , Kanada ve Fransa’nın Filistin’in tanımalarına da engellemeye çalışmıştır.

Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas , Amerika’ya gelemedi ve BM Genel Kurulunda konuşma yapamadı ama Filistin’in , Gazze ‘nin Dünya mazlumlarının sözcülüğünü BM Genel

Kurulunda Türkiye yaptı , Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan yaptı.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın BM Genel Kurulunda yaptığı Manifesto niteliğindeki konuşmasında Mahmut Abbas ne diyecekse tek tek her şeyi söyledi.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan yaptığı temaslarda Filistin temsilcisi hangi mesajları verecekse o mesajları verdi.

Katil ve soykırımcı İsrail’in yaptığı soykırımı , resimleri ile , belgeleri ile anlattı. İsrail’in vahşetini fotoğraflarla gösterdi.

İsrail’e karşı bir çift laf edemeyenleri insafa davet etti.

BM kürsüsünden ilk kez bu kadar net bir biçimde “soykırım” kelimesi telaffuz edilmiştir.

Türkiye BM ‘de bir kez daha mazlumun yanında olduğunu tüm dünyaya ilan etmiştir.

Her saat başı bir çocuğun öldüğü vurgusu dünyaya yapılan güçlü bir sitemdi.

Gazze’deki insani dramı soyut rakamların ötesinde somut bir insanlık trajedisi olarak dünya gündemine taşıdı.

Özellikle Batılı ülkelerin İsrail’e destek veya sessiz kalma politikalarını üstü kapalı da olsa eleştirerek “değerleriniz yara aldı” mesajını verdi.

İsrail’in komşu ülkelere (Suriye, İran, Lübnan, Yemen) yönelik saldırılar düzenlediğini, arabulucu rolündeki Katar’daki ateşkes görüşmelerine dahi saldırdığını belirterek, Tel Aviv yönetiminin kontrolden çıktığını dile getirdi.

193 üyeli BM ‘nin çatısı altında 157 devlet artık Filistin’i egemen bir devlet olarak tanımış durumdadır.

Dünya nüfusunun ve ülkelerinin büyük çoğunluğu nezdinde  Filistin halkının bağımsız devlet talebi meşruiyet kazanmıştır. 

Eğer uluslararası toplumun kahir ekseriyeti Filistin’i tanıyorsa, hâlâ tanımayan azınlık da tarihin bu akışına geç de olsa ayak uyduracaktır. Bu aynı zamanda “iki devletli çözüm” vizyonunun

küresel çapta yeniden destek bulduğunu gösteriyor.

Filistin davasını dünya gündeminin tam merkezine koyduğu bu konuşmada, duygusal ve çarpıcı bir anlatımla uluslararası toplumu harekete geçmeye davet etmiştir.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip  Erdoğan’ın ABD Başkanı Trump ile birlikte İslam Ülkeleri Liderleri ile birlikte toplantı yapması ve ortak bildiri açıklanması oldukça önemli bir gelişmeydi.

Açıklanan ortak bildiride yer alan başlıca konular ;

* Savaşı sona erdirme ve acilen kalıcı ateşkese ulaşma zorunluluğu.

* Rehinelerin serbest bırakılması ve Gazze’ye insani yardımın hızlı şekilde ulaştırılması.

* Adil ve kalıcı barışa giden ilk adım olarak istikrarın sağlanması.

* Filistin’in reform çabalarının desteklenmesi ve Gazze’nin yeniden inşası için kapsamlı planların hazırlanması.

CUMHURBAŞKANIMIZ RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN GELECEK ÖNGÖRÜSÜ

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan konuşmasında sadece eleştiri getirmekle kalmadı, aynı zamanda çözüm için somut önerilerini de paylaştı:

- Gazze’de derhal bir ateşkes sağlanmasını, 

- Sivillere yönelik saldırılar durdurulmalı ve insani yardımların bölgeye engelsiz girişine izin verilmesini,

- Soykırım kadrosunun uluslararası hukuka hesap vermesi gerektiğini,

- Gazze’de yaşananların faillerinin savaş suçlarından yargılanması gerektiğini ,

BM kürsüsünden açıkça beyan etti.

Tüm bu mesajların BM Genel Kurul’da dile getirilmesi ayrı bir önem taşıyor.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan yaptığı konuşmasında

Gazze’deki insani krize dair sözlerinin yanısıra, 

Kıbrıs konusunda iki devletli çözüm çağrısı ve Kuzey Kıbrıs Türk CumhuriyetiniN (KKTC) tanınması ,

Keşmir meselesine yaptığı vurgu ,

BM’nin işlevini yitirdiği ifadeleri gelecekle ilgili önemli mesajlarıdır.

Kıbrıslı Türklerin adanın eşit ortakları olduğunu vurguladığı ve izolasyonun sona erdirilmesi gerektiğini ifade ederek KKTC demek Türkiye demektir mesajını tüm dünyaya vermiştir. 

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmalarında öne çıkan bir diğer boyut, Türkiye’nin kriz bölgelerinde oynadığı kolaylaştırıcı ve arabulucu rol olmuştur.

Suriye ‘ nin toprak bütünlüğü ve siyasi istikrarının önemi , Rusya-Ukrayna savaşında Türkiye hem Moskova hem Kiev’le diyalog kurabilen tek olduğu ,

Kafkasya ‘da Azerbaycan-Ermenistan barış sürecine verilen açık destek, Türkiye’nin Güney Kafkasya’da kalıcı barışa verdiği önem ,

Afrika ‘da Somali-Etiyopya krizinde Türkiye’nin Afrika Boynuzu’nda bile istikrar üretmeye çalışan bir aktör olması ,

Türkiye’nin Küresel Güç olduğunun ifadeleri olmuştur.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın temasları, Türkiye’nin tek eksenli bir dış politika anlayışından uzaklaştığını, 360 derece ve çok yönlü bir strateji izlediğini bir kez daha göstermiştir.

Doğu Akdeniz, Irak, İran, Kıbrıs, Balkanlar ve Afrika’ya ilişkin yapılan vurgular, Ankara’nın aynı anda birçok bölgede etkin olan bir diplomatik kapasite geliştirdiğini göstermiştir.

Türkiye’nin özerk bir dış politika çizgisini korurken, Batı ittifak sisteminin parçası olmaya devam ettiğini tekrar ifade etmiştir.

Türkiye , hem Moskova hem Washington’la temas kurabilen bir “denge aktörü olan bir ülkedir.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD ve BM temasları, Türkiye’nin dış politikada iki temel hedefi aynı anda yürüttüğünü gösteriyor: 

- Kendi ulusal çıkarlarını korumak ve ,

- Uluslararası sistemde daha adil bir düzen için ses yükseltmek.

Dünya vicdanının hemen her yerde sorgulandığı bir dönemde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, manifesto niteliğindeki konuşması ile dünya vicdanının özlemle beklenen sesi oldu.

Genel Kurul salonuna girdiğince dakikalarca ayakta alkışlanan bir dünya liderinden bahsediyorum.

Bunun ülkemiz adına ne kadar büyük bir gurur olduğu apaçık ortadadır.

Bunun yanında geçen zaman içinde Sayın Recep Tayyip Erdoğan, dünya meselelerine karşı insani/vicdani duyarlılığı başta olmak üzere sergilediği barıştan yana diplomasiyle hem

mazlum milletlerin yegâne umudu haline gelmiştir.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, BM Genel Kurulunda ;

Filistin’den Gazze’ye, Ukrayna’dan Rusya’ya, Suriye’den Irak’a, Azerbaycan’dan Ermenistan’a,

Somali’den Etiyopya’ya, Karadeniz'den Ege ve Akdeniz’e, Pakistan’dan Hindistan’a, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinden Afganistan’a, Batı Afrika 2da yaşanan hadiselerden Kongo Demokratik Cumhuriyetine kadar dünyanın bütün coğrafyalarıyla ilgili barış ve huzur projelerini

dile getirdi.

Uluslararası hukukun ve Birleşmiş Milletler’in etkin işlemediğini uluslararası adaletin sağlanmadığına dair eleştirilerin günümüzde yoğunluk kazanmasının önemli nedenlerin en başında İsrail’in eylemleri olduğunu bir kez daha haykırdı.

Güçlünün haklı olduğu değil haklının güçlü olduğu bir sistem kurulana kadar “Dünya Beşten Büyüktür “demeye Türkiye olarak devam edeceğini bir kez daha haykırmıştır.

BM 80. Genel Kurulu’nun yıldızı Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmuştur .

BM genel kurulunda bir kez daha görülmüştür ki dünyada kimsenin görmezden gelemeyeceği bir Türkiye gerçeği vardır. Bu gerçeği ortaya çıkaran ise Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan‘dır.

Cumhurbaşkanımızın konuşması küresel adalet manifestosudur.

Cezasızlık adaletsizliğin temelini oluşturur, insanlık adına mazlumların yanında dimdik durma günüdür diye haykıran bir Cumhurbaşkanına sahip olduğumuz için Allah’a hamd ediyorum.