27 Aralık 2015 Pazar


TÜRKİYE'Yİ RUSYA İLE OLAN SORUNDAN DOLAYI SAVUNDUĞU İÇİN PARTİSİNDEN VE GENEL BAŞKANLIK GÖREVİNDEN İHRAÇ EDİLEN BULGARİSTANDAKİ HAK VE ÖZGÜRLÜKLER HAREKETİNİN (HÖH) GENEL BAŞKANI LÜTFÜ MESTAN BEYE KARŞI YAPILAN BU ANTİDEMOKRATİK OLAYI VE TEMELİ TÜRKİYE DÜŞMANLIĞINA DAYANAN GELİŞMENİN ARKASINDAKİ SÖZDE LİDER AHMET DOĞAN'I KINIYORUM.
AHMET DOĞAN İÇİN SÖYLENENLERİNDE GERÇEKLİĞİ YILLAR SONRA NİHAYET ORTAYA ÇIKTI.
BULGARİSTANDA YAŞAYAN SOYDAŞLARIMIZI,TÜRKİYEDE YAŞAYAN BULGARİSTANDAN GELEN YURTTAŞLARIMIZI AKLISELİM İLE HAREKET ETMEYE DAVET EDİYORUM.
YAPILAN BU İĞRENÇ TERTİP HÖH-HDP-CHP ARASINDA BENZERLİĞİ ORTAYA ÇIKARMIŞTIR.
BU VESİLE İLE LÜTFÜ MESTAN BEYE DESTEK OLUNMASI GEREKTİĞİNİ TÜM BALKAN CAMİASI İLE İLGİLENENLERE HATIRLATIYORUM.



BUGÜN 27 ARALIK.

İSTİKLAL MARŞI ŞAİRİMİZ MERHUM MEHMET AKİF ERSOY’U

 27 ARALIK 1936 ‘DA KAYBETTİK.


         Mehmet Âkif Ersoy, 1873 yılının Aralık ayında İstanbul'da, Fatih ilçesinin Karagümrük semtinde Sarıgüzel mahallesinde dünyaya geldi.
Kaynaklara göre baba Tarafından Arnavut kökenlidir.Nüfusa kaydı, babasının, onun doğumundan sonra imamlık yaptığı ve Âkif'in ilk çocukluk yıllarını geçirdiği Çanakkale'nin Bayramiç ilçesinde yapıldığı için nüfus kağıdında doğum yeri Bayramiç olarak görünür. Annesi Buhara'dan Anadolu'ya göç etmiş bir ailenin kızı olan Emine Şerif Hanım; babası ise Kosova'nın İpek kenti doğumlu, Fatih Camii medrese hocalarından Mehmet Tahir Efendi'dir. Mehmet Tahir Efendi, ona doğum tarihini belirten "Ragif" adını verdi. Babası vefatına kadar Ragif adını kullansa da bu isim yaygın olmadığı için arkadaşları ve annesi ona "Âkif" ismiyle seslendi, zamanla bu ismi benimsedi.  Çocukluğunun büyük bölümü annesinin Fatih, Sarıgüzel'deki evinde geçti. Kendisinden küçük, Nuriye adında bir de kız kardeşi vardır.
Öğrenim Yılları
İlköğrenimine Fatih'te Emir Buhari Mahalle Mektebi’nde o zamanların adeti gereği 4 yıl, 4 ay, 4 günlük iken başladı. 3 yıl sonra iptidai (ilkokul) bölümüne geçti ve babasından Arapça öğrenmeye başladı. Ortaöğrenimine Fatih Merkez Rüştiyesi’nde başladı (1892). Bir yandan da Fatih Camii'nde Farsça derslerini takip etti. Dil derslerine büyük ilgi duyan Mehmet Âkif, rüştiyedeki eğitimi boyunca Türkçe, ArapçaFarsça ve Fransızcada hep birinci oldu. Bu okulda onu en çok etkileyen kişi, dönemin "hürriyetperver" aydınlarından birisi olan Türkçe öğretmeni Hersekli Hoca Kadri Efendi idi.
Rüştiyeyi bitirdikten sonra annesi medrese öğrenimi görmesini istiyordu ancak babasının desteği sonucu 1885'te dönemin gözde okullarından Mülkiye İdadisi’ne kaydoldu. 1888’de okulun yüksek kısmına devam etmekte iken babasını kaybetmesi ve ertesi yıl büyük Fatih yangınında evlerinin yanması aileyi yoksulluğa düşürdü. Babasının öğrencisi Mustafa Sıtkı aynı arsa üzerine küçük bir ev yaptı, aile bu eve yerleşti. Artık bir an önce meslek sahibi olmak ve yatılı okulda okumak isteyen Mehmet Âkif, Mülkiye İdadisi’ni bıraktı. O yıllarda yeni açılan ve ilk sivil veteriner yüksekokulu olan Ziraat ve Baytar Mektebi'ne (Tarım ve Veterinerlik Okulu) kaydoldu.
Dört yıllık bir okul olan Baytar Mektebi'nde bakteriyoloji öğretmeni Rıfat Hüsamettin Paşa pozitif bilim sevgisi kazanmasında etkili oldu.  Okul yıllarında spora büyük ilgi gösterdi; mahalle arkadaşı Kıyıcı Osman Pehlivan'dan güreş öğrendi; başta güreş ve yüzücülük olmak üzere uzun yürüyüş, koşma ve gülle atma yarışlarına katıldı; şiire olan ilgisi okulun son iki yılında yoğunlaştı. Mektebin baytarlık bölümünü 1893 yılında birincilikle bitirdi.
Mezuniyetinden sonra Mehmet Âkif, Fransızcasını geliştirdi. 6 ay içinde Kur'an'ı ezberleyerek hâfız oldu. Hazine-i Fünun Dergisinde 1893 ve 1894’te birer gazeli, 1895’te ise Mektep Mecmuası’nda "Kur'an'a Hitab", adlı şiiri yayınlandı, memuriyet hayatına başladı.

Memurluk Yılları

 Okulu bitirdikten hemen sonra Ziraat Bakanlığı’nda (Orman ve Vaadin ve Ziraat Nezareti) memur olan Mehmet Âkif, memuriyet hayatını 1893–1913 yılları arasında sürdürdü. Bakanlıktaki ilk görevi veteriner müfettiş yardımcılığı idi. Görev merkezi İstanbul idi ancak memuriyetinin ilk dört yılında teftiş için Rumeli, Anadolu, Arnavutluk ve Arabistan'da bulundu. Bu sayede halkla yakın temas halinde olma imkânı buldu. Bir seyahati sırasında babasının doğum yeri olan İpek Kasabası'na gidip amcalarıyla tanıştı. 1898 yılında Tophane-i Âmire veznedârı Mehmet Emin Beyin kızı İsmet Hanım’la evlendi; bu evlilikten CemileFerideSuadiEmin,Tahir adlı çocukları dünyaya geldi.
Mehmet Âkif, edebiyata olan ilgisini şiir yazarak ve edebiyat öğretmenliği yaparak sürdürdü. Resimli Gazete’de Servet-i Fünun Dergisi'nde şiirleri ve yazıları yayımlandı. İstanbul’da bulunduğu sırada bakanlıktaki görevinin yanı sıra önce Halkalı Ziraat ve Baytar Mektebi (1906)'nde kompozisyon (kitabet-i resmiye), sonra Çiftçilik Makinist Mektebi'nde (1907) Türkçe dersleri vermek üzere öğretmen olarak atandı.

 II. Meşrutiyet'in etkisi




II. Meşrutiyet ilan edildiğinde Mehmet Akif, Umur-ı Baytar-iye Dairesi Müdür Muavini idi. II. Abdülhamid'in istibdat rejiminin şiddetli bir muhalifiydi, hatta II. Abdülhamid'in yüzünü gördüğünde bile midesinin bulandığını hatıralarında anlatır. Bunun etkisiyle, meşrutiyet'in ilanından 10 gün sonra arkadaşı rasathane müdürü Fatin Hoca'nın yönlendirmesiyle, on bir arkadaşı ile birlikte İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne üye oldu. Ancak Mehmet Akif, üyeliğe girerken edilen yeminde yer alan "Cemiyetin bütün emirlerine, bilâkayd ü şart (kayıtsız şartsız) itaat edeceğim" cümlesinde geçen "kayıtsız şartsız" ifadesine karşı çıkmış, "sadece iyi ve doğru olanlarına'" şeklinde yemini değiştirtmişti.[8] Cemiyetin Şehzadebaşı İlmiye Mahfelinde Arap Edebiyatı dersleri veren Âkif, Kasım 1907’de, Umur-i Baytariye Müdür Muavinliği görevini  Sürdürürken   Darülfünun’da Edebiyat-i Osmaniye dersleri vermeye başladı.
II. Meşrutiyet’in Âkif'in hayatında en büyük etkisi, meşrutiyetle birlikte yayın dünyasına adım atması olmuştu. Daha önce bazı şiirleri ve yazıları birkaç gazetede yayımladıysa da eser yayımlamaya uzun süredir ara vermişti. Meşrutiyetin ilanından sonra, arkadaşı Eşref Edip ve Ebül’ula Mardin ‘in çıkardığı ve ilk sayısı 27 Ağustos 1908'de yayımlanan Sırat-ı Müstakim dergisinin başyazarı oldu. İlk sayıda Fatih Camii şiiri yayımlandı. Ebül'ula Mardin ayrıldıktan sonra dergi, 8 Mart 1912'den itibaren Sebil'ür-Reşad adıyla çıkmaya devam etti. Âkif'in hemen hemen bütün şiir ve yazıları bu iki dergide yayımlandı. Gerek dergilerdeki yazılarında, gerekse İstanbul camilerinde verdiği vaazlarda Mısırlı bilgin Muhammed Abduh'un etkisiyle benimsediği İslam Birliği görüşünü yaymaya çalıştı.
1910 yılında gerçekleşen Arnavutluk İsyanı onu çok üzmüş ve arkasından gelecek kötü olayları sezmişti. Balkanlar'da artan düşmanlık duygularını ve doğabilecek isyanları önlemek için bir şeyler yapma arzusu duydu ancak Balkan Savaşı ile hüsrana uğradı. 1914’ün başında iki aylık bir seyahate çıkarak Mısır ve Medine'de bulundu. Mısır seyahati hatıralarını "El Uksur'da" adlı şiirinde anlattı.
1913’te kurulan Müdafaa-i Milliye Cemiyeti'nin halkı edebiyat yoluyla aydınlatma amacı güden neşriyat şubesinde Recaizade EkremAbdülhak HamidSüleyman NazifCenap Şahabettin ile beraber çalıştı. 2 Şubat 1913 günü Bayezid Camisi kürsüsünde, 7 Şubat 1913 günü Fatih Camisi kürsüsünde konuşarak halkı vatanı savunmaya çağırdı.

Teşkilât-ı Mahsusa'ya girmesi
Balkan Savaşı'ndan sonra, ilk olarak Umur-i Baytariye görevinden (1913), sonra yayınlarının hükümetle uygun düşmemesi nedeniyle aldığı ikaz üzerine Darülfünun müderrisliği görevinden (1914) ayrıldı. Yalnızca Halkalı Ziraat ve Baytar Mektebi'ndeki görevine devam etti. Harbiye Nezareti’ne bağlı Teşkilat-ı Mahsusa'dan gelen teklif üzerine İslam birliği kurma gayesi güden Almanya’ya (Berlin’e ) Tunuslu Şeyh Salih Şerif ile birlikte gitti. (1914). İngilizlerle birlikte Osmanlı'ya karşı savaşırken Almanlar'a esir düşmüş Müslümanların kamplarında incelemelerde bulundu ve farkında olmadan Osmanlı’ya karşı savaşan bu Müslüman esirleri aydınlatmaya çalıştı. Fransız ordusundaki Müslümanlara yönelik yazdığı Arapça beyannameler cephelere uçaklardan atıldı. Almanya’da iken yazdığı Berlin Hatıraları adlı şiirini dönünce Sebilürreşad’da yayınladı.
İstanbul'a döndükten sonra 1916 başlarında Teşkilat-ı Mahsusa tarafından Arabistan'a gönderildi. Görevi, bu topraklardaki Arapları Osmanlı'ya karşı kışkırtan İngiliz propogandası ile mücadele etmek için "karşı propaganda" yapmaktı. Mehmet Âkif, Berlin'deyken heyecanla Çanakkale Savaşı ile ilgili haberleri takip etmişti. On dört ay süren savaşın zaferle sonuçlandığı haberini Arabistan'da iken aldı. Bu haber karşısında büyük coşku duydu ve Çanakkale Destanı'nı kaleme aldı. Arabistan dönüşünde iki ay Lübnan'da kalan Mehmet Âkif, "Necid Çölleri'nden Medine'ye" şiirinde bu seyahatini anlattı.

Dâr-ül Hikmet-il İslâmiye Cemiyeti'ne girmesi
Lübnan’da yaşayan Mekke Emiri Şerif Ali Haydar Paşa’nın daveti ile 1918’de bu ülkeye giden Âkif, Lübnan’da iken Şeyhülislamlığa bağlı Dâr-ül Hikmet-il İslâmiye Cemiyeti başkatipliğine atandı. Ahmet CevdetMustafa SabriSaid Nursi gibi isimlerin kurduğu ve Osmanlı Devleti ile diğer İslam ülkelerinde çıkacak dini meseleleri halletmek, İslam aleyhindeki gelişmelere yanıt vermek amacıyla kurulan bu örgütte çalışırken bir yandan da Said Halim Paşa'nın “İslamlaşmak” adlı eserini Fransızcadan Türkçeye çevirdi.
Bu dönemde Anadolu toprakları işgale uğramış; Türk halkı Kurtuluş Savaşı 'nı başlatarak direnişe geçmişti. Bu harekete katılmak isteyen Âkif, Balıkesir'e giderek 6 Şubat 1920 günü Zağnos Paşa Camii'nde çok heyecanlı bir hutbe verdi. Halkın beklenmedik ilgisi karşısında daha birçok yerde hutbe verdi, konuşmalar yaptı ve İstanbul'a döndü. Bu arada Sebilürreşad idarehanesi, Millî Mücadele’ye katılmak için Anadolu’ya geçmiş olanlarla İstanbul’daki yakınlarının gizli haberleşme merkezi hâline gelmişti. Âkif, Kurtuluş Savaşı’nı desteklemesi nedeniyle 1920'de Dâr ül-Hikmet il-İslâmiye Cemiyeti'ndeki görevlerinden azledildi.

İstiklal Savaşı'na katılışı


İstanbul'da rahat hareket etme olanağı kalmayan Mehmet Âkif, görevinden azledilmeden az önce oğlu Emin'i yanına alarak Anadolu’ya geçti. Sebil'ür-Reşad’ı Ankara’da çıkarması için Mustafa Kemâl Paşa'dan davet gelmişti. TBMM'nin açılışının ertesi günü olan 24 Nisan 1920 günü Ankara'ya vardı. Millî mücadeleye şair, hatip, seyyah, gazeteci, siyasetçi olarak katıldı. Ankara'ya varışından bir süre sonra ailesini de yanına aldırdı.
Ankara’ya geldiği günlerde, Mustafa Kemâl Paşa Konya vali vekiline telgraf göndererek Âkif’in Burdur milletvekili seçilmesini sağlamasını istemişti. Haziran ayında Burdur’dan, Temmuz ayında ise Biga’dan mebus seçildiği haberi meclise ulaştı. Âkif, Burdur mebusluğunu tercih etti. Böylece 1920-1923 yılları arasında vekil olarak I. TBMM’de yer aldı. Meclis kayıtlarında adı "Burdur milletvekili ve İslam şairi" olarak geçmektedir.
Ankara'ya varır varmaz ona verilen ilk görev, Konya Ayaklanması’nı önlemek için halka öğütler vermek üzere Konya’ya gitmekti, büyük gayretine rağmen Konya’da kesin bir sonuca ulaşamadı ve Kastamonu’ya geçti. Halkı düşmana direnişe teşvik için 1920 yılının Kasım ayında Kastamonu’daki Nasrullah Camisi'nde verdiği ateşli vaaz, Diyarbakır’da basıldı ve tüm vilayetlere ve cephelere dağıtıldı.
Âkif, Anadolu'ya geçerken Eşref Edip'e de arkasından gelmesini söylemişti. Eşref Edip, Sebil'ür-Reşad Dergisi'nin klişesini de alıp İstanbul'dan ayrıldı. Son olarak 6 Mayıs 1921 günü derginin 463. sayısını yayımlamışlardı. Âkif derginin 464-466. sayılarını Eşref Edip ile beraber Kastamonu'da yayımladı, 464. sayı o kadar ilgi gördü ki birkaç kere basılıp Anadolu'ya ve askere dağıtıldı. 467. sayıdan itibaren yayıma Ankara'da devam ettiler. Derginin etkisi o kadar büyüktü ki, yaydığı yoğun duyguların hâkimiyetindeki Türk halkları etkilenmesinden korkan Rusya, gazetenin ülkeye girişini yasakladı.
1921'de Ankara'da Taceddin Dergahı'na yerleşen Mehmet Âkif, Burdur milletvekili olarak meclisteki görevine devam etmekteydi. O dönemde Yunanların Ankara'ya ilerleyişi karşısında meclisi Kayseri'ye taşımak için hazırlık vardı. Bunun bir dağılmaya yol açacağını düşünen Mehmet Âkif, Ankara'da kalınmasını, Sakarya'da yeni bir savunma hattı kurulmasını önerdi; teklifi tartışılıp kabul edildi. Taceddin Dergahı'nda kaldığı ev Mehmet Akif Ersoy Müzesi olarak ziyarete açıktır.
İstiklâl Marşı'nı yazması


Aynı dönemde Millî Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Bey'in ricası üzerine arkadaşı Hasan Basri Bey kendisini ulusal marş yarışmasına katılmaya ikna etti. Konulan 500 liralık ödül nedeniyle başlangıçta katılmayı reddettiği bu yarışmaya, o güne kadar gönderilen şiirlerin hiçbiri yeterli bulunmamıştı ve en güzel şiiri Mehmet Âkif'in yazacağı kanısı mecliste hâkimdi. Mehmet Âkif'in yarışmaya katılmayı kabul etmesi üzerine kimi şairler şiirlerini yarışmadan çektiler. Şairin orduya ithaf ettiği İstiklâl Marşı17 Şubat günü Sırat-ı Müstakim ve Hâkimiyet-i Milliye'de yayımlandı. Hamdullah Suphi Bey tarafından mecliste okunup ayakta dinlendikten sonra 
12 Mart 1921 Cumartesi günü saat 17.45'te ulusal marş olarak kabul edildi. Âkif, ödül olarak verilen 500 lirayı Hilal-i Ahmer bünyesinde, kadın ve çocuklara iş öğreten ve cepheye elbise diken Dar’ül Mesai vakfına bağışladı.
Mısır yılları
İstiklâl Madalyası ile ödüllendirilen Mehmet Âkif, 1922 yılında sağlık gerekçesi ile milletvekilliğinden istifa etti. 1923 yılının Mart ayının son günlerinde ortadan kaybolan yakın arkadaşı Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey’in Mustafa Kemal’in Muhafız Alayı Kumandanı Topal Osman tarafından öldürüldüğünün anlaşılması üzerine kendine yeni bir yurt bulması gerektiğini hissetti.[13] Bir süredir kendisini Mısır’a davet eden Mısır Hıdivi Abbas Halim Paşa'nın davetine uydu ve böylece kışlarını Mısır’da geçirmeye başladı. Onun ülkeden ayrılışını 1924’te Halifeliğin kaldırılması veya 1925 yılında çıkarılan Şapka Kanunu ile açıklayanlar vardır.
Akif, gitmeden önce Kur'an'ın mealini hazırlamak için Diyanet İşleri Başkanlığı ile anlaşma imzaladı. Kuran çevirisini yapabilecek tek adam olarak görüldüğünden Kuran-ı Kerim'i Türkçe'ye tercüme işine girişmesi için 1908'den itibaren yoğun bir ısrar vardı. Tercüme işine kesinlikle yanaşmayacağı anlaşılınca, bir Kuran-ı Kerim meali yazmak hususunda güçlükle razı edilmiştir.
En ünlü eseri Safahat 1924 yılında Türkiye'de basıldı. Birkaç sene yazları İstanbul'da, kışları Mısır'da geçiren Mehmet Âkif, 1926 kışından sonra Mısır’dan dönmedi. Kahireyakınlarındaki Hilvan'a yerleşti. Burada adeta inzivaya çekilerek Kur'an meali üzerinde çalışmayı sürdürdü ancak ülkede ulusal din projesinin (Türkçe ezan-ibadet) hayata geçirilme projesini öğrenince kendi çalışmasının bu projede kullanılmasından çekinerek  1932’de mukaveleyi fesh etti. Diyanet İşleri Başkanlığı hem tercüme hem yorumlama işini Elmalılı Hamdi Efendi'ye verdi. Âkif, kendi yazdıklarını dostu Yozgatlı İhsan Efendi'ye teslim etti ve ölür de gelmezse yakmasını nasihat etti. (Ekmeleddin İhsanoğlu'nun babası.)
Mehmet Âkif, Mısır yıllarında Kuran çevirisinin yanı sıra Türkçe dersleri vermekle meşgul olmuştu. Kahire'deki “Câmiat-ül Mısriyye" adlı üniversitede Türk Dili ve Edebiyatı dersleri verdi (1925-1936).

Siroz hastalığına tutulunca hava değişikliği iyi gelir düşüncesiyle önce Lübnan'a, sonra Antakya’ya gitti fakat Mısır'a hasta olarak döndü. 17 Haziran 1936’da tedavi için İstanbul’a döndü. 27 Aralık 1936 tarihinde İstanbul’da, Beyoğlu'ndaki Mısır Apartmanı'nda hayatını kaybetti. Edirnekapı Mezarlığı'na gömüldü. Cenazesine resmi bir katılım olmadı, ancak büyük bir üniversiteli genç topluluk katıldı. Mezarı iki yıl sonra, üniversiteli gençler tarafından yaptırıldı; 1960’ta yol inşaatı nedeniyle kabri Edirnekapı Şehitliği'ne nakledildi. Mezarı, Süleyman Nazif ve arkadaşı Ahmet Naim Bey'in mezarları arasındadır.
Mehmet Âkif'e 1 Haziran 1936 tarihi itibarı ile 478 lira 20 kuruş emekli maaşı bağlanmıştır. Bu maaş 1936 yılı Ekim ayından itibaren ödenmeye başlanmış, toplu olarak 2976 lira almıştır. Emekli cüzdanının son sayfasında ise “600 lira borç” ibaresi yazılıdır. Bu borç düştükten sonra ise kalan kısım ailesine verilmiş ve Mehmet Âkif bundan iki ay sonra vefat etmiştir.
Edebî hayatı
Mehmet Âkif, şiir yazmaya Baytar Mektebi'nde öğrenci olduğu yıllarda başladı. Yayımlanan ilk şiiri Kur'an'a Hitap başlığını taşır. 1908'den itibaren aruz ölçüsü kullanarak manzum hikâyeler yazdı. Hikâyelerinde halkın dert ve sıkıntılarını anlattı. Balkan Savaşı yıllarından itibaren destansı şiirler yazmaya başladı. İlk büyük destanı, “Çanakkale Şehitleri'ne“ başlıklı şiiridir. İkinci büyük destanı ise Bursa'nın işgali üzerine yazdığı “Bülbül“ adlı şiiridir. Üçüncü olarak da İstiklâl Marşı'nı yazarak İstiklâl Savaşı'nı anlatmıştır. "Sanat sanat içindir" görüşüne karşı çıkan Mehmet Âkif, dinî yönü ağırlıkta bir edebiyat tarzı benimsemişti. Edebiyat dili olarak Millî Edebiyatakımına karşı çıktı ve edebiyatta batılılaşma konusunda Tevfik Fikret ile çatışmıştır.
Eserleri

Milli Şairimizin  Safahat adı altında toplanan şiirleri 8 kitaptan oluşmuştur. Mehmet Akif , İstiklâl Marşı'nı Safahat'a koymamıştır. Nedenini ise şöyle açıklar: "Çünkü ben onu milletimin kalbine gömdüm".
1.    Kitap: Safahat (1911) - 44 manzume içerir. Siyasal olaylar, mistik duygular, dünyevi görevlerden bahsedilir.
2.    Kitap: Süleymaniye Kürsüsünde (1912) - Süleymaniye Camisi'ne giden iki kişinin söyleşileri ile başlar, kürsüde Seyyah Abdürreşit İbrahim'in konuşturulduğu uzun bir bölümle devam eder.
3.    Kitap: Hakkın Sesleri (1913) - Topluma İslami mesajı yaymaya çalışan on manzumedir.
4.    Kitap: Fatih Kürsüsünde (1914) - Fatih Camisi'ne giden iki kişinin söyleşileri ile başlar, vaizin uzun konuşması ile devam eder.
5.    Kitap: Hatıralar (1917) - Âkif'in gezdiği yerdeki izlenimleri ve toplumsal felaketler karşısında Allah'a yakarışını içerir.
6.    Kitap: Asım (1924) - Hocazade ile Köse İmam arasındaki konuşmalar şeklinde tasarlanmış tek parça eserdir.
7.    Kitap:Gölgeler (1933) - 1918-1933 arasında yazılmış 41 adet manzumeyi içerir. Her biri, yazıldıkları dönemin izlerini taşır.
8.    Kitap: Safahat (Toplu Basım) (ilki 1943) - 6 Safahatını bir araya getirir.


16 Aralık 2015 Çarşamba



Aylık olarak yayınlanan Cins Dergisinin Aralık 2015 sayısında,
ilginç bir yazı vardı.
Takdirlerinize sunuyorum.

PROFESYONEL RİYAKARLIĞIN İPUÇLARI ;
Bekir Develi (Cins Dergi Aralık 2015-sh.24-25)
1-     Cep telefonunuza mutlaka namaz saatlerini bangır bangır  bagırarak bildiren bir uygulama İndirin. Telefonunuzun  sesinide dibine kadar açın. Görüşme esnasında olur da namaz vakti girerse çalar ve  bu muhatabınızda namazlarınızı kıldığınıza  dair olumlu bir izlenim uyandırır
2-      Hamdolsun, inşallah, nasipse, hayırlısıyla  vb.  terimleri cümlelerinizin arasına profesyonelce serpiştirin.. Bu her  muhafazakarın dikkatini çekecek ziyaretinde onu hoşnut edecektir. 
3-     B ir muhafazakarla ilk temasta "Tasavvuf, siyaset, cemaat" mevzulan sıkıntılı olabilir. Çünkü  bu konular İslamcıların  tamam ının  ittifak ettigi mevzular degildir. Adamın tam neci oldugundan tam emin degilseniz  fakat eleman sizinle ille de bu tur seyler konusmak istiyorsa muhatabınızı daha az ihtilaflı konulara yönlendirmeye calışın . Mesela "28 Subat'ta Neler ettiler Bize üstadım yaaaa" gibi Bir giris Yapabilirsiniz. Hangi cemaat ya da görüşten olursa olsun size  katılacaktır ...   "Bizim en buyuk sorunumuz toplum olarak Kur'an ve  Sünnetten uzaklaşmış  olmamız “ gibi  şeyler söylerseniz bu da sizi  neticeye ulastıracak akıllıca bir giris olabilir.
4-      Tanrı, sans, yaratmak gibi kelimelere tum İslamcılar gıcıktır. Konusurken bu  ve benzeri kelimeleri mumkun mertebe kullanmamaya ozen gösterin.
5-     Yapmadıgınız nafile ibadetleri vurgularken salak  gibi gece teheccude kalktim derseniz bu ters tepebilir.  Örnek: "Valla istanbul'da hava düne kadar cok sakindi. Dun gece yatarken de hava açıktı. Gece üç gibi alarm çaldı. (bak bak bak gördün mu hareketi? Simdi diyor ki oooo teheccude alarm kuruyor ... vaaay ... helal adama valla )  Kalktim Pencereden baktim ki sel seli götürüyor. Neyse abdest alıp  namazı  kılana kadar yagmur, firtina devam etti. Sonra biraz Kur'an okuyayim dedim o esnada hava sakinlesir gibi oldu. Zaten gunes dogunca da Bir şey kalmadi.  
6-     İşinizi  görecek  kisi ile yemekli bir toplantidaysaniz tabağınızı mutlaka sünnetleyiniz  
7-     Sakın ha,gayei- Hayal, Mefkure, mulahaza, diyalog kelimelerinicümle icinde hatta dışında saf saf  kullanmayin, Neolup  bittigini anlayamadan Kendinizi kapı önünde bulabilirsiniz.

8-     Şimdi vereceğim taktik devasa büyüklükeri yüzünden bakanlıklar, genel mudurlukler gibi yerlerde işe  yaramaz belki ama orta çaplı bir yerde uzunca sayılabilecek görüşmeniz varsa malum abinin yan çıkmadan evvel mutlaka mescide uğramalısınız. Kimlik ya da ehliyetinizi mescitte herkesin görebilecegi bi yere  atın.  

29 Kasım 2015 Pazar

YUSUF KAPLAN ...29 KASIM 2015 YENİŞAFAK...

Baştan söyleyeyim: Bütün ezberlerinizi altüst edeceğim bu yazıda.
Son 25 yılda, 1989'da Soğuk Savaş'ın bitirilmesinden bu yana Amerika'nın yerleştiği Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu'da sürekli büyüyen, etki alanları genişleyen iki ülke var: İngiltere ve İran.

SOĞUK SAVAŞI, İNGİLİZLER BİTİRDİ. NİÇİN PEKİ?

1980'lerde Margaret Thatcher'ın gelişi, Soğuk Savaş'ı sona erdirdi. “Demir Leydi” lakabıyla anılan Thatcher, Demir Perde olarak adlandırılan sosyalist dünyayı, tarihin mezarlığına gömen fitili ateşledi: Soğuk Savaş alelacele bitirildi; küresel sistem, kendisine yeni bir düşman icat etti: İslâm.

Yeni düşman, NATO Genel Sekreteri'nin ağzından telâffuz edildi açıkça: “Küresel sistemin önündeki en büyük tehdit, İslam'dır,” denildi ve “İslâm tehdidi”, NATO'nun resmî doktrini hâline getirildi NATO Genel Sekreteri Willy Cleas tarafından.
Bildik Soğuk savaş okumasını tersyüz edecek bir şey söylüyorum burada: ABD, tıpkı Rusya gibi süper güç olma özelliğini yitirdi. Soğuk Savaş sürecinde iki büyük süper güç vardı: ABD ve Sovyetler Birliği.
İşte Soğuk Savaş'ın bitirilmesi, İngilizlerin sessiz, sinsice ve derinden tarihin akışını değiştirecek bir konuma gelmesini sağladı -yaklaşık yarım asır sonra yeniden.

YAHUDİLERİN TASFİYESİ

Soğuk Savaş sürecinde ABD'ye her bakımdan ve her alanda Yahudiler yerleşmişti: Başka bir ifadeyle, Yahudiler, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ABD'yi ele geçirmişlerdi.

Soğuk Savaş'a son verilmesi, ABD'nin Yahudilerin egemenliğinden / işgalinden kurtulma kaygısının bir neticesiydi. Orta vadede yapılmak istenen buydu.

ABD, WASP demekti çünkü: Beyaz, Anglosakson ve Protestan yani.
İşte Yahudi katliamıyla sonuçlanan İkinci Dünya Savaşı, Yahudilerin ABD'yi içeriden ele geçirmelerinin gerekçesiydi. Oysa ABD'yi kuranlar İngilizlerdi. Yahudilerin ABD'ye hâkim olmaları, İngilizlerin yalnızca ABD'deki hâkimiyetlerini değil aynı zamanda iki büyük Sanayi Devrimi'nin mimarı adalıların dünya üzerindeki hâkimiyetlerini de yitirmeleriyle sonuçlanmıştı. Sanayi Devrimlerini gerçekleştiren ve Osmanlı'yı çökerten İngilizlerin Yahudiler tarafından ABD'den “kovulmaları”, İngilizlere çok ağır gelmişti.
İngilizler, bu süreçte, toparlandılar ve Thatcher'la birlikte Yahudileri küresel sistemden uzaklaştıracak hamleler yapmaya başladılar. Küresel kapitalist sistemi İngilizler Yahudilerle birlikte kurmuşlardı ama Yahudiler, İngilizlere -soykırım üzerinden- büyük darbe vurmuşlardı.

İSLÂM'IN YENİDEN TARİHE GİRİŞİNİN ÖNLENMESİ

Altını çizerek söylüyorum: Soğuk Savaş'ın bitirilmesinin uzun vadedeki asıl gerekçesi, İslâm'ın yeniden tarih sahnesine çıkışını önlemekti.

İki asırdır, dünyaya şekil ve yön verenler; Osmanlı medeniyetini tarihe gömenler ve bütün egemenliklerini İsIâm dünyasının sorunlarını ve sınırlarını belirleyecek dahice ve sinsice bir strateji izleyenler İngilizlerdi. 0 yüzden İslâm'ın yeniden tarih sahnesine çıkışını yalnızca İngilizler engelleyebilirdi.

Tam da bu nedenle, Soğuk Savaşı İngilizler bitirdiler. Niçin? Yukarıda söylediğim şeyi biraz daha açarak ifade etmem gerekirse, özelde Türkiye'nin, genelde İslâm dünyasının gelişini, sessiz ve derinden yeniden tarihe girişini gördükleri için.

İngilizler şöyle düşünüyorlardı: Eğer Türkiye, köklerine döner, yeniden İslâmî yörünge'sine kavuşursa, Osmanlı'nın küllerinden doğması, yeni şekillerde dirilmesi önlenemezdi, önlenemeyecekti. Türkiye'nin toparlanması, Türkiye'yi bekleyen, Türkiye'ye bakan Osmanlı coğrafyasının Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu'dan oluşan üç ana havzasının da Türkiye tarafından toparlanmasıyla sonuçlanacaktı zira.
Türkiye gelince, İngilizler gidecekti. Bu yakıcı gerçeği en iyi İngilizler biliyordu!

TÜRKİYE DURDURULMALI, İRAN'IN ÖNÜ AÇILMALI'YDI! NEDEN Kİ?

O yüzden Türkiye durdurulmalı, İran'ın önü açılmalıydı. Bu arada 20. yüzyılın omurga Ehl-i Sünnet hareketi İhvan'a da büyük bir darbe vurulmalıydı.

Böylelikle İslâm dünyasının bin yıllık akidevî, fikrî ve siyasî birliğini sağlayan Selçuk ve Osman çocuklarının binbir çileyle kurdukları küresel İslâm düzeni nihâî olarak çökertilebilirdi.

İran'da devrim yapıldı Soğuk Savaş'In bitirilmesinden tam 10 yıl önce. İran devrimi bir şekilde oturduktan sonra Soğuk Savaş'ın bitirilmesine karar verildi. Ayartıcı, postmodern yöntemlerle yeni bir savaş başlatılıyordu küresel sistem tarafından: “İslâm'a Karşı İslâm” savaşıydı bu:

Suud ve İran gibi taşeron ülkelerle PYD, PKK, DEAŞ, Paralel gibi maşa örgütler üzerinden İslâm'ın gelişi içeriden durdurulacaktı. Çok zekice bir stratejiydi doğrusu. Doğrudan savaşlar dönemi bitiyor, proxy / vekâlet savaşları dönemi başlıyordu artık.

YÜZYILLIK BÜYÜK OYUN'UN ADI: “İSLÂM'A KARŞI İSLÂM” SAVAŞI

“İslâm'a Karşı İslâm” savaşı, postmodern / sinsi bir savaş olacaktı ve üç ayağı vardı:
1-İslâm'ı terörle özdeştirmeyi mümkün kılacak terör örgütleri icat etmek.
2-Ilımlı İslam projesi: Paralel din icat ederek İslam'ın genetiğiyle, Müslümanların genleriyle oynayarak İslâm'ı sekülerleştirmek, protestanize etmek ve bütün evrensel iddialarını yok etmek!
3-Yapay bir Sünnî-Şiî çatışması icat ederek bunu adım adım gerçeğe dönüştürmek.
Şunu unutmayalım: Bu üç proje, birbiriyle irtibatlı ve eşgüdümlü olarak uygulanan “İslâm'a Karşı İslâm” savaşı stratejisinin parçaları.
İlk iki projede çok büyük mesefa katedildi. Şu an üçüncü projeye geçildi.
Şimdi anladınız mı, neden Türkiye'nin önünün ateş çemberine çevrilerek kuşatıldığını ve İran'ın önünün alabildiğine açıldığını?
Bu mesele, en hayatî meselemiz, hayat-memat meselemiz. O yüzden ezberleri bozmaya ve paslanan zihinleri açmaya yarın da devam ediyoruz.


20 Ekim 2015 Salı



Muharrem Ayı 14 Ekim  Çarşamba günü başladı.

         Bu ayda yapılacak olan salih ameller diğer aylara göre farklıdır. Bu ayda yapılacak olan en güzel salih ameller ise oruc, sadaka vermek ve dua etmektir. Bu ay içerisinde yapılan günahlar diğer aylarda yapılan günahların cezasından daha şiddetlidir. Aynı zamanda bu ay içerisinde yapılan salih amellerin sevabı da diğer aylarda yapılan amellerin sevabından daha fazladır.

“Gerçekten, Allah yanında gökleri ve yeri yarattığından beri ayların sayısı, Allah'ın Kitabında onikidir. Onlardan dördü haram aylardır. İşte en doğru din budur.” (Tevbe /36)

"Onlardan dördü" bunlar, arkasında başka bir haram ay gelmeyen Recep ile arka arkaya gelen Zulkade, Zulhicce ve Muharrem aylarıdır. Bunlara "haram" niteliğinin verilmesi saygınlıklarının fazla oluşu ve bu aylarda savaşmanın haram kılınmasıdır.

Aşure günün önemi ve fazileti

Âşûrâyı on sayısı ile ilgili olan aşr ve âşir veya develerin güdülmesiyle ilgili işr kökünden türemiş Arapça bir kelime kabul edenler olduğu gibi, bu dilde "fâûlâ" vezninin bulunmadığını ileri sürerek İbrânîce'den geldiğini söyleyenler de vardır. Fakat âlimlerin çoğu bu görüşe katılmamakta, kelimenin Arapça asıllı olduğunu benimsemektedirler.

Âşûrâ orucunun fazîleti. Ve hakında gelen rivayetler.

Buhari'den gelen bir rivayette; Seleme İbnü'l-Ekva radıyallâhu anh şöyle demiştir: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Eşlem kabilesinden bir adama şunu emretti: "İnsanlara şunu ilan et: Kim bir şey yiyip içtiyse günün geri kalan kısmında oruç tutsun. Kim bir şey yiyip içmediyse bu günü oruçlu geçirsin. Çünkü bu gün Âşûra günüdür.” (Buhari, 2007; Sahih)

Âşûrâ orucunun farz oluşunun hükmü nesh edilmeden (kaldırılmadan) önce Âşûrâ orucu farzdı. Çünkü Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'den bu orucun tutulmasıyla ilgili emir sâbittir. Sonra bu emir tekid edilmiş, daha sonra gelen bir çağrıyla bu tekid daha da pekiştirilmiş Âşûrâ orucu, orucun meşrû ve farz kılınışı sırasında Allah Teâlâ'nın hikmeti ile kademeli bir şekilde olmuştur. Nitekim oruç, üç merhale geçirmiştir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Medine'ye geldiklerinde orucu, her ay üç gün ve Âşûrâ günü olarak tutmalarını emretmiştir.

Âişe radıyallâhu anh şöyle dedi: Kureyş cahiliye döneminde Âşûra gününde oruç tutardı. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'de cahiliye döneminde bu orucu tutardı. Medine'ye gelince bu orucu kendisi tuttu ve o gün oruç tutulmasını emretti. Ramazan orucu farz kılınınca, âşûra orucu terk edildi. Dileyen o gün oruç tuttu, dileyen tutmadı.” (Buhari, 2002; Sahih)

HİCRİ YILBAŞI NEDİR?

Hicri Yılbaşı veya 1 Muharrem (kameri) hicri takvime göre Zilhicce ayının son gecesini Muharrem ayının birinci gününe bağlayan zaman dilimidir. İslami takvime göre bir sonraki güne saat 00:00 da değil güneş batması ile (akşam ezanı) geçilir. Bu zaman dilimi ay takvimi esaslı olduğu için bir sonraki hicri Yılbaşı 11 ya da 12 gün daha erken bir tarihe denk gelir. Muharrem ayı, Zilkade, Zilhicce ve Receb ile beraber Kur'an'da kıymet verilen dört haram aydan biridir.

Muharrem ayı orucu ne zaman tutulur?

Muharrem ayının tamamında oruç tutmak müstehaptır. "Rasulullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Ramazandan sonra en faziletli oruç ayı, Allah ayı olan muharremdir. Farz olan namazlardan sonra en faziletli namaz ise geceleyin kılınan namazdır.” (Müslim, 116; Tirmizi, 740; Sahih)

Müslim'den ve sünenlerden gelen bir rivayette; Ebû Katade b. Numan radıyallahu anh'dan rivayeten Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Aşura günü orucu geçen bir senenin günâhlarına kefaret olur.” (Müslim, 1162; Tirmizi, 752; Ebû Dâvûd; İbni Mâce, 1731; Sahih)

Müslim'den gelen bir rivayette; İbn Abbâs radıyallâhu anh anlatıyor; "Rasulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, aşure günü oruç tuttuğunda, oruç tutulmasını emretti. Sahabeler; 'Yâ Rasulullah! Yahudiler ve Hıristiyanlar bu güne tazim gösteriyor!' dediler. Bunun üzerine Rasulullah sallallâhu aleyhi ve sellem; "Gelecek yıl inşallah dokuzunda oruç tutarız" buyurdu. Fakat Rasulullah sallallâhu aleyhi ve sellem gelecek yıl, gelmeden önce vefat etti.” (Muslim, 1134; Sahih)

Bazı alimler şöyle demişlerdir: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Müslim'de yer alan "Önümüzdeki yıl hayatta olursam dokuzuncu günü oruçlu geçireceğim" sözü iki anlama gelebilir: Birincisi, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem bu sözle onuncu gün oruç tutmayı dokuzuncu güne nakletmeyi istemiştir. İkinci ihtimale göre ise onuncu güne dokuzuncu günü de eklemeyi istemiştir. Nebi sllallahu aleyhi ve sellem bunu açıklamadan vefat ettiğinden ihtiyat her iki gün de oruç tutmayı gerektirir. Buna göre âşûra orucu üç mertebedir: En azı tek başına onuncu günü oruçlu geçirmek, ortası dokuz ve onuncu günü oruçlu geçirmek, bunun da üzerinde olanı dokuz, on ve onbirinci günleri oruçlu geçirmektir. İbn Abdilberr âşura orucunun artık farz olmadığı, müstehap olduğu konusunda icma bulunduğunu nakletmiştir.

         Hicretin öneminin kavranması temennisi ile Muharrem ayının hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Yavuz Subaşı

1 Ekim 2015 Perşembe


CHP GENEL BAŞKANINDAN ÖZÜR DİLEMESİNİ BEKLİYORUM...

               Chp 1 kasım seçimleri için  seçim beyannamesini 30 Eylül tarihinde yaptığı bir toplantı ile açıkladı.
              Seçim beyannamesini açıklaması esnasında, halkın değerlerini ve demokratik ilkeleri yok sayarak, halkımızın % 52 oy ile seçtiği Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'a diktatör diyen Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu kınıyor ve halkımızdan özür dilemeye davet ediyorum.

Yavuz Subaşı 
01.10.2015

15 Eylül 2015 Salı


  Emekli General Adnan Tanrıverdi ' den olay Açıklamalar ;
1.    HDP'nin tüm seçim stratejisini Obama'nın kampanyasını yürütmüş olan Benenson Strategy Grup yürütüyor...Benenson Strategy Group'un iki temsilcisi medya temsilcileri ile çok ilginç bir yerde çok ilginç bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantının yeri Bebek'te ABD İstanbul Başkonsolosluğuna ait bir yerleşkeydi. Ev sahipleri ise Benenson Strategy Group temsilcileriydi. Kendisi toplantı sırasında yerleşkede olmasına rağmen toplantıya ABD Başkonsolosu iştirak etmedi.
Toplantıya Hürriyet, Radikal, CNN Türk, Zaman, Bugün, Sözcü ve Cumhuriyet'ten birer temsilci katıldı.
Toplantının tek konusu: Erdoğan ve Davutoğlu'nun olmadığı bir Türkiye için HDP projesinin propaganda ayağının stratejisiydi. Benenson Strategy Group'un temsilcisi: PKK'nın vereceği karardan sonra PKK hakkında nötr, HDP hakkında lehte daha fazla haber yapalım. HDP Strateji Grubu'ndaki Benenson Strategy Group'un temsilcisi olan kadın şu cümleyi toplantıda kullandı: " Bir yalanı sürekli tekrarlayarak ve inanarak söylersen o yalana herkes inanır."
Strateji Grubu'nun diğer önemli bir planı Gülen ve Doğan medyasında sürekli HDP ve PKK ayrı yapılardır haberleri çıkarmak.Hatta Strateji Grubu, PKK ve HDP arasında yapay bir kavga da çıkartacak.PKK doğu ve güneydoğu'da HDP'ye silah zoruyla oy toplarken medya üzerinden kavga edecekler. Bazı HDP'li yöneticilerin PKK tarafından darp edilmesi, silah ile yaralanması hatta öldürülmesi dahi gündem edildi.
2. Strateji Grubu, seçim dönemi boyunca HDP'li bakanları örnek göstererek bunlar Ak Parti ile kolkola deyip milliyetçi Ak Parti oylarının MHP'ye gitmesi için çalışacak.
3.Strateji Grubu özel bir sabotaj ekibi kurma kararı aldı. Büyük Projelerde Kaza...Şuan Türkiye'nin dört bir yanı şantiye alanı 24 saat esaslı olarak büyük projelerin bitirilmesi için çalışılıyor.Yavuz Sultan Selim Köprüsü -Avrasya Tüneli,-İstanbul-İzmir otoyolu bağlantı köprüsü-Ve 3. Havalimanı; Büyük projelere sabotajlar yapılacak, sabotajlar sonrası yaşanacak iş kazalarıyla ölümler ve ağır yaralanmalar hedeflenecek.Daha sonra Gülen ve Doğan medyası bu olayları büyük açıklı hikayelerle halka sunacak. Projeleri tartışmaya açacak...
4.Toplantı bittikten sonra Hürriyet ve Radikal'den gelen iki temsilci özel bir odaya alınırken diğer kişiler yerleşkenin bahçesine geçtiler. Özel odada Hürriyet ve Radikal'in temsilcisi beklerken odaya sürpriz biz isim girdi: ABD İstanbul Başkonsolosu.Giriş katın üstündeki katta özel odada gerçekleşen görüşmenin konusu ne siyaset ne de HDP'ydi. Duyunca biz de şaşırdık. Toplantının konusu: Türkiye'de (sözde) homoseksüellik gerçekliğinin meşrulaştırılmasıydı.Bunun için Sayın Konsolos, Hürriyet ve Radikal temsilcilerinden konu hakkında daha fazla haber yapmalarını ve hayat hikayelerini basına taşımalarını istedi. Açıklı hayat hikayelerinin herşeyi meşrulaştıracağını belirtti.
5. İran istihbaratı 8 tırlık mühimmatı PYD ve PKK'ya teslim etti. PKK'ya verilen patlayıcı ve silahlar Alman ve Rus yapımı.
6. HDP, Paralel Çete, MHP (eski Özel Harp Dairesi kuklaları), Geziciler bir olmuş iç savaş çıkartacaklarmış. Bahçeli, bu dakikadan sonra sen hesabını bu aziz millete verirsin. Davutoğlu "HDP'ye bakanlık vermeyelim gel seçime gidecek hükümeti beraber kuralım" desin sonra sen (bahçeli) "yok" de şimdi de zırvala. Berliner Zeitung: "NATO ülkesi ve Avrupa Birliği adayı Türkiye iç savaşın eşiğinde bulunuyor ve Avrupa sesini bile çıkarmıyor."
1) ERDOĞANSIZ TÜRKİYE İÇİN SİNİRLİ VE AGRESİF BİR ERDOĞAN Strateji Grubu Erdoğan'ı marjinal hale getirmek için yalan-iftiradan oluşan ve devam eden karalama kampanyasının dozunu yükseltecek. Özellikle 2 gün önce başlayan ailesi ile alakalı kampanya eşi, çocukları, yeğeni ve damadı üzerine yoğunlaşacak. Kendisi hakkında olmadık araba, ev, arsa vb. aslı astarı olmayan yeni haberler yapılacak. Tekzip metinleri dahi 2 Kasım'a kadar yayınlanmayacak. Yalan ve iftiralarla yapılacak karalama kampanyasında tek hedef Reis'i yıpratmak değil bir diğer hedefleri de REİS'i sahaya çekmek. Ailevi konularda sinirleri yıpratılmış sinirli bir Erdoğan figürünü topluma göstermek de Strateji Grubu'nun temel hedeflerinden biri.
2) ERDOĞAN VE DAVUTOĞLU ARASINDA KAVGANIN VAR OLDUĞU GÜNDEMİ - Strateji Grubu, Ak Parti tabanının çok güçlü olduğunu bunu yıkmanın yolunun da Erdoğan ve Davutoğlu arasında bir kavga ile ancak mümkün olduğunu yaptıkları toplantı da konuştular. - Yine toplantıda bu kavganın ihtimalinin dahi olmayacağı konuşuldu bunun yerine kavga var imajının sürekli haber yapılması ve köşe yazılarının yazılmasına karar verildi. - Ana akım medya dedikleri Doğan ve Gülen medyası kavga var haberleri yapıyorken bir de içerdeki Ak Parti içindeki uzantılarının bu konuda algı oluşturmasına karar verildi. -Özellikle Erdoğan'a yakın olduğunu iddia eden bazı kişilerin Davutoğlu hakkında yazacağı olumsuz yazılardan tutun da Sosyal Medya'da tweet atan, yazı paylaşan bazı müptezellere nasıl bilgi sağlanacağı dahi HDP Strateji Toplantısı'nda konuşuldu. - Yine Doğan medyasındaki sözde Erdoğan'a karşı Davutoğlu'nun korunacağı bazı köşe yazılarının yazılması kararı dahi çıktı. - Tam bir psikolojik harp kafasıyla alınan bu kararlar şeytana dahi pabucunu ters giydirir cinsten.
 3) EKONOMİK KAOS Özellikle TÜSİAD üyelerinin elinde bulunan çok ciddi bir likidite var. Bunu piyasayı altüst etmek için kullanma kararı aldılar.
* Piyasadaki küçük şirketlere yapılacak ödemelerinin tamamını erteleme böylelikle bu şirketleri iflas ettirme.
* Petrol fiyatları dünyada düştüğü halde Türkiye'de düşürmeme veya zam yapma. * Milletin temel gıda ve temel ihtiyaçlarına doları bahane ederek ardarda zam yapma, özellikle patates, soğan, makarna gibi temel ürünler.
 * Büyük şirketlerin maaşları geç yatırması ve tali bölümlerden adam çıkarma.
 * Ekonomik Kriz hakkında sürekli haber yapma. Ak Parti'nin ekonomiyi yönetemediğini sürekli tekrarlama.
 * Büyük Projeler hakkında aslı astarı olmayan usulsüzlük haberleri yaptırma.
4) HER OLAYI AK PARTİYE BAĞLAMA Strateji Grubu ülkede olumsuzluk adına ne varsa bunu Ak Parti'nin kusuru olarak lanse etme kararı aldı.
* Sel mi oldu, Ak Parti yaptı. Yıldırım mı düştü oraya neden Ak Parti paratoner koymadı.
* Trafik kazaları çoğaldı, neden Ak Parti herkese ehliyet veriyor.
* Yangın mı çıktı, Ak Parti itfaiye teşkilatına hiç yatırım yapmadı. Bu örnekler dün toplantıda konuşulan konulardı. Yine seçime kadar medyada çok garip istatistiklerin haber yapılması kararlaştırıldı.
* Ak Parti'nin sağlık politikasından dolayı doğumda ölen çocuk ve kadın sayıları.(2002 öncesi konuşulmayacak)
* Ak Parti'nin ekonomi politikasından dolayı kapanan iş yeri sayısı (açılanlar hiç konuşulmayacak)
* Ak Parti'nin eğitim politikasından dolayı üniversiteye gidemeyen genç sayısı. (Açılan üniversiteler konuşulmayacak)
 * Ak Parti'nin ekonomi-eğitim politikasından atanamayan öğretmen sayısı (atananlar konuşulmayacak) Bu ve benzeri bir çok istatistik sürekli olarak medyada, HDP ve CHP mitinglerinde tekrarlanacak.
5) İŞ BIRAKMA EYLEMLERİ Bu konuda Strateji Grubu sendikalar ile görüşme kararı aldı dün görüşmeler başladı. Eğer görüşmeler olumlu sonuçlanırsa;
* Memura zammı beğenmediğini iddia eden sendikalar iş bırakma kararı alacak.
* İşçi sendikaları da memura göre yeterli zam alamadıklarını iddia edip iş bırakacak.
* Bu iş bırakma eylemleri sadece devlette ve belediyeler de değil özel sektörde de yaşanacak.
6) FİTNE HAREKETLERİ - HDP Strateji Grubu'nun diğer önemli bir girişimi Ak Parti içinde ayrılıkçı bir hareket kurmaya için çalışmak. - Bu fitne hareketi için düşündükleri parti içinde iki önemli ismi kendilerinin direkt yönlendiremeyeceklerini biliyorlar. - Bundan dolayı bu iki ismin yanına yerleştirilmiş kripto paraleller üzerinden bu fitne hareketini oluşturmaya çalışacaklar. -Kripto paralellerin bu iki isme dillendirecekleri cümleleri dahi Strateji Grubu kararlaştırdı. Bazıları şöyle:
* "Efendim Davutoğlu bu işi beceremiyor tek kurtuluş sizsiniz."
* "Erdoğan ülkeyi çok gerdi sizin yumuşak gücünüze ülkenin ihtiyacı var."
7) İNTERNET HIZINI DÜŞÜRME VE KESİNTİ - TÜSİAD üyesi firmalardan bazıları artık ülkenin en büyük internet servis sağlayıcısı. Şuan Doğan grubu da yeni bir şirket kuruyor. - 1 Kasım'a kadar bu servis sağlayıcılar düzenli olarak interneti yavaşlatma kararı aldılar. Yine yer yer büyük kesintiler de yapılacak. - Bu hız düşürmeler ve kesintiler ile ilgili sosyal medyada Gezici ve Paralelci hesaplar konuyu hemen hükümete bağlayacak ve internet sansürü yaşanıyor diye bağıracaklar. - Kullanacakları argümanlar da hazır:

* "İranlaşma, Kuzey Kore gibi olma."