13 Ekim 2017 Cuma



Uzaklarda bir yer ;Endenozya İzlenimleri

 2017 yılı Eylül ayında Endonezya – Jakarta ‘ya gitme imkânım oldu.
        Bu vesile ile Uzak Doğunun bu gizemli ve güler yüzlü, sempatik insanların yaşadığı ülkesi ile ilgili elimden geldiğince notlarımı aktarmak istiyorum.
          11 saatlik direk uçuşla gidebileceğiniz Endonezya ile Türkiye arasında dört saatlik bir zaman dilimi farkı var. Dünyanın her yerinde olduğu gibi , zengin burada da zengin ve refah içinde , fakir ise burada da zor şartlar altında yaşamını sürdürmektedir.
          Endonezya ismi Latince İndus ve Yunanca Nesus kelimelerinden türetilmiştir
 .
          Yaklaşık 260 milyon nüfuslu bir ülke  olan Endonezya 17.000 adadan meydana gelmektedir. 1.919.000 km² yüzölçümüne sahip Endonezya'da kişi başı milli gelir 2200 $ civarındadır.
Türkiye  ile olan ticari ilişkilerinde 2,5 milyar $ ticaret hacmi vardır.
Ülkenin en büyük şehri ,Başkent Jakarta'nın nüfusu 10 milyondur.
          Endonezya'da trafik akışı soldan olup sürücüler sağ tarafta oturmaktadır. Okuma yazma oranı ise %75 tir.
          Uzak Doğunun Kültür ve İnanç Mozaik zengini Endenozya ,çok partili demokratik parlementer sistemle yönetilmekte olup ülkede seçimler beş yılda bir yapılmaktadır. Üniter bir devlet yapısının olduğu Endonezya  33 eyaletten, 27 il üç özel bölge ve 396 ilçeden  oluşmaktadır. Ülkede seçim barajı yüzde 3.5 olup Meclis'te 12 siyasi parti bulunmaktadır.
          Nüfusun %90'ı Müslüman olup,geri kalan Hristiyan ve Budisttir.
          Lokantaya gittiğinizde eğer ekmek yeme alışkanlığınız varsa yanınızda ekmek götürmeyi unutmayın. Lokantalarda ekmek servisi yok. Yemek kültürü  tüm Asya ülkelerinde olduğu gibi bol baharat ve acılı yiyecekler ,  bol şekerli içecekler ve tabii ki deniz ürünleri ile pirinç ağırlıklı.
          Endonezya’da Başlıca tarım ürünleri; pirinç ,mısır , patates ,  çay, şeker kamışı , kahve , palm yağı ve soya fasulyesidir.
          Adından sıkça söz edilen ve nüfusun yoğun olduğu başlıca beş tane adası Sumatra ,Borneo , Cava, Selebes ve Yeni Gine'dir.
         
         Hollanda , Portekiz nere ,
Endenozya  nere demeyin ,Çünkü Endonezya 1500 lü yıllarda önce Portekizliler ve İspanyollar tarafından ,1600 lü yılların başında da 1900 yılların başına kadar Hollanda'nın sömürgesi olarak kalmıştır.
         İkinci Dünya Savaşı'nda 1942-1945 yılları arasında Japonlar tarafından işgal edilmiştir .17 Ağustos 1945'te bağımsızlığını kazanmıştır.
         Endenozya para birimi Rupiah olup 10.000 rupiah 3 (üç) tl dir.
         Dünyanın en büyük takım ada devleti olan Asya’nın güçlü ve büyük ülkesi Endonezya  D8
 , İKÖ , ASEAN kuruluşlarına üyedir.
         Doğal kaynak zenginliği olarak; petrol ,doğalgaz ,kömür ,altın ,demir bakır ,gümüş başlıca zenginliklerindendir.
         Türk vatandaşlarına kısa süreli gidişlerde kapıda 30 $ karşılığı vize verilmektedir.
         Ülkenin bayrağı kırmızı beyaz renklerden oluşmakta olup kırmızı renk Kan'ı beyaz renk ise ruhu simgelediği ifade edilmektedir.
         2014 yılında yapılan başkanlık seçimlerinde Jakarta eski Belediye Başkanı Joko vidodo seçilmiştir.
         Jakarta’da  ortada çok sayıda cami olup camilerin doluluğu  cuma namazı haricinde yeterli değil. Başkentin en büyük camisi Şehr merkezindeki İstiklal Camii’dir.
         Geleneksel kültürden Avrupai kültüre geçişin izleri maalesef burada da hızla kendini göstermektedir.
         Fastfood tarzı yemek yerleri hızla yayılmaktadır
.
         Yüksek katlı gökdelenler binalar plazalar hızla eski binaların yerlerini almaktadır. Bu sebeple geleneksel mimari yapılar her nedense , yüksek katlı binalara dönüşmekte.
Arazi sıkıntısı olan Endonezya’da yüksek katlı binalar konut ihtiyacı için belki ihtiyaç olabilir ama yine de geleneksel mimari tarzının korunması gerektiğini düşünüyorum.
         Endonezya’da günlük hayatta gördüğüm bir diğer konu ise , günlük hayatta Hindu – Budist kültürünün bariz bir şekilde kendini hissettirmesi, göstermesidir. Caddelerde , sokaklarda , işyerleri girişlerinde bol miktarda heykeller olup , günün belli zaman diliminde buralara yiyecek konulması , inanç erzoyonunu ve tahribatını hatırlattı.
        Dünyada nerede bir Müslüman varsa, yaşıyorsa orada tüm Müslümanların yapacak çok işleri olduğu gerçeğini Ülkenizden binlerce kilometre bile uzakta olsanız , hatırlıyorsunuz. Ve bu hatırlama  omuzlarınız üzerindeki yükün ağırlığını hissetmenizi sağlıyor.

Endonezya'ya gideceklere tavsiyeler ;
Yanınızda mutlaka bozuk para bulundurun genelde para üstü verme gibi bir alışkanlık göremedim.
Alışverişlerde mutlaka pazarlık yapın .Uluslararası markaların fiyatları genelde aynı olmakla birlikte pazarlık  şansınızı ihmal etmeyin, deneyin
Ulaşımda taksimetreli  taksi kullanın ya da Uber gibi telefon mobil taksicilik uygulamaları ile çalışan taksileri kullanın. 
Havaalanında hemen kendinize ait bir telefon hattı alın  ve kaldığınız sürece onu kullanın.
Lokantalarda ekmek olmadığı için ekmeksiz yemek yemem derseniz yanınızda ekmek bulundurun.
Otellerde kahvaltı zayıf, peynir zeytin yok. Türkiye'den götürebilirsiniz veya oradaki marketlerden peynir alabilirsiniz.
Bol bol gülün ,sabredin elinizde tespih olsun sabır çekin. Çünkü insanı çileden çıkaracak derecede yoğun bir trafik var.
Cadde ve sokaklarda yürürken arabadan çok motosikletlere dikkat edin.
Otelinize önceden rezervasyon yapacaksanız bir günlük yaptırın memnun olursanız  kalmaya devam edersiniz . İnternet görüntüleri reklam ağırlıklı olduğu için oldukça aldatıcı olabiliyor.
         Uzun uçak yolculuğu eğer sizi etkilemeyecekse, gidip görmenizi tavsiye edebileceğim bir Ülke olduğunu ifade ederek yazımı tamamlamak istiyorum.
         Umarım okuyanlar istifade etmiştir.
         Sağlıcakla ve Mutlu kalın efendim.

Yavuz Subaşı
20.09.2017



16 Ağustos 2017 Çarşamba

NE OLACAK TÜRK FUTBOLU ?
2017-2018 Yılı Süper Lig , geçen hafta 11 Ağustos 2017 tarihinde başladı.
Süper lig ile ilgili ilk hafta sonuçları ve takım kadroları üzerine aşağıdaki istatistiki bilgileri takdirlerinize sunuyorum.
         İlk haftada oynanan 9 maçta 26 gol atılmış olup , atılan 26 golün 6 tanesi yerli futbolcular tarafından atıldı. Geri kalan 20 tanesini ise yabancı futbolcular rakip filelere gönderdiler. Veya bir başka deyişle Türk sporu kendi kalesine bu hafta 20 gol attı.
               Süper Ligde mücadele eden 18 takımın Teknik Adamlarının ne kadarı yerli? 18 takımın 5 tanesinin teknik adamları yabancı , 13 tanesinin ise yerli isimler.
                İlk hafta oynanan 9 maçta 18 futbol takımının ilk 11 inde en fazla yerli oyuncu Akhisar (6) , Trabzon (5) oyuncu oynattılar. En az yerli oyuncuyu oynatan külüler ise , Göztepe (1) , Galatasaray (2) , Antalya (2) , Alanya (2) .
                 Genel olarak  ifade edilecek olursa ; 18 takımın ilk 11 ‘inde 198 oyuncu görev yaptı. İlk 11 ‘ de görev yapan 198 futbolcudan  62 tanesi  yerli ,136 tanesi yabancı futbolcular olmuş. Yani Türk Futbol liginde yerli oyuncu oranı % 31 , yabancı futbolcu oranı % 69 .
                  Spor camiasına , sporu yöneten yetkililerimize sormak istiyorum.
Bu şartlar altında Türk futbolu nasıl gelişecek ?
Bu oran böyle giderse ,Türk Milli takımına oyuncu nereden ve nasıl  yetişecek?
Yerli sporcularımız nasıl tecrübe kazanacak ?
Veya , Ne olacak Türk futbolunun hali ?
Bu tablo beni ürküttü ve çok üzüldüm.
Yerli ve Milli olmadan gelebilecek geçici başarıların bizleri aldatacağını düşünüyorum.
Yetkilileri bir şeyler yapmaya davet ediyorum.
sağlıcakla kalın.

Yavuz Subaşı
            16/08/2017 





5 Ağustos 2017 Cumartesi

AK PARTİ'DE KONGRE HEYECANI



Sn Cumhurbaşkanımız  Recep Tayyip Erdoğan'ın kongre ile ilgili açıklamaları. 
Önsözünü AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan'ın yazdığı teşkilatlara gönderilen 6.Olağan Kongre Rehberindeki detaylarda ,teşkilat yöneticilerinin hangi kriterlere göre belirleneceği tek tek sıralandı. 
AK Parti'yi 2019 yılında yerel yönetimler, Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve milletvekilliği seçimleri olmak üzere 3 önemli seçimde başarıya ulaştıracak yeni teşkilat yöneticileri şöyle belirlenecek:
1-) İl ve ilçe yönetimlerinin yüzde 30'u kadın, yüzde 30'u gençlerden oluşacak.
2-) Kamu kurum ve kuruluşlarıyla iştiraklerinde çalışanlardan parti yönetimine üye seçilmeyecek.
3-) Kamu ile iş, ihale, taşeron ilişkisi bulunanlar yönetimlerde görev almayacak
4-)Akrabalık, hemşeri grubu ya da herhangi bir mensubiyet ön plana çıkarılmayacak
5-)Şaibeye, dedikoduya fırsat verilmeyecek
6-) Partinin temel ilkelerine uygun kişiler belirlenecek
7-) Coğrafi ve demografik yapıya uygun yönetimler oluşturulacak
8-)Belediye Meclisi ve İl Genel Meclisi üyeleri parti organlarına üye olamayacak.
9-) Yönetim kurullarında görev alacak üyeler eğitimli olmalarına önem verilecek. Yönetim Kurulu'nun en az yüzde 30'u yüksekokul mezunu olacak.
10-) İl ve İlçe yönetimleri demografik yapıya uygun şekilde oluşturulacak.
11-) Yönetim Kurulu üyelerinin seçiminde ekonomik ve sosyal durumu, temsil kabiliyeti dikkate alınacak.
Kongre sürecinin Ak Partiye ve Ülkemize hayırlı sonuçlar getirmesini diliyorum.
05/08/2017
Yavuz SUBAŞI

11 Temmuz 2017 Salı




    



    İHANET VE İSYANIN            
       1.YILINDA 29 BAŞLIKTA
            15 TEMMUZ
          DARBE GİRİŞİMİ
                     [Hazırlayan ; Yavuz Subaşı]





MADDELER HALİNDE İÇİNDEKİLER ;
1-   15 TEMMUZ’DA NE OLDU…
2-   15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ NEDEN OLDU ?
3-  15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ İLE PLANLANAN NEYDİ?
4 –   15 TEMMUZ ÖNCESİ OLANLAR, YAŞANANLAR ;
5- 15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİNİN ÖZELLİKLERİ VE     
       ÖNCEKİ DARBELERDEN FARKLARI.
6-   15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİNİN BAŞARILMASINI  
       ÖNLEYEN BAŞLICA FAKTÖRLER…
7-  15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ İLE BAĞLANTILI 
     OLAYLAR…
8 – 15 TEMMUZ HAİN DARBE GİRİŞİMİ BAŞARILSAYDI
      NELER OLURDU?
9 -  15 TEMMUZ’DAN SONRA NELER OLABİLİR?
10-  DÜNYA BASININDA 15 TEMMUZ
11-  [15 TEMMUZ – ABD İLİŞKİSİ]
12-  15 TEMMUZ’DAN ALINACAK DERSLER
13-   BATI DARBEYİ NASIL GÖRDÜ YORUMLADI
14- [ 15 TEMMUZ İLE İLGİLİ İLGİNÇ SÖZLER]
15-  FETO ‘NUN ETKİLEDİĞİ  İNSANLARIN ORTAK 
       ÖZELLİKLERİ;
16-  FETÖ LİDERİ FETULLAH GÜLEN’İN İADESİ HK.
17-  FETULLAH GÜLEN ABD İLİŞKİSİ
18-  ILIMLI İSLAM VE DİYALOG;
19 -  ABD-AB-NATO AMAÇ VE İLİŞKİLER
20-   FETO’NUN GERÇEK YÜZÜ
21 – ORDU’DA YAPILANMA 
22 – DEVLET YAPISI
23 – NE YAPMALI
24- TÜRKİYE VE RUSYA İLİŞKİLERİ;
25 – DARBE
26 – PARALEL DİN
27- FETULLAH GÜLEN HAKKINDA YAZILAN TEZLER
28-  BOZULAN EZBERLER
29- SONSÖZ





 İHANET VE İSYANIN 1.YILINDA 
15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİNİN KRONOLOJİK TAHLİLİ;
      15 Temmuz 2016 akşamı evimin balkonunda kitap okuyor, çayımı yudumlarken WhatsApp ve Twitter’den seri bir şekilde cep telefonuma bildirimlerin gelmesi sonucu, merak edip baktığımda anormal bir durum olduğunu fark ettim.
           Boğaz köprüsü tek yönlü trafiğe kapatılmış olup ilk başlarda medyada bu olayın tatbikat amaçlı olduğu yer aldı.
Ankara ve diğer illerden de anormal haber akışları sosyal medyaya düşmeye başlayınca Televizyonun başında haberleri ve olayları takip etmeye başladım.
            Saat 23 gibi Sayın Başbakanımız Binali Yıldırım ilk defa kalkışma girişimi olduğunu ifade ettiğinde zihnim allak bullak oldu.
Abdest alıp, iki rekât namazımı kıldım, Eşim ve kızımla helalleşerek Gaziosmanpaşa meydanına doğru yola çıktım.
Yolda giderken Gaziosmanpaşa Ak Parti İlçe Başkanı Şahin Pirdal’ı  aradım, neredesiniz ne yapacağız, meydana doğru geliyorum diye sorunca, İlçe Başkanı “ ağabey biz ile gidiyoruz, sen ilçe merkezinde kalsan iyi olur deyince, Gaziosmanpaşa meydanında kendimi buldum.
          Kızgındım, sinirliydim, ama içimde bir rahatlık vardı.
İlçe meydanında binlerce insan toplanmıştı ve Ak Partinin kurucu üyeleri, mevcut yönetim kurulu üyeleri, BBP ilçe başkan ve yönetim kurulu üyeleri, MHP ilçe yönetim kurulu üyeleri, tanıdık birçok sima oradaydı.
Üzerimizden alçak uçuş yapan uçaklar, endişeli ama kararlı bekleyişimize sabote etmek ister gibi sık sık bizleri taciz ediyordu.
          En büyük silahımız Dua ile bekleşiyorduk.
Ta ki Cumhurbaşkanımızın CNN Türk yayınına yaklaşık 00.20 de canlı yayın bağlantısına kadar beklememiz sürdü. Telefonlarımızdan yayını ağlayarak, inançlı ve bir o kadar da kararlı bir şekilde izledik.
Lider meydanlara çağırıyordu, Liderimiz sağ idi, gerisi Allah kerim dedik.
          Daha önceden program yapsan bu kadar tertipli ve düzenli hareket etme imkânı zannederim olmazdı. Adeta ilahi bir güç bizleri, meydanlardaki binleri yönlendiriyordu. Ertesi gün saat 10 lara kadar, İlçe Başkanı arkadaşımız Şahin Pirdal  gelene kadar meydanı terk etmedik.
           Allah’ın izni ile zafer hakkın, doğrunun yanında oldu ve bu alçak darbe girişimini elbirliği ile imanımız ile püskürttük.
         
           Belki oldukça uzun olan bu çalışmamı 15 Temmuz hain ve alçak darbe girişiminin 1.yılında kısa bir tahlil olarak hazırladım.
          Şehitlerimizi rahmetle anıyorum, belki okuyana faydalı olur düşüncesi ile amatör bir ruhla kaleme aldığım bu çalışmamı okuyanların istifadelerine sunarken, okuyanlardan istirhamım 15 Temmuz da kaybettiğimiz aziz şehitlerimize bir Fatiha okumanız olacaktır.
Selam, saygı ve Dua ile.
Yavuz Subaşı
İstanbul 07/07/2017




          AZİZ ŞEHİTLERİMİZİ RAHMETLE ANIYORUZ.






1-   15 TEMMUZ’DA NE OLDU…
Kendisini Din alimi olarak tanıtan, 1999 yılından beri ABD’de yaşamakta olan  Fetullah Gülen’e ait FETÖ terör örgütü bir cinayete kalkıştı.Darbe girişiminde bulundu. “Dini” söylemlerle oluşturduğu illegal bir yapıyı, dindar insanların oluşturduğu siyasi kadroyu alaşağı etmek için kullandı.
        
FETÖ terör örgütü, asıl cinayetini, dindar toplum kesimlerinden  sağladığı birikimi,uluslararası odaklarla işbirliği yaparak, Türkiye’de milletin iktidarına karşı kullanmasıyla işlemiştir.
          Türkiye için büyük bir paradigma değişimi, büyük bir mücadele, köklü bir sistem değişimi 15 Temmuz gecesi başladı.
          Ülkesine düşman, kendisine hayran ve amaçları için sınır tanımayan bir kötülük abidesi olan FETÖ  terör örgütü Türkiye‘ye ağır bir darbe indirmeyi amaçladı.
          Aslında yaşadıklarımız bir darbe girişimi filan değildi, bir isyan, çok daha büyük, nihai amacı Türkiye’yi silmek olan dünya çapında bir operasyondu.
          15 Temmuz’da g
erçek anlamıyla bir halk devrimi oldu. Halkın silahlı güçler  karşısında, ölüme meydan okuyan çıkışıyla, Devleti sahiplendiği ve Millet olmanın muhtevasını en anlamlı şekliyle doldurduğu muhteşem bir ayaklanma oldu. Kendinden bildiği, kendini en iyi şekilde temsil ettiğini hissettiği, kendisini özdeş gördüğü bir liderin talimatlarına uyup ölümüne meydanlara çıktı insanlar.
          15 Temmuz'da bu Millet sadece kurşunlara, bombalara kafa atmadı; tükenmeye yüz tutmuş eziklik hissini, Batı karşısındaki öz güvensizlik hissini, Batılı ajanlarla kahramanca çarpıştığı siperlerde, cadde ve sokaklarda üzerinden tamamen attı.
          15 Temmuz’dan sonra, tek bir dünya liderinin bile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a telefon açıp “geçmiş olsun” bile dememesinden , bu operasyonun dünya çapında bir operasyon, küresel bir operasyon olduğu fikri ağırlık kazanmıştır.
Türkiye’ye duyulan öfke ve kin Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsına odaklanmıştır.
          Aslında, 15 Temmuz gecesinde Türkiye’nin siyasal iktidarı, muhalefet partileri, medyası ve bütün sivil güçleri Avrupa’nın hala ‘demokrasi tiyatrosu’ oynamakta ısrar eden merkezlerine destansı bir demokrasi dersi vermiştir.
Millet bu ülkenin işgal edilmek istendiğini gördü.
          Yıl 2016, birileri hala cunta kurabiliyor ve o cunta TSK nın her kademesinde destek bulabiliyor. Genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanları esir alınabiliyor ve ülkenin Başkenti, Millet Meclisi hava bombardımanına uğrayabiliyor.
          Bağımsız Türkiye, FETÖ terör örgütü eliyle Emperyalist ve hain Batılı güçler tarafından işgal edilmek istendi.
         
          Bir insanın (!) bilerek, isteyerek sivil vatandaşların üzerine mermi yağdırması, bomba atması, tankla ezmesi nasıl bir psikolojiyle açıklanabilir?
          Hoca efendi lakaplı, terör örgütü liderinin paralel devlet yapılanması, kuruluşunun 50.yılında Türkiye’yi Haçlı Siyonist cephesi namı hesabına işgal etmek maksadıyla hain darbe girişiminde bulundu. Başaramadı!
         
Koskoca ülke, şizofren olma ihtimali yüksek, acımasız, hırstan gözü dönmüş bir hayalci ihtiyarın yaptıklarının bedelini ödedi.
          FETÖ terör örgütü mensupları, Askeri darbe ile Batı'nın Türkiye'yi yok etme, bitirme planının tetikçiliğini yaptılar. Millet Meclisini bombalayıp Cumhurbaşkanı'nı öldürme hedefleri, bir ülkeyi yok etme girişimi değilse neydi o zaman?
          Küresel siyaset mühendisleri dış kamuoyunu darbeye hazırlamak için her şeyi yaptılar. Halkın oyları ile seçilmiş Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan gitsin de ne olursa olsun anlayışı sözde demokrasi savunucularında bile hâkim kılınmaya çalışıldı.
          Ülke teslim alınacak, Devlet teslim alınacak, Millet esir alınacak ve birbirine kırdırılacaktı.1.Dünya savaşından bu yana en büyük felaket kapımızı çaldı. Bir yıkım, çok uluslu bir savaş kapımızı çaldı.
         Bin yıllık tarihimizde, Anadolu’ya yerleştiğimizden beri 4.büyük şok dalgası olmuştur bu alçak darbe girişimi.
 1.şok dalgası Haçlı savaşlarıydı,
 2.şok dalgası Moğol istilasıydı,
 3.şok dalgası Birinci dünya savaşıydı
 4.şok dalgası ise 15 Temmuz saldırısıdır.
       15 Temmuz hain darbe teşebbüsü
göstermiştir ki, bir terör örgütü kendi askeri imkânlarımızı kullanarak ülkemizi işgal etme denemesine taşeronluk etmiştir.
          Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan var olduğu sürece bu ülkeyi dize getiremeyeceklerini çok iyi biliyorlar.
Bu yüzden yıllardır onun üzerinde oynuyorlar, korkunç bir imaj operasyonu yürütüyorlar.
        Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, ülkemizin ana omurgasını nasıl harekete geçirdiğini, o tarih yapıcı Milleti nasıl bir güce dönüştürdüğünü çok iyi biliyorlar. Her müdahalede Recep Tayyip Erdoğan ve etrafını tasfiye etmeye, o ana omurgayı bölmeye çalıştılar.
         
Milletin Meclisi, Liderini ABD'nin koruduğu ve himaye ettiği bir terör örgütü tarafından bombalanmıştır, ABD bu terör örgütü liderini tutuklamazsa, Türkiye’ye iade etmezse bundan sorumludur.
        ABD'nin koruduğu ve yönettiği, karargâhı ABD'de bulunan Fetullah Gülen terör örgütü, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kendi denetiminde olan bölümünü harekete geçirerek insanları
 kurşuna dizmiş, bombalamış, katliam yapmış, ülkemizde iç savaş çıkarmaya yeltenmiştir.
         
 Küresel Emperyalist güçler bu darbe teşebbüsünün başarılı olacağına inanıyorlardı. Planlarına göre Türkiye, doğrudan onların yönettikleri bir örgütün, TSK içindeki uzantıları tarafından ele geçirilecekti.
          Bu devirde, bu dönemde, bu ortamda darbe mi olur' dendi, söylenenleri önemsemedi kimse. Onlar ise plan yaptı, kimleri öldüreceklerinin listesini bile yaptılar.
       Mısır'da darbe olunca, Türkiye'de de darbe yapabilirler dendiğinde, “yok daha neler “ dendi. Onlar Mısır'dan daha vahşi bir darbe yapmaya kalktılar.  

       NATO üyesi, ABD müttefiki bir ülkede darbe yapılmasına izin vermezler, abartmayın dendi. Meğer onlarda bu işin içindeymişler.
       Terörün artması, PKK'nın, İŞİD' in, DHKP-C' nin azması, şehirlerde hendeklerin kazılması darbeye zemin hazırlamak için olabilir' dendi. Kimse inanmadı. Meğer gerçekmiş.
         Türkiye'nin egemenliğine, kamu düzenine, yaşam hakkına kast edecekler, diz çöktürmek isteyecekler diye söylendiğinde Abartılı bulundu, inanılmadı, bunlar dindar insanlar yapmaz öyle şeyler denildi, Meğer hepsi gerçekmiş.
        Emperyalist Süper güçlerin terör örgütlerini kullanarak bölgeye düzen verme çabalarının artık yorumdan öte, somut bir durum olduğunun herkes herhalde farkına varmıştır.
      

          FETÖ terör örgütü mensuplarının hain ve adi Kumpaslarla, siyaseti dizayn etme girişimlerine devam etmelerine, PKK terörünü tırmandırmadaki rollerine bakınca aslında ne istediklerini anlayabiliyoruz. Amaçları ve hedefleri  Türkiye’yi teslim almak değil sadece teslim etmek istiyorlardı. Çünkü aldıkları büyük ihale buydu.

       
Ülkeyi yönetilemez hale getirip, 40 yıldır kimler için çalışıyorlarsa onlara teslim edeceklerdi. Bu ihanetin dünya tarihinde emsali yok.
        15 Temmuz şanlı ve tarihi Direnişinin omurgası Ak Parti ‘nin orta alt sınıf Dindar-Muhafazakâr seçmeniydi. Direnen insanların hiçbiri elinde silahla çıkmadı. Bütün gece boyunca ve sonrası günlerde hiçbir talan, yağma yaşanmadı. Türkiye darbeye karşı durmakla kalmadı, bunu yaparken yeniden bir toplum olmanın koşullarını küllerinden uyandırdı. Birkaç ay öncesine kadar bazı medyayı hain olarak gören insanlar, o gece medya binalarını darbecilerden ve işgalden kurtarmak için hayatlarını tehlikeye bile attı.
      
 Güneydoğu’daki, tahriklerin arkasında bu Paralel çetenin var olduğu; PKK’yı besleyen, destekleyen, Devlete karşı kollayan yine bu çete olduğu; PKK’nın 7 Haziran sonrası Devleti arkadan vurmasını sağlayan da bu Paralel çete olduğu 15 Temmuz ile ortaya çıkmış oldu. 
         15 Temmuz hain darbe girişiminin bir yönü de PKK’yı kurtarmaya dönük hamle olmasıdır. Devlet, PKK’yı tümden gözden çıkardığı için, örgütle masaya oturmayı kesinlikle reddettiği için de darbe gündeme gelmiştir.

          Bizim jetlerimiz, savaş uçaklarımız TBMM yi bombaladı.          Bizim tanklarımız, ellerinde Türk bayraklarından başka bir şey olmayan bizim insanlarımızı katlettiler.
          TSK da hiyerarşi kalmamış, Paşa, Astsubaydan emir alır hale gelmiş!          Kuvvet komutanlarının özel kalemleri, yaverleri komutanlarının başına silah dayadı, komutanlarını esir aldı.
          15 Temmuz’da Vatanın bekasının, sigortasının bizzat Millet olduğunu acı bir tecrübe ile bir kez daha gördük.
         
15 Temmuz Hain darbe girişimi, Türkiye’yi işgal planıydı. Ülkemizi ABD ve Avrupa vesayetinden kurtarıp Bağımsız, Özgür, kendisi ve coğrafyasıyla barışmış halde yeniden kurma hedefimizi ebediyen yok etme, diz çöktürüp rehin alma saldırısıydı.
Bizleri Anadolu'ya hapsetme, ardından da parçalara ayırma projesiydi.
         
Türk  Milletinin hiçbir zaman unutmayacağı, unutamayacağı bu hain eylem, yıllarca halkın iyi niyetini, Vatan, Millet duygularını sömürerek, dış güçlerin de yardımı ile beslenen ve uzun yıllar içinde Türk Devleti’nin içine bir ahtapot gibi sızarak TSK’yı, Yargıyı, Güvenlik Güçlerini, Milli Eğitim’i ve Bürokrasiyi ele geçirmeye çalışan bir terör örgütünün, ülkeyi yerle bir ederek ele geçirme girişimidir.
          Farklı görüş, siyasi fikir ve yaşam tarzını benimsemiş halk kitleleri bir olmuş, ölümden korkmamış; bir daha bu ülkeye askeri dikta gelmesin, demokrasi kesilmesin diye vatanını korumuştur.
          15 Temmuz 2016 gecesi sabaha kadar Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşları, gönül bağı ile bağlı oldukları devlete karşı olan bu borçlarını, canları uğruna hain darbecilere karşı koyup ülkelerini koruyarak, şehit olarak ödemişlerdir.
          Özünü kaybetmemiş bir milletin destansı direnişinin adıdır 15 Temmuz. Vatansız kalma düşüncesi ile Milletimizin asil evlatları kenetlendi ve hain darbe girişimini önledi.
         




2-   15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ NEDEN OLDU ?
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, paralel yapı dedikçe, sanki onun kişisel meselesi gibi yaklaşanlar vardı. İş ya yeterince ciddiye alınmıyor ya da pek çok kurum yasal açıdan eli kolu bağlı kalıyordu.
        
Kendi ayakları üzerinde duran, kendi kararlarını kendisi alan bir Türkiye’den duyulan rahatsızlık, ülkeyi ileriye doğru taşıyan adımların durdurulması ve sonra da emredilen her şeyi yerine getiren bir ülke olması için hain darbe teşebbüsüne girişildi.
       Peki Niçin?
Türkiye’yi teslim alma, manda yapma, işgal denemesi için.
Bu Hain yapının, Türkiye’de 40 yılda elde ettiği yapılanmayı
15 Temmuz gecesi tamamen kaybetmeyi göze alarak darbe girişiminde bulunması, üst aklın verdiği görev ile Türkiye’yi bölünmeye götürerek karışıklık süreci hedefleniyordu.
         Küresel Emperyalist müttefikleri, Türkiye’yi Mısır’laştırma sürecine sokmaya çalıştılar, ülkenin bekasına dönük berbat bir senaryoda Fetö terör örgütü mensuplarını gönüllü müttefikler buldular.
         Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, One Minute dediği için, Dünya beşten büyüktür dediği için çok uluslu saldırıların hedefi olmuştur.
          2023 Türkiye’si küresel güçleri tedirgin etmektedir.

Bu sebeple 15 Temmuz, sadece bir darbe teşebbüsü değil, 1000 yıllık tarihimizde eşi görülmemiş bir vatana ihanet girişimidir.
Savaş uçakları ve savaş helikopterleri kullanan Cunta, Türkiye’de gelmiş geçmiş en gaddar darbe harekâtını haince gerçekleştirdi.
Cuntanın bu kadar hain ve gaddarca darbe planını gerçekleştirmesinin sebebi hiyerarşi dışı yapılanma olduğu içindir.
          Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, pakt değiştirmek istediği için değil, Atlantik paktının her dediğini yapmadığı ve kendi yol haritası olduğu için hedefe kondu. Ortadoğu’nun yeniden yapılanmasında, Türkiye üçüncü bir alternatif olarak boy gösterdiği için ezmek istediler.
          Cumhurbaşkanı
Recep Tayyip Erdoğan, duruşu, tavrı ve yaklaşımlarıyla bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin dünya çapında, dünyadaki yerine yeni anlamlar getirmeye soyunmuştur. Küresel Emperyalist Güçlerin gözünde, O bir düzen bozucudur.
         Global dünyanın hâkimiyet merkezleri düzenin, var olan yerleşmiş hiyerarşinin kendi kontrolü dışında değiştirilmesini hiç sevmezler. Bunun Türkiye gibi güçlü devlet yapısı ve tarihi kökenleri olan hele de Müslüman da olan bir ülke tarafından yapılması onları dehşete düşürmüştür.
         Ekonomisi büyük potansiyeller taşıyan, Halkı ile bütünleşen Lideri sayesinde büyük düşünmeye başlamış, güçlü ordusu ve çok dinamik bir halkı bulunan bu ülkeyi bir şekilde durdurmak ve gerekirse bu haliyle daha fazla yaşatmamak kararı alınmıştır. Bu kararı alanlar acımasız davranmak ve Türkiye’yi, bir iç savaş tetikleyerek parçalamayı göze almışlardır.
         Dünyanın yerleşik düzenine isyan eden ve bu düzeni değiştirmekte liderlik yolunda giden Türkiye’ye düzen koyucu ve koruyucular tarafından duyulan öfke, kindar operasyona neden olmuş ve ülkemize duyulan tüm kin Cumhurbaşkanına karşı duyulan nefrete yoğunlaştırılmış ve odaklanmıştır.
        21.yüzyılın ilk çeyreğinde Türkiye demokratikleşme sürecinde arka arkaya yaptığı reformlarla bunca yol almışken askeri darbe yapmaya kalkmak nasıl bir akıl tutulmasıdır?
        Devletin ve Ordunun içine yıllar içinde yerleşmiş bir çete, tasfiye edilmek üzere olduğunu anlayınca verilen talimatla darbe yapmaya kalkıştı.
        Fetö ’ nün hain darbe girişimi iç hâkimiyetten ziyade dış hâkimiyeti tesis etmeyi amaçlıyordu. Türkiye’nin demokratik yapısını değil küresel mevcut durumdaki eksenini koruması daha öncelikli görüldü. Bütün hesapları bozan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan çok oluyordu ve etkisizleştirilmeliydi.
      
         
15 Temmuz hain darbe teşebbüsü Türkiye’ye yönelen açık ve alçak bir saldırının, savaşın ilk aşamasıdır. Anadolu tarihinin sayfalarını kapatmak istiyorlar. Selçuklu ve Osmanlı’nın defterini dürmek istiyorlar.
          15 Temmuz’da tankları yürütenlerin başka hesapları var, saldırı planları bu kadar değil. Çünkü o müdahale sadece bir gecelik askeri müdahale değildi.
       Cumhurbaşkanı
Recep Tayyip Erdoğan ve başında bulunduğu sivil-asker bürokrasi ise ;
1- “Neo-con / İsrail lobisinin” devletin içine sızdırdığı paralel yapılanmayı,
2- Aynı lobinin Ortadoğu’da müttefik ilan ettiği PKK’yı etkisiz hale getirmeye başlamıştı. 1
5 Temmuz hain ve alçak darbe girişiminin amacı zaten PKK’yı kurtarmak ve böylelikle ulusal sınırların bütünlüğünü tehdit etmekti.
       Unutulmaması gereken bir gerçek; Küresel Emperyalist Güçler dün, Osmanlı ‘yı hangi gerekçelerle durdurdularsa Türkiye’yi de aynı gerekçelerle kuşatıyorlar.

        İnsanların ölümü göze alarak , ölümü adeta yok sayarak sokaklara çıkması muhteşem bir birliktelik ve vatana sahip çıkma arzusu , tarifi imkansız bir özellik.
        
3-  15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ İLE PLANLANAN NEYDİ?
·       Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı alacak ekibi yöneten kişi olarak Yarbay Timety Cook ismi ifade edilmişti. Cumhurbaşkanı Marmaris’ten alınıp NATO üssüne götürülecekti. İddiaya göre Cumhurbaşkanına özel bir iğne yapılacak ve Cumhurbaşkanının sağlığı eskisi gibi olamayacaktı.
·       Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yalnızlaştırılacaktı. Cumhurbaşkanını Lahey savaş suçları mahkemesinde yargılamayı, ceza almasını planlamışlardı.
·       15 Temmuz hain darbe girişimi ile Türkiye’nin işgali planlanmıştı.
·       Türkiye’yi manda yapmak isteyen uluslararası bir terör örgütü , “Uşaklar Topluluğu” , “ Cunta “ , “ Konsey “  Türkiye’yi yönetecekti.
·       Ukrayna Cumhurbaşkanı Yanukoviç,
Rusya Devlet Başkanı Putin ,
Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan ,
Brezilya Devlet Başkanı Rousseff ,
Arjantin Devlet Başkanı Christina Fernandez…
Bu 5 liderin en kısa sürede görevlerinden uzaklaştırılmaları Küresel Emperyalist planın parçalarından sadece biriydi.


4 –   15 TEMMUZ ÖNCESİ OLANLAR, YAŞANANLAR ;
·        Fetullahçı darbe girişiminin 8-9 Temmuz 2016 tarihlerinde gerçekleştirilen Varşova'daki NATO zirvesinin bir hafta sonrasında olması rastlantı gibi görünmüyor
·       2013 yılında Gezi Parkı eylemleri ile başladılar. 17-25 Aralık ile devam ettiler. Nihâyet 15 Temmuz'u patlattılar. Türkiye, bütün bu süreçleri atlatmayı başardı. Bundan sonra bizi ne bekliyor? Acaba Küresel hegemonik güçler, pes edip, Türkiye'yi kendi hâline mi bırakacak; değilse daha da sertleşip, kesin sonuç alacakları yeni plânlarımı devreye sokacaklar?
·       CIA ajanı Barkey, Büyükada’da kaldığı otelden ayrılırken danışmadaki görevliye üzerinde Pennsylvania yazılı bir çan bırakmış!
·       “ Kürt sorunu giderek ağırlaşacak. Çatışmalar yayılıp da, sorun siyasi ve toplumsal krize dönüşürse, PKK, NATO’ya müracaat ederse NATO Güneydoğu’yu işgal edebilir. NATO istikrarı sağlamak gerekçesiyle Güneydoğu’ya müdahale edecek.[Ali Bulaç-Zaman-14.0.2015]
·       İdam cezasının geri gelmesi, Dolmabahçe’de noktalanan çözüm sürecinin sahiplerinin ipe dizilmesi lazım. Sakın yanlış anlamayın, bir öneride bulunmuyorum, Devlet aklının bu tür badirelerden çıkış yöntemini hatırlatıyorum. [Mümtaz Er Türköne -04.02.2016-zaman]
·       31 Mart 2016 günü TSK bazı gazetelerde çıkan darbe iddialarıyla ilgili açıklama yaptı; Milletinin engin sevgi ve güveninden güç alan, demokrasiye bağlılığını her ortamda dile getiren TSK de idari ve adli mekanizmalar sürekli ve etkin olarak çalıştırılmaktadır.
TSK de disiplin, mutlak itaat ve tek emir komuta esastır. Hiçbir yasadışı, emir komuta hiyerarşisi dışı oluşum veya harekete taviz verilmesi söz konusu değildir.
 Bambaşka Saiklerle yapıldığı anlaşılan ve hiçbir hukuki insani, vicdani ve akli dayanağı olmayan, basın etiğinden ve üslubundan uzak, haddini aşan haber ve yorumları yapanlar hakkında hukuki işlemler başlatılmış ve suç duyurusunda bulunulmuştur. !
Maalesef bu da gerçek çıktı.
·       64. hükümetin kurulduğu ilk gün, 24 Kasım 2015 de Türkiye bir Rus uçağını vururken, topraklarına bomba bırakmak gibi bir niyeti olmayan bir uçağı 17 saniyeliğine görmezden gelmek ya da kilitlenip taciz etmekle yetinmek gibi seçenekler varken, niye vurdu.(?!)






  5- 15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİNİN ÖZELLİKLERİ VE     
       ÖNCEKİ DARBELERDEN FARKLARI.
·       27 Mayıs 1960 darbesinden sonra girişilen ilk hiyerarşi dışı darbe girişimiydi.
·       İdeolojik olarak TSK’nın düşünce yapısı dışında bir ideolojiye sahipti. Laik rejimi devirmeyi ve sözde Din devleti kurmayı amaçlayan ilk askeri darbe hamlesiydi.
·       Halkta hiçbir karşılığı olmadı, aksine sokaklara dökülen vatandaşların direnciyle karşılaştı.
·       Hiçbir darbe girişiminde halka ateş açılmadı, Milletin Meclisi bombalanmadı.
·       Başka ülkelerde, darbelerde Devlet Başkanları ya yurtdışına kaçar ya da gizli bir yerde gizlenirdi. 15 Temmuz’da bizzat Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kendisi de meydanlara çıkarak, halkın direnişini organize etti.
·        15 Temmuz darbe girişiminin daha öncekilerden temel farkı; cemaat diye adlandırılan, içine kapalı bir yapının yıllara uzanan sinsi çalışmalar sonucu Devleti ele geçirme planının sonucu olarak, başta Ordu olmak üzere Devletin çeşitli kurumlarına sızarak yukardan aşağı bir darbe hazırlığının neticesi olmasıdır. 
6-   15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİNİN BAŞARILMASINI  
       ÖNLEYEN BAŞLICA FAKTÖRLER…
·       Darbe girişimini önleyen baş mimar, gerçek bir liderlik sergileyerek halkı darbeye karşı direnmeye çağıran Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır.
·       Darbenin başarılı olması halinde gelebilecek şeyin kargaşa ve iç savaş olduğunu bilen halkın sağduyusu, Siyaset kurumunun, medyanın ve sivil toplumun öngörüsüdür.
·       Darbeyi Türk Milletinin kendi hukukuna sahip çıkma bilinci önlemiştir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ‘ın cesur yüreği sokakları dolduran halkının kahraman ruhu ile buluşunca fırtına kopmuştur.
·       15 Temmuz gecesi, bir nefes bile tereddüt etmeden kurşunlara, tanklara, helikopterlere kendini siper eden şehitlerimizle, her görüşten insanla birlikte engellenmiştir.
·       Meydanlara çıkan herkes Tek Millettir. Darbe girişimi, Cumhurbaşkanının “ sokağa çıkın, direnin “ çağrısıyla sokaklara çıkan, meydanları dolduran halkın canı pahasına verdiği mücadele ile bastırıldı.
·       “Darbe olursa tankın üzerine çıkarız” dedik, inanmadınız. Gerçekmiş değil mi?
·       'Kefenlerimizi giyip sokaklarda, Recep Tayyip Erdoğan'ın arkasından yürürüz' dedik, inanmadınız. Gerçekmiş değil mi?
·       'Darbe olursa, milyonlar sokaklara akar' dedik, inanmadınız. Gerçekmiş değil mi?
·       'Bu millet büyük bir millettir, güçlü bir Millettir, vatansever Millettir, öyle kolay teslim olmaz' dedik, inanmadınız.
Gerçekmiş değil mi?
·       'Söz konusu vatan olduğunda gerisi teferruattır. Milletin her kesimi kendini feda eder' dedik, inanmadınız. Gerçekmiş değil mi?
·       Kusursuz gibi görünen darbe planının en büyük yanılgısı toplumdaki dinamizmi görememeleri oldu. Bir anda açığa çıkan bu direnme biçimi bu topraklara aidiyet hissinden başka bir şey değildi.Yani yerlilik dediğimiz mihenk taşı.
·       Gezi'de hortumla sıkılan sudan ıslananlardan direniş destanı çıkartanlar, üzerinden iki tank geçmesine rağmen yıkılmayan gençleri, çelik paletlere direnen kadınları anlamayacaklardı.

·       Feto mensupları görevlerine liyakatle gelmediler, biat ile geldiler.






7-  15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ İLE BAĞLANTILI
     OLAYLAR…
·       Kürt meselesini çözme iradesini gösteren hükümeti , “Kürt düşmanı “ ilan etmek ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kürtler gözündeki itibarını küçültmek.
·       3 Nisan 2016 günü, Sabah gazetesinde Rasim Ozan Kütahyalı bir yazı yazdı. F16 pilotlarının en az % 50 sinin Fetullahçı olduğuna dair çok sağlam raporlar var. 2016 yılında TSK dan  toplu şekilde atılacak bunlar.
Genelkurmay R. Ozan Kütahyalı hakkında da suç duyurusunda bulundu ve acil koduyla Genelkurmay’a ifadeye çağırdı.
Rasim Ozan, Genelkurmay’a gitti, ifade verdi, bir askeri savcı ona TSK nın paralelle mücadeledeki kararlılığını anlattı.
Bugün o askeri savcı da darbeden tutuklu.
·        Halklar kendi rejimlerini ve yöneticilerini sorguluyorlar.
 One Minute’den sonra sokaklara yayılan Recep Tayyip Erdoğan sevgisi giderek yerini bir ‘liderlik profiline’, bir “Gönüldaşlığa ”, bir ‘ümmetin hamiliğine’ bıraktı.
·       12 Şubat 2013'te “Kod Adı İstanbul İsyanı” adıyla kirli planların masaya yatırıldığı “Gezi'ye Hazırlık!” toplantısı icra edilmişti!
·       'Terörün artması, PKK'nın, İŞİD' in, DHKP-C'nin azması, şehirlerde hendeklerin kazılması darbeye zemin hazırlamak için olabilir' dendi. Kimse inanmadı. Gerçek çıktı.
·       “Ergenekon-Balyoz kumpaslarının” iki yönlü stratejik hedefi vardı:
1- Ortadoğu’da harita yeniden çizilirken TSK’yı yaralanmış, güçsüzleştirilmiş, etkisiz hale getirmek.
2- Ordunun sabrını taşırarak, meşru siyasi otoriteye karşı  “muhtıracı” yönünü öne çıkartmak.  Her iki yolun da çıkacağı ana nokta, Türkiye’yi siyasi/askeri kaosa
[YS1]  sürüklemekti.
·        NATO Zirve toplantısı 8-9 Temmuz'da Varşova'da toplandı.
Başta ABD Başkanı Obama olmak üzere küresel liderler katıldı. Dünyadaki her tülü haberleşmenin kontrolünü yapan, uyduları kontrol altında tutan CIA -Pentagon, neden en küçük bir rüzgârı tahmin edip, haber veremedi?
·       Zirveden 6 gün sonra NATO'nun Güneydoğu'sunun en stratejik ülkelerinden biri olan Türkiye'de, CIA korumasındaki Fetullah Gülen, tezgahlar kuracak, cuntası darbe yapacak, Amerika bundan habersiz olacak!!!
·       NATO toplantısında Rusya'yı çevrelemeye yönelik kararlar alınacak. Türkiye de hassas pozisyonda olacak.
Böyle bir ülkeye darbe yapılacak, NATO’ cular bilmeyecek!
·        Hesaplaştığımız tehdit çokulusludur. 28 Şubat müdahalesi bu ülkede sadece iç iktidar kavgası, darbe olarak tartışıldı. Oysa Neocon-İsrail aşırı sağı üzerinden servis edilen bir küresel projeydi. 
·       2013 yılındaki Gezi isyanı da, çokuluslu bir müdahaleydi. Avrupalı istihbarat örgütleri tarafından planlandı, yönetildi. Sokak terörü ve vandallıkla dönemin Başbakanı öldürülecek ve Türkiye diz çöktürülecekti.
·       Bu işin üstüne gidilemedi, sulandırıldı, dış bağlantı gizlendi. 28 Şubat'ın dış bağlantılarının gizlenmesi gibi gizlendi. Çünkü bu bağlantılar içeriden korundu. Bütün terör örgütleri o günlerde tek cephe haline getirildi.
·       Başarılı olamayınca 17-25 Aralık servis edildi.
Fetullah Gülen'in
 emniyet ve yargıdaki kadroları devreye sokuldu. On binlerce kişilik tutuklama listeleri,  infaz listeleri vardı. Bugünkü Türkiye'nin mimarları ve destekçileri imha edilecekti.
·        Gezi Parkı ile 17/25 Aralık saldırılarının arkasında da Küresel Emperyalist Güçlerin yönetimi vardı. Yine Fetullah Gülen ve terör örgütü kullanılmıştı. O da çokuluslu saldırıydı.
Fetulah Gülen ve Recep Tayyip Erdoğan kavgasıyla sınırlı değildi.
 İç iktidar kavgasıyla sınırlı değildi. Bir proje aralıksız çalıştırılıyordu. 
·       Bu senaryo da başarısız olunca, açıktan PKK ve diğer örgütler üzerinden Türkiye'nin bir bölümünü işgal etmeye giriştiler. O günler, Güneydoğu'da yürütülen büyük operasyonların terörle mücadele değil, bir tür işgal girişimiyle mücadele olduğunu pek çok kimse yalan yanlış algılar nedeniyle anlayamamıştı.
·       PKK – PYD üzerinden Türkiye’yi çevrelemeye dönük Kuzey Suriye koridoru da aynı irade tarafından planlanmış ve uygulanmaktadır.
·       12 Haziran 2007 tarihinde Ümraniye de bir evde el bombalarının bulunması, 15 Temmuz Hain darbe sürecinin başlangıcı sayılabilir.
·       12 Haziran 2007 ‘den sonra Ergenekon, Balyoz, Amirallere operasyonlar, Poyraz köy de toprakta bulunan gömülü silahlar.
·       Askerlere, Hâkimlere, Polislere birçok kamu görevlisine yapılan operasyonlarla görevlerinden uzaklaştırılmaları.
·       İzmir Başsavcı vekili Okan Bato ,  TSK içindeki paralel yapıya yönelik soruşturmada çok önemli ip uçlarına ulaştı. Başsavcı vekili Genel Kurmay Başkanlığına 78 yazı yazdı. Yazılar kime gitti? Darbenin beyinlerinden biri olan dönemin adli Müşaviri Muharrem Köse ‘ye.!!!

8 – 15 TEMMUZ HAİN DARBE GİRİŞİMİ BAŞARILSAYDI
      NELER OLURDU?
·       Toplama kampları, Darağaçları kurulacaktı.
·       Ellerindeki önceden hazırlanmış toplama listelerinde olanları toplayacaklardı. Ellerindeki infaz listesinde olanları infaz edeceklerdi.
·       Sokaklar kan gölüne dönecekti, Milleti Millete kırdıracaklardı.
Alevi – Sünni çatışması, Türk – Kürt çatışmasını provoke edeceklerdi.
·       Türkiye işgal edilecekti.
·       Türkiye’yi bu hale getirerek dünyayı korkutan liderimiz
Recep Tayyip Erdoğan  olmasaydı bugün çoğumuz ya ölmüş ya da bir iç savaşa sürüklenmekte olacaktık.
·       Hatay'da yakalanan yarbay rütbesinde cuntacı terörist itiraflarında, kalkışmanın başarılı olması halinde Kobani'de bekletilen   60 bin Şii milis askeri ve terör örgütü militanlarının, Türkiye'ye sokulacağını öncelikle Hatay ve İskenderun'un işgal edileceğini belirtmişti.

·       Devlete isyan eden hain cuntacı teröristlerin, Hatay'da başlatmak istedikleri iç savaşı mezhep çatışmasına yol açacak provokasyonlar üzerinden gerçekleştirmek için girişimde bulundukları, hatta önemli sayıda silah ve mühimmatı önceden tespit ettikleri yüzlerce provokatöre teslim ettikleri de güvenilir kaynaklarca iddia edilmişti.
·       Hain Darbe girişimi bastırılmamış olsaydı, bugün Türkiye çok kanlı bir sürece girmiş olacaktı.


9 -  15 TEMMUZ’DAN SONRA NELER OLABİLİR?
 Küresel hegemonyanın pes ettiğini gösteren hiçbir alâmet yok. Tam tersine Türkiye'yi ve Recep Tayyip Erdoğan'ı her gün IŞİD ile özdeşleştiren bir söylem biraz daha derinleştiriliyor. Eğer böyle giderse, çok da uzun sürmeyecek ve Türkiye dünya kamuoyu nezdinde bir “nefret” odağına dönüştürülecek.
         Türkiye'yi lânetleyen bütün bu kampanyaların amacı; bir gün uluslararası bir müdahalenin meşrulaştırıcı zemini oluşturmaktır.
         Temelde üç fay hattı olduğu ifade edilebilir ;
1- Düz bir akıl yürütmeyle görülebileceği üzere Kürt ve Alevî sorunlarının derinleştirilmesidir. Güneydoğu'daki çatışmalar ne kadar yoğunlaştırılırsa yoğunlaştırılsın, uluslararası müdahaleyi meşrulaştıracak bir boyut kazanamaz. Müdahale için çatışmaların sivil bir alana taşırılması sağlanmaya çalışılabilir. Küresel hegemonik güçler Türkiye'de 15 Temmuz sonrasında biriken gücün farkında.
Bu enerjiyi sivil bir çatışmaya yönlendirecek provokasyonlara çok, ama çok dikkat etmek gerekiyor. Burada Kürt-Türk çatışmasını da içine alabilecek çok başka bir şey de tetiklenebilir.  
2- İkinci fay hattı ise, Kıbrıs ve Türk-Yunan ilişkileridir. Şimdilik çok kenarda gözüküyor. Zaman içinde tuhaf bir şekilde ısınabilir. Bu fay hattı, nüfuz sahasını genişletmek ve yeni enerji siyasetlerini geliştirmesi üzerinden İsrail’in açılımları ile doğrudan alâkalı gözüküyor. Rusya ve İsrail ile eş zamanlı olarak yumuşama siyaseti geliştirdik. Rusya bunun üzerine 15 Temmuz'da hayli etkili bir şekilde Türkiye'nin yanında yer aldı. İsrail’den pek ses çıkmadı. Bazen susanlar, konuşanlardan daha fazla şey söylüyor olabilir mi?
3- Üçüncü fay hattı; Bunun için kirli ve kanlı terör örgütünün tasfiyesi sırasında ortaya çıkan tuhaf bağlara dikkat etmek gerekiyor. Bu örgütün sızmalarının sâdece Devlete matuf olmadığı artık anlaşılıyor. Dehşet içinde görüyoruz ki bu yapı, kendisiyle çatışan veya çatışıyor gibi gözüken unsurlara da sirayet etmiş vaziyette.
         


Muhtemel Senaryolar;
·       15 Temmuz sonrası provokasyonlar, suikastlar olabilir.
Alevi- Sünni,  Türk – Kürt, Laik – Dindar, ikiliği ve çatışması çıkarmak. Türkiye için, istikrarsızlık, iç çatışma, Ulus devlette zayıflama, çözülme çıkarılması.
·       Ankara, Batı paktından çıkmasa bile, Rusya – Çin – İran ile ortaklıkla Küresel sistemi alt üst edebilir. Batı bunu engellemek için her şeyi yapabilir
·       Robert Fisk; Darbe bir sonraki darbeye kadar engellendi. Önümüzdeki birkaç yıl içinde yeni bir darbeye hazır olunması gerekmektedir. Sözü ile sıkıntılı sürecin devam edeceğinin sinyalini verdi.
·       İç savaş için ortam hazırlayacak, toplumsal çatışmanın zeminini oluşturacak eylemlere girişebilirler.
·       Fetullah Gülen ve terör örgütü, Güneydoğu'da terör saldırılarının ana unsurları haline gelecek, kan akıtacak, etnik ve mezhep eksenli iç savaş senaryosu için harekete geçecekler.
·       Türkiye’nin, ABD veya İngiltere’ye yakın olmak isteyen bir ağırlık merkezi ile çatışmasının kışkırtıcılığının yapılması olabilir.
·       Cezaevlerinde PKK ile işbirliği yaparak isyanlar çıkartabilirler.
·       Türkiye aleyhine etkin bir kara propaganda yapılabilir.
·       15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra, FETÖ’nün her türlü cinayeti işleyebileceğinden, en kirli işleri tezgâhlayabileceğinden, en ahlâksız komploları kurabileceğinden artık kimsenin kuşkusu yok. ABD yönetiminin hala bu adamı konuşturuyor olması, hala onun içerideki çeteleri üzerinden operasyona niyetlenmesi çok daha keskin bir hesaplaşmanın habercisi olabilir.
·       “İç savaş ortamı oluşturmaya dönük” operasyonlar başlayabilir. Sansasyonel suikastlar, korku yayacak saldırılar yapılabilir. O çete mensuplarının her biri birer intihar saldırganına dönüşecek, bazıları bulunduğu yerde kendini patlatabilir.
·       Camilere, cem evlerine, tarikat merkezlerine saldırılar yapılabilir. Belki Türkiye'nin sembolleri vurulabilir. İnfial için, toplumsal çatışma alanları oluşturmak için, kimlik savaşları başlatmak için, milleti birbirine boğazlatmak için saldırılar düzenlenebilir.
·       Türkiye iki seçenekle karşı karşıya.
Ya küçülerek var olacak, ya büyüyerek var olacak
.
Biz büyüyerek var olmayı seçtik.


·       15 Temmuz son saldırı değil. Sakın bir şeylerin bittiğini, bu çokuluslu müdahale döneminin kapandığı sanılmasın.
Recep Tayyip Erdoğan ve ekibi yine hedef alınacak. Onun arkasında yürüyen o ana omurgayı parçalamak için yeni senaryolar devreye sokulacak. Kimlik savaşları bütün ülkeye yayılmak istenecek. Çünkü her başarısızlıktan sonra çok daha kanlı, çok daha ölümcül senaryolar uyguladılar.
·       Türkiye, orta ve uzun vadede bizzat üyesi olduğu Batı ittifakının NATO, AB kurumları ve bizzat Batı ülkelerinin saldırısıyla kaşı karşıya kalabilir.
·       Bir yandan toplumun bütün farklı kesimlerini bütünleştirecek, kenetleyecek, ülkeyi leş kargalarına yem etmeyecek bir atmosfer oluşturmak ve bu çerçevede politikalar geliştirmek zorunda Türkiye. Dışardan ve içerden büyük saldırılarla karşı karşıya kalan bir ülke, içerde kardeşliği, kenetlenmeyi sağlamakla mükelleftir. Mesele, Türkiye'nin bekasıyla ilgilidir.
·       Türkiye gibi Müslüman ve Cumhurbaşkanı, İslam dünyasında liderliği sembolleşen bir ülke ile problemli hale gelen yapının, başka coğrafyalarda “Müslüman karakteri” ile öne çıkması bundan sonra son derece zordur.
·       Türkiye, Fetullah Gülen ve teröristleri üzerinden içeriden işgal edilecek ve ABD'ye teslim edilecekti. Ardından onlar nasıl bir Türkiye planlamışlarsa öyle bir Türkiye şekillenecekti. Etnik savaşların mezhep savaşlarının yaşandığı bir Suriyeleşme planı uygulanacaktı.
·       15 Temmuz’dan sonra devletin “terörle mücadele” hikâyesinin yeniden okunması ve yazılması gerekiyordu ve geçen bir yılda bu mücadelede etkili sonuçlar alındı. Aynı kararlılığın devam etmesi gerekmektedir.
·       2003 yılında Gezi Parkı eylemleri ile başladılar. 17-25 Aralık ile devam ettiler. Nihâyet 15 Temmuz'u patlattılar. Türkiye, bütün bu süreçleri atlatmayı başardı. Bundan sonra bizi ne bekliyor? Acaba küresel hegemonik güçler, pes edip, Türkiye'yi kendi hâline mi bırakacak; değilse daha da sertleşip, kesin sonuç alacakları yeni plânlarımı devreye sokacaklar?
·       Yeni hamleleri ne olabilir?
İlk adım sokak darbesi/kalkışması idi. Gezi ve Kobani amacına ulaşamadı.
          İkinci hamle yargı darbesi/kalkışmasıydı. MİT Müsteşarının      
          gözaltına alınmak istenmesi, MİT TIR’ları operasyonu ve 17-25 
          Aralık girişimi akamete uğradı.
          Üçüncü hamle askeri darbe/kalkışmaydı. Eli kanlı ve gözü dönmüş  
          cuntacılar bunda da başarılı olamadılar.
          Geriye ekonomi darbesi, sabotajlar ve suikastler kaldı. 

10-  DÜNYA BASININDA 15 TEMMUZ
İsrail Jarusalem Post; Başarıya ulaşsaydı, burada kimse Erdoğan için gözyaşı dökmeyecekti.
       
 New York Times ve The Economist ;  “Türkiye’de darbe püskürtüldü ama demokrasi tehlikede” başlığı ile Darbecilere destek sağlandı.
         Independent gazetesi yazarı Robert Fisk. Darbenin hemen sonrasında kaleme aldığı yazısında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Osmanlı Devleti’ni yeniden hayata geçirme hırsı içinde komşu ülkelerle Türkiye’yi düşman hâle getirdiğini,  Erdoğan’ın aslında bir diktatör olduğunu, Türkiye’nin hızla “eriyen/çözülen” bir ülkeye dönüştüğünü ileri sürüyor.
        Yine İndependent bir yorumda ; Recep Tayyip Erdoğan kendisine karşı yapılan darbeyi Türkiye’nin tamamen İslamlaştırılması için kullanabilir şeklinde ifadesi ile darbe girişiminin yanında yer aldığını yenilemiştir.
        Amerikan medyasında “sol” ideolojik yelpazeye oturan The Boston Globe gazetesi. Darbeden kısa bir süre sonra bu gazetede yazılan bir yorum yazısında,  darbe girişiminin boşa çıkarılmış olmasını demokrasinin bir zaferi olarak görmek yerine, başarısız darbe girişiminin Recep Tayyip Erdoğan’a muhalifleri üzerinde daha fazla baskı kurma imkânını vereceği, kamu kurumlarında çok sayıda kişinin açığa alınmasının kabul edilemez olduğu ve bütün bunların Türkiye’nin Batı ile ilişkilerine zarar vereceği vurgulandı.
         Eski İsveç Başbakanı Carl Bildt, ABD merkezli Politico sitesi için kaleme aldığı yazıda, Avrupa’nın cuntacılara tepkisizliğini sert bir dille eleştirdi.
        The Washington Post ; Kaostaki Türkiye’nin seküler vatandaşları  daha gergin haberi ile darbeyi önemsizleştiriyor , hedefi saptırıyordu.
        Frankfurt Allgemine Zeitung ; 18 Temmuz 2016 tarihli haberinde Cumhurbaşkanı Erdoğan gibi kişilere karşı   anti-demokratik tedbirlerin alınabileceğinin mümkün olduğunu ve bu tür darbelerin meşru olabileceğini , tüm demokratik teamülleri ve kuralları yok sayarak yazabiliyordu.
         Türkiye’deki darbe girişimi sürecinde henüz ilk saatlerden itibaren çeşitli Batılı analizciler ve yorumcular, bunun Türkiye’de İslamcılarla Batı yanlısı çevreler arasında bir mücadele olduğunu ilan etmiştir. Batı dünyası açısından bastırılan bu darbe girişimi ve sonrasında yaşananlar esasen Türkiye’de Batı yanlısı çevrelerin mevzi kaybetmesi ve “İslamcıların” kazanması anlamına gelmektedir.
·           Amerikalı Yeni Muhafazakârlar uzun zamandır Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’yi diktatörlüğe götürdüğünü yazmakta, bundan kurtulmak için gerekirse askeri bir darbenin yapılması gerektiğini savunmaktadırlar. Rubin’in “Türkiye’de Erdoğan’a karşı bir darbe olacak mı?” başlıklı makalesi, Amerika’da çok prestijli  American Enterprise Institute’de 21 Mart 2016’da ve Newsweek’de
24 Mart 2016’da yayınlanmıştır.
Michael Rubin , New York Post gazetesinde 16.07.2016 tarihli makalesinde ; “ Türkiye’deki darbe nasıl umut olarak okunabilir “ yazısı ile darbe girişimin umut olarak nitelemekten kaçınmamıştı.






  
11-  [15 TEMMUZ – ABD İLİŞKİSİ]
          Dönemin ABD Dış İşleri bakanı John Kerry darbe teşebbüsü sonrası Dış İşleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu ‘nu 3 kez arayıp “ bizim bu işle ilgimiz yok, yaptığınız açıklamaları uluslararası kaidelere uygun yapın “ diye konuşması bir panik ataklık göstergesi midir?
          CIA kontrolündeki Stratfor internet sitesi darbe teşebbüsü gecesinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın uçağının koordinatlarını, rotasını yayınlamasının arka planında ne vardır?       ABD- İngiliz medyası 15 Temmuz hain darbe girişimini otokrat Recep Tayyip Erdoğan’ı devirip, Türkiye’yi demokrasiye taşıyacak bir darbe olarak gördüler ve başarıya ulaşacağı ümidi ile beklediler.   Dönemin ABD Dış İşleri Bakanı Kerry, Türkiye’yi NATO üyeliğinden çıkarmakla tehdit etti.
          Küresel Güçler FETÖ terör örgütü üzerinden Türkiye’de darbe tertiplemiştir. İç savaş çıkartmak istemiştir. Milletimizi birbirine kırdırmaya çalışmıştır. İşaretler ABD yi göstermektedir.
          FETÖ terör örgütü liderini koruyan ABD yönetimi , terör örgütü lideri Fetullah Gülen’i iade etmezse teröre destek veren ülke ilan edilmelidir.
          18 Haziran 2016 ‘da, 15 Temmuz’dan 24 gün önce John Hannah isimli bir ABD li  “ABD-AB-Ortadoğu ve Türkiye için artık tehlikeli olmaya başlayan Recep Tayyip Erdoğan ‘la bir hesaplaşmanın er ya da geç bir gün ve mutlaka yaşanacak.” diyordu bir makalesinde.
           ABD ulusal istihbarat direktörü James Clapper Türk muhataplarının tasfiyesinden dert yandı. !
          Irak ‘ a demokrasi götürüyoruz diyerek bu ülkeyi işgal edip, bir milyondan fazla masum insanın ölümünden ABD sorumludur.
15 Temmuz’da Türkiye’de demokrasi askıya alınamadı diye bir başka söyleyişle, bizim çocukların kanlı darbe girişimi berhava oldu diye dertlendiği artık aşikar.
          ABD merkez kuvvetler komutanı Votel; “irtibat halinde olduğumuz üst düzey komuta kademesinde olanlardan içeri alınanların olduğunu görüyorum.” İfadesi ile açığa düşmüştür.
         
 ABD yönetimi suçüstü yakalanmıştır. Bazı Avrupa ülkeleri suçüstü yakalanmıştır. ABD ve Avrupa medyası açıktan demokrasiye savaş açmış, tankların arkasına gizlenmiş, bir terör örgütü üzerinden Türkiye’yi biçimlendirmeye girişmiştir. Ve bu girişiminde suçüstü yakalanmışlardır.
          Terör örgütü liderini ve çetesini en üst düzeyde koruyan ABD yönetimi, Türkiye’ye açıktan cephe almıştır. Sokaklara dökülen milyonları yok saymıştır.
         
NATO müttefiki bir ülke iç savaşa sürüklenmek isteniyor ABD yönetiminden hiçbir destek, en azından moral desteği yok. “Demokrasinin yanındayız” demeye bile dilleri varmadı. Tam aksine, “Tüh bu sefer bizim çocuklar başaramadı” diye dövünüp duruyorlar.
          Meclis'in bombalanmasından, insanlarımızın kurşunlanmasından,  bu ülkenin liderine suikast girişiminden terör örgütü liderini özenle koruyan ABD yönetimi sorumludur.
Tarih bunu böyle yazacak, toplumsal hafıza bunu hep böyle hatırlayacaktır.
    

15 TEMMUZ'UN GRAND PROJESİ: 
        Gizli CIA Stratfor ve Rand Corp. Raporlarında şunlar yazılı: ABD'nin Dünyada temel çıkarları ve dünya Hâkimiyet Planları' kurgulanırken, Avrasya'nın kalpgahındaki Türkiye'nin konumu özellikle analiz edilmektedir.
ABD'nin 20 inci yüzyılda kurduğu sömürü düzeninin, 21 inci yüzyılda devam etme stratejisi şudur:
1) Rusya ve Çin'in bir araya gelmesinin önlenmesi,
2) Zamana göre, Rusya ve Çin'in tecrit edilmesi,
3) Avrupa'nın Afrika ve Asya ülkeleri ile bağlarının kesilmesi,
4) Suyolları ve petrol/ gaz bölgelerinin tam kontrolu...
ABD'nin hâkimiyetini sürdürme alanları (Sıralamaya dikkat):
1) Ortadoğu,
 2) Doğu Akdeniz -Kıbrıs,
 3) Basra Körfezi, Kızıl Deniz,
4) Hazar havzası/Kafkasya,
5) Karadeniz (Ukrayna dâhil),
 6) Doğu Avrupa (Balkanlar),
7) Afrika (Libya-Mısır/Somali),
8) Orta Asya (Afganistan-Kazakistan- Pakistan-İran),
Diğer alanlar: Baltık, Güney Çin Denizi, Hint Okyanusu, kuzey kutbu"
.
      MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun Mustafa Balbay’a
30 Mayıs 2003 görüşmesinde söylemiş; Fetullah Gülen ABD nin yeşil kuşak projesinin bir ayağıydı.

     MİT İstanbul böle başkanı Nuri Gündeş ‘in ihtilaller ve anarşinin yakın tanığı isimli kitabından ; “Fetullah  Gülen cemaati tarafından özellikle de Türki cumhuriyetlerinde açılan okullarda diplomatik pasaportlu Amerikalı CIA ajanları İngilizce öğretmeni diye barınıyordu.
         
Küresel destek olmadan bu tip terör örgütlerinin bu noktalara gelmesi zor...
         
 Avrupa’nın darbe girişimine geç ve net olmayan tepki vermesi, Türkiye’nin Erdoğan liderliğindeki yürüyüşüne devam etmesini istemediğinin en büyük göstergesidir.
     
  ABD yönetimi doğrudan bu darbe teşebbüsünün içinde olmuş intibaını başından beri vermektedir. Çünkü başarılı olacağına inanıyorlardı. Türkiye, doğrudan onların yönettikleri bir örgütün, TSK içindeki uzantıları tarafından ele geçirilecekti.
          NATO üyesi, ABD müttefiki bir ülkede darbe yapılmasına izin vermezler, abartmayın' dendi. Meğer onların da bu işin içinde olduğu iddiası gerçekmiş.
           Fetullah Gülen’in iadesine yanaşmayan bir ABD Türk milletinin gözünde 15 Temmuz’un faili olarak anlaşılmıştır.
         
ABD yönetimi, ittifak ilişkisi kurulduğundan bu yana Türkiye'ye karşı hiç bu kadar açıktan düşmanlık yapmamıştı. Önceki darbeleri de o planlamış ve yönetmişti. Mümkün mertebe kendini gizlemiş, TSK'nın tamamı üzerinden operasyon yapmıştı. Bu sefer açıktan bir terör örgütüyle saldırdı.





           12-  15 TEMMUZ’DAN ALINACAK DERSLER
·       Kim olursa olsun, kamusal hiyerarşi dışında herhangi bir hiyerarşiye izin verilmemelidir.
·       Yeni Türkiye, gerilim ve kutuplaşmanın artık prim yapmadığı, ortak değerler için tam bir mutabakat ve uzlaşmanın sağlandığı bir ülke olmalıdır.
·       Darbenin başarısız olması, darbe yapılabilir bir ülke olmaktan çıkmak üzere olduğumuzun kanıtı olarak görülebilir.
·       Aramızdaki farklılıkları unutmalı, toplumsal uzlaşma ortamını genişletmeliyiz.
·       17/25 Aralık gerçeğinin ne olduğunu anlamayanlara yolsuzluk vb gibi gerekçelerle meseleyi örtbas ederek kabul ettirmeye çalışanlara esas meselenin ne olduğunu açık bir şekilde ortaya konulmalıdır.
           EHL-İ SÜNNET, OMURGAMIZDIR; ÇÖKERSE, HEPİMİZİ YER BİTİRİRLER!
          Çok büyük bir tehlike var burada:  İslâm'ın temel dinamiklerini, bin küsur yıldır Müslümanları dimdik ayakta tutan mezhepleri, cemaatleri, tarikatları topa tutarak Ehli Sünnet Omurgayı çökertmek, böylelikle bütün sapkın anlayışların önünü alabildiğine açarak Müslüman toplumları birbirine düşürmek ve sonuçta fosilleştirilemeyen ve dize getirilemeyen İslâm'ı dize getirmek ve Batılıların önündeki en büyük engeli bu şekilde bertaraf etmek!
           Seçimle iktidara gelen siyasi parti başkanı, başbakan diktatörlükle suçlanıyordu. Menderes, Demirel, Özal diktatörlük ve hırsızlıkla suçlandı darbe önceleri. Kimi basın da buna uydu, şakşakçılığa soyundu, kamuoyu oluşturuldu. Her seferinde de ülkenin içi karıştırıldı ki millet bıksın, darbeye karşı çıkmasın.
         Tarihi derinliği olmayan hiçbir hareketin inandırıcılığı olamaz. Tarih, kökler demektir. Geçmiş fikri olmayanın geleceği, ideali olmayanın kimliği yoktur!
          Haçlı Savaşları'ndan, Moğol istilasından Birinci Dünya Savaşı'ndan sonraki dördüncü büyük şok dalgasına, en ağır saldırıya, ülkemizi yok etmeye ayarlı küresel müdahaleye, içeriden işgale, bünyemizdeki vatan hainlerine, iç savaş senaryosuna, bizi bin yıl sonra Anadolu'dan çıkarmaya ayarlı alçakça planlara karşı yeniden dirilişi, meydan okumayı, bütün dünyaya; “Biz buradayız, kıyamete kadar da burada olacağız” demeyi başardık.
          Biz tarihte hiç diz çökmedik
         Bu dalga, bu öfke, coğrafyamızı kasıp kavuran iç savaşların, işgallerin, darbelerin, o kirli senaryoların sahiplerine yönelecek.
        Bu söz, bu dil, bu siyasi kimlik, belki yüz yıl önceki gibi ülke ülke dolaşan bir kurtuluş mücadelesi kimliğine, söylemine dönüşecek.
        Yüreklerimizi işgal edemedikten sonra, korkmayın. Yüreklerin işgal edilemeyeceğini 15 Temmuz'dan bu yana gösterdik. Yenikapı'da gösterdik, Anadolu şehirlerinde milyonlarca insan olarak gösterdik. Biz tarih boyunca diz çökmeyi, eğilmeyi, itaat etmeyi, uysallaşmayı, korku ile teslim olmayı hiç bilmedik. Yine bilmeyeceğiz. Yine korkmayacağız. Yine dik duracağız. Yine kendi yolumuzu çizip büyük yürüyüşümüzü tamamlayacağız.
          EHL-İ SÜNNET OMURGA'YI ÇÖKERTMENİN YOLU: PARALEL DİNLER İCAT ETMEKTİR.
         15 Temmuz saldırısı, Türkiye'yi durdurmayı amaçlıyor!
Niçin?
        Türkiye, bin yıldır Ehli Sünnet Omurganın kurucusu ve koruyucusu yegâne ülke olduğu için.
        Batılıların amacı, İslâm'ın yeniden tarih yapacak bir aktör olarak tarih sahnesine çıkmasını ne pahasına olursa olsun önlemek!
          Bu millet birlik olduğunu, dış düşmana karşı hiç vakit kaybetmeden bir araya gelebileceğini ispat etti.
       Millet bu ülkenin işgal edilmek istendiğini gördü.
       Haklı bir mücadelede rol almış, ülkesini işgalden kurtarmış olmanın haklı sevinci var insanların yüzünde.
        15 Temmuz Türkiye için yeni Kurtuluş savaşının başlangıç tarihi olacaktır.
        Türkiye’nin oyun kurma gücünün azaldığı yerde oyun bozma kapasitesi devreye girer. Gün hep birlikte vatanı koruma günüdür.
        Mesele, Recep Tayyip Erdoğan’ın itibarı meselesi değil, Türkiye’nin itibarı meselesi.
        
"Gizli ve karanlık emellerine ulaşmak için her türlü yolu mubah gören, dini ve dinî duyguları istismar eden; Milletimizin zekâtını, sadakasını, kurbanını çalan, evladını elinden alan, dinimizin temel değerlerini ve kavramlarını tahrif ve tahrip eden, gayr-i İslami ve gayr-i ahlaki tutum ve davranışlarla fitne, fesat, yalan ve desiselerle kendine insan ve imkân devşiren, devletin tüm organlarına sızarak, milletin geleceğini ipotek altına almaya çalışan ve son darbe girişimiyle millet tarafından suçüstü yakalanan Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ/PDY) dinî bir oluşum olarak nitelenemez.
        Bu örgütün elebaşı "din âlimi" ya da "hoca efendi" olarak kabul edilemez..."
..
           Eski Türkiye’de iktidarın merkezinde halk yoktu, şimdi ise halk var.
          Halk, kendi ekonomi politikalarını ve dış politika önceliklerini batılı devletlerin çıkarları ve taleplerine göre şekillendiren bir Türkiye istemiyor.
         Demokratlık bir ilke meselesi değildir, çağa, kişilere göre değişmez.
         Tek taraflı düşünmemeli, hep bilip denediğimiz ve sonunda hayal kırıklığı ve pişmanlıklar yaşadığımız yollara girmek yerine, günün şartlarına uygun çözümler peşinde koşmalıyız. 
          Yeni Türkiye, eski dünyaya direnerek ayakta kalmaya çalışıyor.
        
Ülke teslim alınacak, Devlet teslim alınacak, Millet esir alınacak ve birbirine kırdırılacaktı.1.Dünya savaşından bu yana en büyük felaket kapımızı çaldı. Bir yıkım, birçok uluslu savaş kapımızı çaldı.
        
Ya yeniden kuruluş ya da parçalanma.
         15 Temmuz Türkiye’ye yönelen açık bir saldırının, savaşın ilk aşamasıdır. Anadolu tarihinin sayfalarını kapatmak istiyorlar. Selçuklu ve Osmanlı defterini dürmek istiyorlar. 
         Devlet yeniden biçimlendirilmeli, ordu yeniden yapılanmalı, sermaye yerli ellere teslim edilmeli, ülkenin sınırları ve hava sahası yerli unsurlara emanet edilmeli.
          Küresel sistem yeniden şekilleniyor.
          İslam’ın dize getirilmesi, bunun için de Ehlisünnet omurganın çökertilmesi ve paralel dinler icat edilmesi stratejisi üzerinden yeniden şekillendiriliyor küresel sistem.
          Batılıların 100 yıllık ana stratejileri bu!
          Küresel sistem, iki asırdır İslam’la savaşıyor. Hedef, bizim bin yıldır kurduğumuz Ehlisünnet omurgayı çökertmek.
         Seküler – kapitalist küresel sistemin varlığını ve hegemonyasını sürdürebilmesi, İslam’ın yeniden tarih yapan bir aktör olarak tarih sahnesine çıkmasının önlenmesine, bunun için de bin yıl İslam dünyasını dimdik ayakta ve diri tutan Ehlisünnet omurganın çökertilmesine, dolayısıyla paralel dinler icat edilerek İslam’ın hadım edilebilmesine, küresel sisteme boyun eğdirilmesine bağlı.
          İngilizler şunu çok iyi biliyor. Eğer Ehlisünnet omurga çökertilirse, tonla paralel din icat edilir, böylelikle İslam dünyası kolaylıkla parçalanır.
          1
5 Temmuz'u sadece “darbe” olarak görmeyin.  Bu tarih, Türkiye'ye yönelik açık saldırıların başladığı tarihtir. Bir tür savaş ilanıdır.
          Artık her şeyi, her ülkeyi sorgulayacağız. Sokak sokak çatışma senaryoları planlayanlara karşı sokak sokak direniş haritaları oluşturacağız.
          Zihinlerinizi özgür, iradenizi sağlam tutun.

          Dünyanın en büyük muharebe eğitim misyonuna sahip ABD hava kuvvetleri harp merkezinde terörist FETÖ’ye okul açma izni veriliyordu.
         
15 Temmuz Türkiye'ye acı da olsa kendine gelme fırsatı verdi. Kökü dışarıda olanlara güvenmemeyi öğretti. İslam'la kandırılmamayı öğretti. Müslüman görünümlü ajanların Devleti ele geçirmek için kılıktan kılığa girdiğini öğretti. Ama ,en önemlisi 15 Temmuz  düne kadar kötü ve katı yüzünü gösteren Devletin muhafazakarlarla barışmasını sağladı.
          "Emperyalizmin oyunu bitmez,   sürekli teyakkuzda olmak zorundayız”
           Eğer bir ülkede, Liberal Menderes’e, solcu Ecevit’e, demokrat Demirel’e İslamcı Erbakan’a ve muhafazakâr Erdoğan’a darbe yapılıyor ve hepsinde de “ yurtta sulh konseyi “ aynı bildiriyi okutuyorsa, büyük bir millete dönüşmek için bundan iyi fırsat olamaz.
          15 Temmuz günü Cumhurbaşkanı’nın yaptığı demokrasiye sahip çıkma çağrısı olmasaydı, ülkenin ne halde olacağını bir an durup düşünmek zorundadır.
         





13-   BATI DARBEYİ NASIL GÖRDÜ YORUMLADI
·       Batı dünyası, bu darbenin başarısız kalacağını aklının ucundan bile geçirmiyordu. Türkiye, son 14 yıl boyunca küresel sistemin dışına çıkma, kendi inisiyatifi ile yeni bir dünya kurma çabası içinde görünüyordu. Batı dünyası ise bu çabayı hazmetmekte zorlanıyordu.
·       Güçlü ülkeler müdahale etmek istediği yere kendi doğrudan gücünü çıkarmıyor. Kendi yerine hareket edecek başka güçlerle (adına ister milis densin, ister terör densin vb.) müdahaleyi tercih ediyor. Veya barış zamanında, müdahale etmek istediği ülkeye merkezden bir vali gönderme yerine darbe yoluyla o ülkenin kendi içinden bir diktatör çıkarmayı tercih ediyor. Dünya sistemi bu yöntemi Türkiye'de de uygulamak istedi. Türkiye'nin başına da bir Sisi koymak istedi.  
·       Batı’ya göre, Türkiye demokrasiyi hak etmiyor, darbe olup olmaması önemli değil, mevcut rejim ile darbe arasında bir fark olmadığı ifade edilmekte, düşünülmekte.
·       ABD ve Avrupa'nın, darbe sonrasında, Türkiye'ye tam destek olmak yerine, görülmemiş bir hırçınlıkla saldırmaları, hem yaşadıkları hayal kırıklığından, hem de suçlarının ortaya dökülüyor olmasından kaynaklanıyor.
·       Farkındasınızdır; demokrasi aşığı, insan hakları tutkunu, ifade özgürlüğü sevdalısı, evrensel ilkeler savunucusu Batı, şeffaf, özgür, tertemiz seçimle gelmiş bir hükümetin askeri darbeyle düşürülememiş olmasından dolayı tüm değerlerini ayaklar altına alıyor.
·       Alman medyasının büyük bir kısmının uzun zamandan beri başlattığı ve darbe girişimi sırasında zirveye ulaşan Türkiye’ye karşı saldırıların Alman siyasetçilerinin bir kısmı tarafından da desteklendiği görülüyor.
·       IŞID terör saldırısını liderler düzeyinde Paris’te protesto yürüyüşüne katılanlar yüzlerce kişiyi öldüren , binlerce sivil masumu yaralayan darbecileri protesto etmekte düşük profil çizdiler.
·       47 üyesi olan Avrupa Konseyi’nden bir tek kardeş Azerbaycan arayıp samimi bir geçmiş olsun dedi, diğerlerinden bir tek ses bile çıkmadı.
·       Batı başkentleri tavır ve tutumlarıyla darbecilerin tarafında olduklarını açık ederlerken, Batı medyası haber ve yorumlarıyla Türkiye’deki darbe girişimini ve/veya darbeye karşı verilen soylu demokratik direnişi önemsizleştirme yoluna gitmiştir.
·       Ülkemizdeki 15 Temmuz darbe girişimi karşısında, kendisini “demokrasi ve özgürlük havarisi” olarak lanse etmeyi iyi beceren Batı dünyasının sözüm ona “çoğulcu medyası” bu korkunç ihanet darbesini önemsizleştirmek, buna karşılık darbeye direnen siyaset kurumunu ve halkımızı “kötücül” göstermek için her türlü göz boyacılığını yapmıştır. Hem yazılı hem de görsel medya âdeta tek merkezden yönlendiriliyormuş gibi, Türkiye’deki darbeyi çarpıtmak için bütün imkânlarını seferber etmiştir.









14- [ 15 TEMMUZ İLE İLGİLİ  SÖZLER]
·       Devlet politikaları akla ve o ülkenin çıkarlarına uygun değilse, başka bir amaç için yapılıyor demektir. O amaç da ihanet ve casusluktur.
·       FETÖ meşru olmayan bir güçtür. Gülen örgütü darbenin arkasında, bu konuda hiç şüphem yok.
[James Jeffrey – ABD Büyükelçisi 2008-2010]
·       15 Temmuz gecesi, Millet Devleti kurtardı.
·       Kendi iç tutarlığını korumak savunduğu değerler kadar önem kazanır. Darbe dönemleri gibi önemli siyasal dönüşümlerin yaşandığı dönemler insanların tutarlılık sınavından geçtiği günlerdir.
·       ABD Dış İşleri Bak. Sözcüsü  John Kirby ; Türkiye’deki tutuklamaları endişe verici bir gelişme olarak görüyoruz.!
·       Demokrasi tarihinde, sokaklara inerek darbeyi engelleyen bir milletin üyesi olduğun için kendinle gurur duy.
·       Bu millet değil midir yalın ayak başıkabak yedi düvele karşı dövüşüp ardından. Dünya Savaşını kazananlara karşı Ya İstiklal Ya Ölüm diye haykıran.
Bu Millet değil midir Anadolu bozkırından çıkıp haritada yerini bile bilmediği, nedenini, niçinini sorgulamadığı Kore savaşında destanlar yazan; Kunuri’de sıkışıp kalmış dost ve müttefik Amerika’nın askerini kurtaran.
Ve Bu millet değil midir kendi halkına kurşun sıkan, asker üniforması giymiş çapulcudan bozma, subay müsveddelerinin çaldığı tankların karşısına dikilip “ Biz demokrasi istiyoruz; sizi değil “ diye haykıran!
·       Caspar Weinberger, “Strategic Review” dergisinin “İlkbahar 2001” sayısında aynen şöyle yazmıştır: “Devlet ya da hükümet başkanlarının öldürülerek tasfiye edilmesinin yolu açıktır…”
·       ABD de ekranlara çıkıp Fetullahçı kesilen haçlı-Siyonist ittifakı Neo-conlar “ darbe olmadı , kaybettik “ diye ağlayabiliyor yüzsüzce. İsrailli yazar ve haham ; “ Gülen’e bir şey olursa İsrail’in büyük kaybı olur diye açıkça yazıyor.
·       Stratejik Culture Foundation ‘den Peter Korzun; Türkiye bir dönüm noktasında . Zaman değişim zamanı. Aşağıya doğru gidiş bir biçimde durdurulmalı. Türk halkının önünde basit bir tercih duruyor. Ya çılgınlığı akılla ve hikmetle değiştirip barış ve refaha ulaşacaklar, ya da şimdi olduğu gibi aşağıya gidiş devam edecek ve iç savaş ile yok oluşun dumanı içinde kaybolacaklar. Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidar olduğu bir ülkede gelecek yok gibi görünüyor.
·       Neo-Con çizgideki Michael Rubin, 21 Mart 2016'da “American Enterprise Institute” (AEI) için kaleme aldığı yazısıyla “Türkiye'de yakın bir zamanda darbe olabileceğine” dikkat çekerken aslında “derin hesaba dâhil bir eleman olarak” işaret fişeği patlatmıştı!
·       Michael Rubin, Mısır'daki darbe için “Durmamız gereken yer Sisi'nin yanıdır” demişti.
·       Dönemin ABD Büyükelçisi Ricciardone ; “Bugünden sonra bir imparatorluğun çöküşünü izleyeceksiniz” .…
·       PKK’nın tepe yöneticisi Duran Kalkan’ın, "Erdoğan Mayıs’ta yok” açıklaması hatırlanacak olursa, örgütün bu süreçten haberdar olduğu anlaşılabilir.
·        Adalet Bakanı Bekir Bozdağ: “Sığınaklara inemeyiz, gerekirse burada öleceğiz, biz sığınağa girersek millet neden meydanlarda dirensin.”
·       Mehmet Metiner: (İstanbul Havaalanında kuleyi darbecilerden teslim almak için gittiğinde darbecilerin yüzüne)
“Bu yaptıklarınızı burnunuzdan fitil fitil getirmezsek bu hayat bize haram olsun”
·       Selim Temurci: (İstanbul İl binasını teslim almaya gelen darbeci subaya) “Cesedimi çiğnemeden bu binayı teslim alamazsın.”
·        Metin Külünk: (Havaalanında uçağın kapısı açılıp da Recep Tayyip Erdoğan’a sarıldığı anda gözlerinin içine bakarak)
“Artık huzur içinde ölebilirim.”  
·        Hanefi Avcı bir TV kanalında mealen şunları söylüyordu: “Yaşanan sadece bir askeri kalkışma değildi. Askeri, sivil tüm kanatlarıyla Fetullah Gülen cemaatinin hazırladığı ve uygulamaya koyduğu bir darbe girişimiydi, bu girişim devletin tüm kilit noktalarını nasıl kontrol ettiklerini gösteriyor. 
·       15 Temmuz'da Paralel darbe girişiminin yaşandığı saatlerde Amerikan Ordusu'nun eski istihbaratçılarından emekli Yarbay Ralph Peters, Neo-Con'cu Fox News televizyonuna çıkıp aynen şöyle dedi: “Bu darbe, Türkiye'nin İslami bir diktatörlük olmaktan kurtulması için son şansıdır. Hata yapmayalım. Bu darbede rol alanlar iyi adamlardır!"
Peters, Paralel darbe girişiminin başarısızlıkla sonuçlanması üzerine ise
 “Şayet darbe başarılı olsaydı, İslamcılar kaybedecek, biz kazanacaktık!" diye konuştu!
·       Vatandaşlık hukukunun vatandaşa yüklediği en önemli görev, borç; Devlete ‘sadakat bağı’ ile bağlı olmaktır.
·       Uluslararası arenada hemen her meselede başta Katolik ve genelde Hristiyan dünya olmak üzere Batı çıkar ve menfaatleri konusunda görüş açıklayan Papalığın, Türk halkının canları pahasına karşı çıkarak engel olduğu darbe girişimini ve bunun doğrudan ve dolaylı aktörlerini şu ya da bu bahaneyle görmemesi ya da görmezden gelmesi oldukça düşündürücüdür.

15-  FETO ‘NUN ETKİLEDİĞİ  İNSANLARIN ORTAK 
       ÖZELLİKLERİ;
·       İnsanlara vatansızlık duygusunu aşılamak. Doğduğun, büyüdüğün, yaşadığın topraklara karşı bir aidiyet duygusu gelişmesine engel olmak.
·       Vatana ihaneti bile meşru ve haklı görecek kadar aptallaşabilmeleri.
·       İnsan olma özelliğinin körelmesi, robot özelliklerinin yerleşmesi.

16-  FETÖ LİDERİ FETULLAH GÜLEN’İN İADESİ HK.
Fetullah Gülen ‘in  iadesi demek , CIA ve ABD içindeki NATO içindeki bir kanadın tasfiyesi demektir.
        ABD ve diğer güçler Fetullah Gülen  üzerinde planları varsa iade etmeyecekler, planları yoksa da iade etmeyip ya öldürecekler ya da başka bir ülkeye kaçmasına göz yumacaklar.






17-  FETULLAH GÜLEN ABD İLİŞKİSİ
 Fetullah Gülen – ABD ilişkisi siyasi düzeyde başlamadı, istihbarat düzeyinde başladı.
         ABD’de yaşayabilmesi için verilen tavsiye mektubunun başında iki eski CIA üst düzey görevlisi Graham Fuller ve George Fidas ile ABD eski Ankara Büyükelçisi Morton Abromowitz ‘in imzaları vardı.
         Fetullah Gülen, ABD’ nin Türkiye’deki çıkarları bakımından ne kadar önemlidir, ne kadar vaz geçilmezdir sorusunun cevabını bulmak ona göre pozisyon almak!
       
CIA’nın 12 Eylül sonrasında, salt Türkiye’yi değil Orta Doğu’yu da zapturapta alacak, Müslümanların kendi çizdiği yolda yürümesini sağlayacak  bir yapıya, öndere ihtiyacı vardı. Aradığını da İzmir’de buldu. Bu kez subay değil bir cami imamıydı devşirdiği.
Ve kimi ABD gazetelerinde yazıldığınca The Cemaat’ı kurdurdu has adamı,  Fetullah Gülen’e ve  yeterince beynini yıkadıktan sonra da ortaya sürdü. Ortam çok uygundu. Ülkede var olan aydın elitler Dini ve dindarları toplum dışına atmaya çalıştıklarından, inançlarına sımsıkı bağlı halk kolayca bir din adamına inanabiliyordu.
          Abdullah Öcalan ile Fetullah Gülen ‘in alınıp verilmesi arasında yaklaşık bir ay var. Bu bir tesadüf mü?
         1996’da CIA ajanı Graham Fuller tarafından bir Gladyo projesi olarak temeli atılan FETÖ tam 50. Yılında askeri darbeye kalkıştı.
        
1963'te Erzurum'da Komünizmle Mücadele Derneği'ni kurmuş olan Fetullah Gülen, CIA ajanı Graham Fuller'ın 1964'te Türkiye'deki görevine başlamasıyla; 1966'da Fetullah Gülen'in İzmir'de “cemaatini” kurması birebir bağlantılıdır! Böylelikle FETÖ’nün temelleri atılıyordu!
         Hiçbir kanıt yokken ülke işgal edenler, Fetullah Gülen ve teröristlerinin bu ülkeye yönelik saldırıları için kanıt istiyor.
       
ABD, Fetullah Gülen’i Türkiye'ye iade etmediği sürece “terör örgütü liderini koruyan bir devlet olarak" zan altında şüpheli bir durumda kalmaya devam edecektir. 
       
Amerika, “Türkiye mi FETÖ mü?” şeklindeki bir soruyu, Türkiye ile ipleri koparma tercihinde bulunabileceği zaman, FETÖ lehine cevaplandırması kuvvetle muhtemeldir.







18-  ILIMLI İSLAM VE DİYALOG;
Ilımlı İslam kavramı, CIA laboratuvarlarında üretilmiş yapay bir mahsuldür. Bu mahsulün proje öznesi Fetullah Gülen’dir.
         Bu örgüt sözde eğitim gönüllüleri olarak ve sözde eğitim projesi olarak küresel baronlar tarafından dünyanın kontrol edilmesi gereken özellikle Müslüman ülkelerinde konuşlandırılmış, devlet mekanizmalarına sızmış bir maşa örgütlenme olarak rol üstlenmiştir.
         Kimine para kimine makam sözü vererek insanları zıvanadan çıkaran, Allah’a değil kendine kul eden bu sözde imam, CIA nın Ortadoğu Türkiye ekseninde ılımlı İslam düzenini kurmak üzere görevlendirdiği bir ajandan başka bir şey olmadığı 15 Temmuz ile ortaya çıkmış oldu.
         CIA nın kurduğu Rand Corporation’ın 2007 yılındaki bir raporu “ ılımlı Müslüman ağlar oluşturulmak “ üzerindedir.
 
Fetullah Gülen’in diyalog adı altında düzenlediği toplantılarda ve yaptığı etkinliklerde dikkat çeken bir diğer önemli husus da “ılımlı İslam” adına İslam ile Hıristiyanlığın aslında aynı Tanrı’ya inancı öngören dinler oldukları algısını oluşturacak adımlar atılmasıdır. Örneğin söz konusu toplantılarda Müslüman ve Hıristiyanların aynı Tanrı’ya inandıkları vurgulanarak kendi mekânlarında ve kiliselerde ortak ibadet seansları düzenlenmiştir.
 “Ilımlı İslam” olarak nitelenen böylesi bir anlayış ve profil ise Fetullah Gülen terör örgütü tarafından en iyi şekilde temsil edilmektedir. Onlara göre bu nedenle Fetullahçı yapı, Batı merkezli güç odaklarını tehdit edenlere karşı desteklenmesi gereken önemli bir güçtür.
Dinler arası Diyalog safsatası Hain darbe girişiminin neresindeydi?  Dinler arası Diyalog, bir Vatikan projesiydi. “Diyalog”  adlı misyonerlik faaliyetinin esas hedefi Müslümanlar arasındaki ümmet bilincini sulandırmaktı.
    Papa II. John Paul, şunu açıkladı, yıllarca önce; “Dinler arası  
   diyalog, kilisenin Hıristiyanlaştırma yani misyonerlik faaliyetlerinin
   bir parçasıdır.”








19 -  ABD-AB-NATO AMAÇ VE İLİŞKİLER
·       Ermenistan’la sorunlarımız sürerken, bizim değil, Ermenilerin yanında oldular.
·       Kıbrıs meselesinde bizimle değil, Rumlarla birlikte hareket ediyorlar.
·       Türkiye, Yunanistan’la Ege Denizi’nde çekişirken, bizim “model ortağımız” Amerika, Yunan tezlerinin arkasında dolaşıyor.
·       PKK, yıllardır insanımıza kan kusturuyor. Ama Amerika bu kanlı örgütün ikiz kardeşi PYD’ye silah yardımı yapıyor. Suriye’de PYD’li eşkıya ile birlikte iş tutuyor.
·       ABD’nin koruyup kolladığı, kol kanat gerdiği Fetullah Gülen, Türkiye’de darbeye girişiyor.
Bu nasıl bir ortaklık, bu ne biçim bir dostluk?
Avrupa’nın tutumu da aynı; al birini, vur ötekine!


·       Fetullahçı kalkışmanın bu konjonktürde gerçekleşmesi ve darbenin başarılı olmamasının NATO müttefiklerimizde oluşturduğu hayal kırıklığı bir kez daha gösteriyor ki, ağzını her açtığında bölgede istikrar ve barış istediğini söyleyen NATO, aslında başka bir ajanda taşıyor; bu amaçla Türkiye'yi terör örgütlerini kullanarak, darbe gibi anti-demokratik yöntemlere başvurarak dizayn etmeye çalışıyor. Darbe girişimi başarılı olsaydı, şüphesiz ki Türkiye'nin, Suriye'nin ve Orta Doğu'nun geleceği bu ajandaya göre şekillenecekti.
  
 NATO İkinci Dünya Savaşı sonrasında Sovyet tehdidine karşı kurulmuş bir askeri örgüt olarak bilinmekte.  NATO’nun kuruluş bildirgesinin altında imzası olan Başkan Truman İsrail’i devlet olarak tanıyan ilk kişiydi. İsrail’in kurucu Başkanı David ben Gurion yeni bir ülkenin kurulduğunu açıkladıktan tam 11 dakika sonra Truman ABD’nin İsrail’i tanıdığını açıklamıştı.
      
Batı, FETÖ darbesiyle Türkiye'yi tam kontrol altına almaya, yedeğinde tutmaya girişmiş ancak başarısız olmuştu.
   ABD , AB  bölgede ikinci bir İsrail olarak kullanabilecekleri PKK-PYD koridorunu kurmak istiyorlar , Türkiye buna razı olmuyor ve engel olmaya çalışıyor.
         Dönemin
Dışişleri Bakanı Kerry’nin Türkiye’nin NATO üyeliğinin tehlikeye girdiği yönündeki açıklaması da krize varabilecek bir tartışmanın kapısını araladı. Şimdiye kadar hiçbir krizde Türkiye’nin NATO üyeliği dile getirilmemişti. NATO’nun şimdiye kadar beş askeri müdahale yaşamış olan Türkiye’de demokrasi konusunda büyük bir hassasiyet ortaya koyduğu söylenemez.
Ayrıca NATO’nun üyelerini çıkarma konusunda bir prosedürü bulunmadığı gibi henüz diğer üye ülkeler tarafından atılan bir NATO üyesi de bulunmuyor.
Türkiye’nin NATO üyesi olarak bu kritik dönemi atlatması güvenliği açısından bir avantaj. Buna karşı NATO’dan gelen tepkiler Türkiye’nin de NATO açısından önemli partner olduğunu ortaya koyuyor. 
NATO’nun komünizm tehlikesine karşı “yeşil kuşak” projesinin gerçekleşmesi sürecinde Türkiye, dış politikada NATO eksenli politikalara imza atarken, iç politikada da devletin NATO üyeliğini garanti altına alacak iç yapılanmalara gitti.





20-   FETULLAH GÜLEN ‘İN GERÇEK YÜZÜ
·       Devlet Millet düşmanı olduğu ortaya çıkmıştır.
·       İnsanlıktan çıkmış karaktersizlikler güruhudur.
·       Milletimizin zeki çocuklarını nasıl adi bir canavara dönüştürdüğü ortaya çıktı.
·       Fetullah Gülen ‘in nasıl bir cani ruh taşıdığı , cinnet içinde olduğu , ihanette sınır tanımadığı artık ortadadır.
·       FETÖ mensupları kendilerini takiyye’nin kralını yaparak gizliyorlar. Eşlerini bikini ile denize sokmak, içki içmek, her türlü ahlaksızlığı yapmak meşru görülmüştür.
·       Haramları helale çevirerek kendine tapanlarla insanlık dışı bir ilişki kurduğu ortaya çıkmıştır.
·       Kimine para kimine makam sözü vererek insanları zıvanadan çıkaran, Allah’a değil kendine kul eden sözde imam, CIA nın Ortadoğu Türkiye ekseninde ılımlı İslam düzenini kurmak üzere görevlendirdiği bir ajandan başka bir şey değilmiş.
·       Eğitim ve yardımlaşma olmak üzere bütün iyi kavramların içini boşalttı.
·       FETÖ bir cinayete kalkıştı. Bu açık. “Dini” söylemlerle oluşmuş bir yapıyı, dindar insanların oluşturduğu bir siyasi kadroyu alaşağı etmek için kullandı.
·       FETÖ/ PDY soruşturması kapsamında gözaltına alınan Cumhuriyet Savcısı itirafta bulundu: “Cemaat toplantılarında yahut çoklu/ikili sohbetlerde Fetullah Gülen’in özel bir kişi olduğu, Peygamber’imiz Hz. Muhammed ile uyku ile uyanıklık arasındaki ‘yakaza’ gibi farklı boyutlarda diyalogda bulunduğu, sürekli onu rüyalarında görüp istişare ettiği, ondan nasihat ve kararlar aldığı yönünde konuşmalar yapılmaktaydı.”
·       Türkler’in Anadolu’da ve Ortadoğu’da hâkimiyet kurması üzerine, Papalık Haçlı Seferleri’ni başlattı. Büyük Türk milletinin göğsünde erittiği Haçlı Seferleri şimdi Truva Atı olan FETÖ’yle devam ediyor. FETÖ, Haçlıların yeni yüzü olmuştur.  
·       CIA’nın 12 Eylül sonrasında, salt Türkiye’yi değil Orta Doğu’yu da zapturapt alacak, Müslümanların kendi çizdiği yolda yürümesini sağlayacak  bir yapıya, öndere ihtiyacı vardı. Aradığını da İzmir’de buldu. Bu kez subay değil bir cami imamıydı devşirdiği. Ve kimi ABD gazetelerinde yazıldığınca The Cemaat’ı kurdurdu has adamı,  Fetullah Gülen’e ve  yeterince beynini yıkadıktan sonra da ortaya sürdü. Ortam çok uygundu.

Ülkede var olan aydın elitler dini ve dindarları toplum dışına atmaya çalıştıklarından, inançlarına sımsıkı bağlı halk kolayca bir din adamına inanabiliyordu.
·       Fetullah Gülen ‘i bir din âlimi, haşa bir İslam âlimi gibi görmek ve değerlendirmek son derece yanlış ve yanıltıcıdır. Onun dini de imanı da kendisidir.
Hakkı kendisi olarak gördüğü için yaptığı şeylerin meşruiyetini de kendisinden alıyor. Başka bir referansa ihtiyaç duymuyor.
·       Terörist başının ifadelerine göre ; Bir gün devletin tüm kurumlarını ele geçirip öyle bir hale geleceğiz ki devletin paçalarından tuttuğumda kımıldayacak hali kalmayacak. 40 yıldır bu hayalle yaşıyordu.
·       Ona göre devlet zaten tüm kurumlarıyla onun eline geçmiş durumdaydı. Sadece mevcut hükümeti tasfiye etmek ve bitirmek kalmıştı. Bu nedenle ilk darbe girişimi yolsuzluk iddialarıyla emniyetten geldi. Onlar bu girişimle işi bitirmeyi düşünmüşlerdi. Sonra adli darbe HSYK, sonra diğerleri…
Bu darbe girişiminin başarısız olmasının ardından gelecek hamleleri artık kargaşa yaratmak olacaktır.
·       Bu tür yapılar ancak itaat kültürüne dayanan, sosyal psikolojide ‘dıştan kontrollü kişilik tipolojisi’ diye tanımlanan hastalıklı, marazi insan yetiştirebilirler.”
·       Paralel yapının başından itibaren Batı sisteminin ‘yeşil kuşak projesi’ çerçevesinde devşirilmiş bir yapı olduğu, kendisine bu sistemin patronajı tarafından geniş bir saha açılmasının sebepsiz olmadığı bugün ortaya çıkmıştır.
Bunlar Kime hizmet ediyorlar!
·       Peki, bu okullar ne işe yaramaktadır? Bu okullarda ders veren, bu okulların yönetim örgütlenmesinde yer alanlar, bu yapılanma üzerinden bulundukları ülkelerde adeta kol gezerek başka bir ajandaya göre hareket ederek, istedikleri her türlü faaliyeti yaparken, hem kendilerinden istenen hizmeti yerine getirmiş olmakta, hem de bulundukları ülkede giriştikleri çeşitli operasyonlar ortaya çıktığında Türkiye’yi o ülke nazarında zorda bırakmış olmaktadırlar.
·       Bir insanın bilerek, isteyerek sivil vatandaşların üzerine mermi yağdırması, bomba atması, tankla ezmesi nasıl bir psikolojiyle mümkün olabilir? Yabancılaşması, düşman gibi görünmesi ve cinnet getirmesi gerekir, değil mi?
·       Bu dindar insanları gözlerini kırpmadan öldürdüklerine göre, ortada bir fetva da varsa o zaman öldürdüklerini Müslüman olarak, vatandaş olarak, millet olarak görmüyorlar.  Başka bir din, başka bir vatan, başka bir millet var ortada demek ki.
·       Batı’nın yanındayım, beni Türkiye’ye iade etmeyin, dedi. Batının ılımlı Müslüman seslere ihtiyacı olduğu bir dönemde kendisinin ve arkadaşlarının Batının hizmetinde olduklarını New York Times sütunlarında beyan etti.
·       Paralel devlet yapılanması, kuruluşunun 50.yılında Türkiye’yi haçlı Siyonist cephesi namı hesabına işgal etmek maksadıyla askeri darbe girişiminde bulundu. Elhamdülillah Başaramadı!
·       Cemaat ve meşrep faşizminden, taassubundan, saplantısından ne zaman kurtulacağız? Cemaatini yüceltmek, kutsamak, her şeyin üstünde tutmak bu dine, bu ülkeye, bu millete yapılmış en büyük kötülüktür. FETÖ de cemaatini kutsayarak, yücelterek bu hale geldi.
·       Fetullah Gülen hareketi gerek karakteristik özellikleri, gerek refleksleri itibarıyla bilindik cemaat yapılanmalarına hiç benzememekte, dolayısıyla bu topraklarda vücut bulan cemaatlerden öte, Hasan Sabbah ve Nizarî-Bâtınî İsmailîlik, Cizvit Tarikatı, Opus Dei gibi yapıları akla getirmektedir. 
Genel manada hareketin kendine ilişkin yanılmazlık ve hatadan korunmuşluk algısından da söz etmek gerekir. Yanılmazlık ve hatadan korunmuşluk hususen Fetullah Gülen’e atfedilen bir sıfattır. Denilebilir ki Sünnî teolojide peygamberler, Şiî teolojide imamlar, hareketin teolojisinde ise Fetullah Gülen ismet (günah ve hatadan korunmuş) sıfatıyla muttasıftır…
·       Kendi varlığını çok mümtaz gören ve yine kendisini sair dinî grup ve cemaatlerden ayrıştırmaya büyük özen gösteren, bu arada kibirden de pek ödün vermeyen Fetullah Gülen hareketi öncelikle kendi selameti, menfaat ve maslahatı için başka her şeyin feda edilmesini caiz gören bir itikat geliştirmiştir.
Öte yandan hedef noktasına kazasız-belasız ulaşmak uğruna hareket mensuplarının özellikle kriz vasatlarında İslâmî ilkelerle pek bağdaşmayan, gerektiğinde dinî-ahlâkî hassasiyetleri askıya alan davranışlar sergilemesi de tecviz edilmiştir...  
·       Bu sapık Hareket bünyesinde Fetullah Gülen’in sözleri ve fiillerini değil eleştirmek, istifam konusu yapmak bile büyük günah sahibi   gibi algılanmasına yol açabilir.


·       Her ne kadar Fetullah Gülen’in dilinden din, iman, Allah, kitap gibi kelimeler ve kavramlar hiç düşmese de nihai hedefinin insanları dinî-ahlâkî bilinçlendirmekten çok daha fazla ve sofistike (yanıltıcı , karmaşık ) bir şey olduğu, devlet içinde devlet tesis etmeye matuf bulunduğu bellidir. Bu hedefe giden yolda mistik ve melankolik karakterli dinî söylemin işlevi ‘afyon’ denilen uyuşturucudan pek farklı değildir…
·       Fetullah Gülen ihanet hareketinin güç kazandığı her alanda işgalci gibi davranması, resmi ya da sivil hemen hiçbir alanda kendisinden başkasına nefes aldırmaması ve dindaşlık, vatandaşlık paydasını yok sayması gibi gariplikler de       hareketin kendini ‘seçilmiş’ olarak görmesi ve buna bağlı olarak ilahi irade tarafından mutlak hakikatin temsilcisi ve insanlığın kurtarıcısı gibi eşsiz bir misyon yüklendiğini düşünmesiyle ilgilidir… 
·       Fetullah Gülen’in sevk ve idaresindeki oligarşik ihanet yapısının tabandaki mensuplara bu tür mesajlar vermesi müthiş bir özgüveni imlemektedir. Bu özgüven ‘seçilmişlik’ vehmiyle açıklanabilir.  
·       Fetullah Gülen ‘Tarihi Tekerrürler ve Bir Uzun Temenni’ başlıklı konuşmasında şunları söyler: ‘Bugün olup-biten hâdiseleri, kalb ve ruh rasathanelerinden temaşa edebilenler,  kaderî programların kendilerine yüklediği misyonu bütün teferruatıyla temsile çalışmaktalar.
Onlar yürüyor, yollar onlara selâm duruyor. Yürüdükleri her yerde aşılmaz gibi görülen engeller onların karşısında secdeye kapanıp dümdüz kesiliyor; kesiliyor ve âdeta bu kutluların ayaklarına yüz sürüyor…
Bu satırlardan anlaşıldığı kadarıyla, Allah-ü Teâlâ, ulvi bir görevi ifa için Fetullah Gülen ve camiasını seçmiştir(!) ; bu nedenle  Fetullah Gülen ve takipçileri kutludur.(!)  Kimse onların önünde duramayacak, hatta onlara boyun eğip yakaracaktır… (!)
·       Fetullah Gülen ihanet hareketinin genellikle rüya yoluyla Hz. Peygamber’i kendi faaliyetlerini meşrulaştırma aracı kılması istismar, bu istismarın formatı da çağdaş İsrâiliyâttır.
Bu bağlamda İsrâiliyât kavramı hurafe, masal, efsane gibi kelimeleri de içeren çok geniş bir anlam taşır. Fetullah Gülen hareketinde mesiyanik bir karakter de mevcuttur.”
·       Otoriteyi kutsallaştıran, şefi kült haline dönüştüren düşünmeyi soru sormayı, sorgulamayı günah sayan bu anlayış ancak ‘kendi putunu’ üretir.
·       Koskoca bir ülke, şizofren olma ihtimali yüksek, acımasız, hırstan gözü dönmüş bir hayalci ihtiyarın yaptıklarının bedelini ödedi.
·       “Vahye dayalı, hayatın her alanını kuşatan İslam’ı tehlikeli ve milli birliğe zarar verici buluyorum!” sözleri ile  İslam’ın özüne, aslına düşman olduğunu açıkça ortaya koyuyordu Fetullah Gülen.
·       Gizli ve karanlık emellerine ulaşmak için her türlü yolu mübah gören,  dini ve dinî duyguları istismar eden;   milletimizin  zekâtını, sadakasını, kurbanını çalan, evladını elinden alan, dinimizin temel değerlerini ve kavramlarını tahrif ve tahrip eden, gayr-i İslamî ve
 gayr-i ahlaki tutum ve davranışlarla fitne, fesat, yalan ve desiselerle kendine insan ve imkân devşiren, devletin tüm organlarına sızarak, milletin geleceğini ipotek altına almaya çalışan ve son darbe girişimiyle millet tarafından suçüstü yakalanan Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ/PDY) dinî bir oluşum olarak nitelenemez.

Bu örgütün elebaşı "din âlimi" ya da "hoca efendi" olarak kabul edilemez...
·       Hiçbir kanıt yokken ülke işgal edenler, Fetullah Gülen ve teröristlerinin bu ülkeye yönelik saldırıları için neden kanıt istiyorlar.
·       Türkiye’ye yıllardır hoşgörü ve hizmet hareketi diye tanıtılan bu hain  hareketin , bir darbeyle demokratik laik Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmayı hedefleyen bir terör örgütü olduğu alenen ortaya çıkmıştır.
·       Bu örgütün takiyye yapan, amacına ulaşmak     her yolu mubah sayan bir anlayışa sahip olduğu ve 40 yıldır çocukluktan beynini yıkadığı insanlarla Türkiye’ye el koymaya hazırlandığı geç de olsa anlaşılmıştır.
·       Devleti ele geçirmek için TSK nin içine askeri öğrencilikten itibaren yerleştirilmiş mensuplarının, darbe girişimi gecesi estirdikleri kanlı terörün, İŞİD kafasından farklı bir kafaya sahip olmadıkları görülmüştür.
·        ABD , eğer çok bunalır ve sıkışırsa , darbe liderini , ya Türkiye ile suçluların iadesi için ikili anlaşması olmayan bir ülkeye yollar , bize vermez ; ve ya iğne ile konuşamaz duruma getirir .  Çünkü Amerika, sadece Türkiye’de değil, okul açtırdığı dünyanın pek çok ülkesindeki operasyonlar için kullanıyor bu terör örgütünü ve liderini.
·       MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun Mustafa Balbay’a 30 Mayıs 2003 görüşmesinde söylemiş; Fetullah Gülen ABD nin yeşil kuşak projesinin bir ayağıydı.
·       MİT İstanbul bölge başkanı Nuri Gündeş ‘in ihtilaller ve anarşinin yakın tanığı isimli kitabından ; “ Gülen cemaati tarafından özellikle de Türki cumhuriyetlerinde açılan okullarda diplomatik pasaportlu Amerikalı CIA ajanları İngilizce öğretmeni diye barınıyordu.
·       1952'de sadece on dört yaşında iken Özel Harp Dairesi'nce “eleman” olarak yetiştirilmeye başlanan Fetullah Gülen'in, 1966'da İzmir'de “cemaati”nin temellerini atması, CIA ajanı Graham Fuller'ın 1964'te Türkiye'de göreve başlamasıyla birebir bağlantılıdır. Soğuk Savaş döneminde bir “CIA Operasyonu” olarak sahne alan Komünizmle Mücadele Dernekleri'nin Türkiye'deki ikinci şubesini 1963 yılında Erzurum'da açan Fetullah Gülen'dir.
·       Toplumun gönlünü kazanmak için Müslümanlığı kullandılar. Tedbir olarak Müslümanmış gibi yaptılar, tedbir olarak vatansevermiş gibi davrandılar.
·       Askeriyeye sızmak için laik bir görüntüye girmeleri gerekiyordu, topluma sızmak için ise Müslümanlık maskesi takmaları...hayatları sahtekarlık , riyakarlık ve takiyye üzerine bina edilmişti.
·       Hiçbir kutsalı olmayan bu insanlar, ancak casusluk eğitimi almışların başarabileceği bir hünerle her kılığa girdiler. 
·        Üç yıldır pes etmemelerine, kumpaslarına, siyaseti dizayn etme girişimlerine devam etmelerine, PKK terörünü tırmandırmadaki rollerine bakınca aslında ne istedikleri belliydi. Türkiye’yi teslim almak değil sadece teslim etmek istiyorlardı. Çünkü aldıkları büyük ihale buydu. 
·       Ülkeyi yönetilemez hale getirip 40 yıldır kimler için çalışıyorlarsa, darbeyi başarsalardı ülkeyi onlara teslim edeceklerdi. Bu ihanetin dünya tarihinde emsali yoktur.
·       Küresel Emperyalist sistem, bütün dinleri hadım etti, dize getirdi ama İslâm'ı hadım edemedi, dize getiremedi. Bu postmodern haşhaşîleri kullanarak İslâm'ı dize getirmek, protestanlaştırmak, içini boşaltmak, küresel sisteme itiraz etmeyen, dünyaya söyleyeceği hiçbir şey kalmayan “seküler bir din”e dönüştürmek istiyorlardı, şimdilik başaramadılar.
·       “Hizmet hareketi” ile “Kürt hareketi” ilk günden beri Türkiye'ye karşı ortak bir proje olarak hazırlandı. Fetö terör çetesi “Hizmet hareketi” olarak palazlandırılırken; PKK çetesi ise “Kürt hareketi” olarak güçlendirildi. 
Terörün bu güne kadar bitmemesinin en büyük sebeplerinden biri devletin içine sızan bu derin şebekenin örgütü sürekli kollamasıdır. Şimdiye değin Fetö’cü pilotların PKK’yı zerre zarar vermedikleri, terörle mücadeleyi baltaladıkları ve devletin örgütle mücadelesini alttan alta sabote ettikleri bugün çok daha iyi anlaşılıyor.
·        Fetullah Gülen , TSK içindeki askerlerini böylesine ölümcül bir oyuna sürükleyecek kadar gözünü karartmıştır.
·       FETÖ lideri bir konuşmasında , duvarda asılı olan Osmanlı haritasının indirilmesini istemiş , “ hayal gücümü daraltıyor “ demişti.(!)

·       FETÖ nün önemli isimlerinden biri; biz sadece Türkiye’de değil , 170 ülkede varız. Türkiye bunlardan sadece biri diyerek doğduğu toprakların ideolojisi için anlamsızlaştığını göstermişti.
·       Fetullah Gülen vatansız bir ideoloji üretmiştir.
·       Türkiye ‘yi vatan kabul eden birinin , kendi ülkesine ve milletine uçaklarla saldırması mümkün olmazdı.
·        Fetullah Gülen  Türkiye’de Ortodoks Fener Patriği Barthholomeos ve Ermeni Patriği II. Karekin ve dönemin İstanbul Baş hahamı David Asea ile içeriği gizli görüşmeler yapmıştır.
09 Şubat 1998’de de Vatikan’a giderek dönemin Papası
 II. John Paul ile görüşmüştür. F.Gülen bu görüşmede Papa’ya verdiği mektubun girişinde yer alan şu sözleriyle adeta kendi gerçek kimliğini ve sahip olduğu bu kimlik bağlamında da misyonunun ne olduğunu gözler önüne sermektedir. ;
“Papa 6. Paul Cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinler Arası Diyalog İçin Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz. En aciz bir şekilde hatta biraz cüretle, bu pek kıymetli hizmetinizi icra etme yolunda en mütevazı yardımlarımızı sunmak için size geldik.”
F.Gülen’in yaptığı ilk iş Papa’ya verilen mektupta yer alan “İslam yanlış anlaşılan bir din olmuştur ve bunda en çok suçlanacak olan Müslümanlardır. Uygun bir yerdeki vakitli bir gayret bu yanlış anlamanın büyük oranda azalmasına katkı sağlayabilir. Müslüman dünyası, İslam’ın asırlarca ölçülen yanlış anlamasını silip atacak bir diyalog imkânını bağrına basacaktır” ifadeleri çerçevesinde, Batı’nın ürktüğü İslam imajının yerine kendisinin “ılımlı İslam” projesi kapsamında Müslümanlara karşı sert ancak gayrimüslimlere karşı son derece hoşgörülü ve diyalog kurulabilir bir İslam anlayışını yaygınlaştırmak için kolları sıvamak olmuştur.

·       Bu bağlamda F.Gülen’in onursal başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın öncülüğünde 2000 yılında Urfa’da ve 2006 yılında da Mardin’de uluslararası diyalog toplantıları düzenlenmiştir.
Sempozyum görüntüsü altında yapılan ve Türkiye’deki tüm gayrimüslim grupların davet edilmesine karşın kendileri dışındaki hiçbir Müslüman cemaat ve grubun davet edilmediği bu etkinliklerin temel amacı FETÖ/PDY yapılanmasının kendini gayrimüslim dünyada meşrulaştırarak sadece kendilerinin muhatap alınması gerektiği algısını oluşturmaktı.

Nitekim Mardin’deki toplantıda Yahudi ve Hristiyanların Müslümanlar ile aynı Tanrı’ya inandıkları vurgulanmış ve devamında da sembolik bir nikâh merasimi ile Müslüman bir bayanın ehli kitap bir erkekle evlenebileceği algısı oluşturulmaya çalışılarak İslam inancı sulandırılma yoluna gidilmiştir.
·       Diyalogla ilintili kurulan enstitü, dernek, forum ve benzeri oluşumlar vasıtasıyla düzenledikleri diyalog toplantıları, iftar yemekleri ve mahalli dini liderlere diyaloğa katkıları adı altında verilen ödül törenleriyle FETÖ terör örgütü hem kendini meşrulaştırma hem de ciddi kamuoyu desteği elde etme yoluna gitmiştir.
·       Söz konusu etkinliklerde amaç İslam’ın gayrimüslimlere sunulması değil; FETÖ hareketinin tanıtılması, meşrulaştırılması ve yaygınlaştırılması olmuştur. 
·       FETÖ’nün diyalog adı altında düzenlediği toplantılarda ve yaptığı etkinliklerde dikkat çeken bir diğer önemli husus da “ılımlı İslam” adına İslam ile Hıristiyanlığın aslında aynı Tanrı’ya inancı öngören dinler oldukları algısını oluşturacak adımlar atılmasıdır.
Örneğin söz konusu toplantılarda Müslüman ve Hıristiyanların aynı Tanrı’ya inandıkları vurgulanarak kendi mekanlarında ve kiliselerde ortak ibadet seansları düzenlenmiştir.
·       Hristiyanlığı terk edip Müslüman olmaya gerek yoktur. Dolayısıyla herkesin kendi inancında kalması ve hayatını söz konusu inanç üzere devam ettirmesi esas olmalıdır.
·       FETÖ hareketi, dinler ve kültürler arası diyalog adı altında düzenlediği etkinliklerde diğer Müslüman gruplarla veya cemaatlerle birlikte olmadığı gibi sürekli olarak onları olumsuz etkileyecek bir tutum içinde olmuştur.
 Örneğin Rusya’daki okullarının kapatılmaya başlanması üzerine FETÖ hareketi 2005 yılında Moskova’da “Din, Şiddet ve Terör” adı altında bir toplantı düzenlemiş ve toplantı sonunda yayımlanan sonuç bildirgesinde okullarının Rusya hükümeti tarafından kapatılmasını engelleme adına “biz terörizme karşı verdiği mücadelede Rusya’nın yanındayız” şeklinde bir cümleye yer vererek Rusya’nın terörist diye niteleyerek kendileriyle mücadele ettiği Müslüman Çeçenleri gönül rahatlığıyla öldürebileceğine cevaz verilmiştir. 
FETÖ/PDY, dini bir cemaat olarak görüldüğü dönemlerde gayrimüslimlerle diyalog köprüleri kurarken kendi dindaşı olan diğer Müslüman gruplarla bırakın bir araya gelip diyalog köprüleri kurmaya çalışmasını bu ve benzeri pek çok örnekte olduğu gibi onları olumsuz etkileyecek ve can evinden vuracak girişimlerde bulunmuştur.

Örneğin, 28 Şubat süreci olarak bilinen dönemde ülkemizdeki dini camianın önemli liderlerinden dönemin Başbakanı merhum Necmettin Erbakan’a sahip çıkacağı yerde, “beceremediniz artık bırakın” çağrısında bulunarak 28 Şubat post-modern darbesine açık destek vermiştir.
·       Endoktrinasyon, insanın “ben” duygusunu yok etmekle başlar. Kişinin benliği, kişiliği, şahsiyeti “ene” söylemi üzerinden şeytanlaştırılarak yok edilir; onun yerine F.Gülen’in ve örgütünün kabarık beni yerleşir.
Endoktrinasyon süreci tamamlandığında örgüte giren insan sadece kişiliğini kaybetmez; aynı zamanda düşünme ve sorgulama yetisini, beraberinde de adalet, acıma, merhamet ve şefkat duygusunu, hatta ahlaki duyarlılığını da yitirir. Artık tek varlık nedeni örgüte hizmettir.

Hizmetin üç ayağı vardır:
Örgüt için durmadan çalışmak,
ona maddi kaynak temin etmek ve
ynı zamanda bir istihbarat elemanı gibi örgüte başkası veya olup biten hakkında bilgi taşımak. 
·       F.Gülen örgütüne mensup mankurtlar Cengiz Aymatov’un mankurtu gibi sade, yalın, düz, tek kişilikli robotik insanlar değildir. Aksine çok kişilikli, çok suretli oynak bir yapıdadırlar.
En az iki tane yüzleri vardır.
Birisi herkese sahte gülücükler atan, gülümseyen, her kılıfa girebilen “görünür” kişiliktir.
Diğeri ise çoğu zaman “ötekine” karşı nefret ve öfkeyle dolu, gerektiğinde canavarlaşan, ölüm makinesine dönüşebilen, “abilerin” dümen suyunda ağdaki balık gibi çırpınan, bin bir çeşit fücur ve fesatla dolu “gizli” kişiliktir.
Bu gizli kişilik, içinde birden fazla Haşhaşi hançeri barındırır. “Yukarı”dan emir aldığında, alır bu hançeri, kol kola gezdiği, birlikte yiyip içtiği, uzun süre beraber yaşadığı, gözünün içine baktığı, yüzüne güldüğü adamın yüreğine saplar.
Tıpkı amirlerinin kafasına silah dayayan yaverler gibi…
·       Kısaca, Fetullahçı Terör Örgütü’ne mensup, ona tam tamına teslim olmuş bir mankurt, insanı her an satmaya hazır kaypak, ilkesiz, kişiliksiz ve omurgasız bir karaktere sahiptir.
Ona asla güvenilmez. Gösterdiği sıcak ilgi ve güler yüzün arkasında bin bir hile, fesat ve fücur saklıdır.
 Dış dünyasında güler yüz gösterirken, iç dünyasında düşündüğü tek şey muhatabını tavlayıp örgütüne kazandırmak veya farklı yollardan ondan yararlanmaktır.
·       Fetullah Gülen hareketinin temeli “2Y, 4H” formülüne dayanır. Y’ler Yalan ve Yolsuzluğa işaret eder.
F.Gülen örgütünün en temel değeri yalandır. Her tür faaliyetlerine akla hayale gelmez yalanlarla mistik bir boyut katarak insanları büyülerler. Örgüt üyeleri, örgütün hasımlarına karşı her tür yalana, iftiraya ve kumpasa başvurmaktan asla çekinmezler.
Yolsuzluğa gelince: F. Gülen örgütü aynı zamanda para, mülk ve servet devşirme mekanizmasıdır. Örgüt mensupları kaynakları toplayıp sorumlu oldukları yere aktarmaktan başka bir şey bilmezler. Bu kaynaklar tamamen kapalı devre bir sistem içinde kullanılır ve değerlendirilir. 
·       Örgütün yapısını oluşturan H’ler ise örgütün ;
“hizmet”, “hikmet”, “himmet” ve “hidayet” gibi dört ayak üzerine oturmuş işleyiş felsefesine işaret eder.

Örgüt mensubunun beynine kazınan şey şudur: Kendini bütün varlığınla hizmete adayacaksın, örgütle ilgili her şeyde bir hikmet göreceksin, örgüte daima himmet toplayacaksın ve sonucunda da hidayete ereceksin! Bu mekanizmalar aynı zamanda örgüt mensuplarının beyin yıkama araçlarıdır. Sorgulayıcı olmamalarının temelinde bunlar yatar.
·       F.Gülen örgütünün mankurtlarını azgın kurtlara dönüştüren şey “para” ve “iktidar” oldu. Bunlar kime selam verdilerse “burs” veya “himmet” adı altında para kopardılar.
·       F.Gülen örgütünün militanları, 17-25 Aralık sonrasında para muslukları kesilince, bin bir hile ve desiseyle kaptıkları iktidar koltuklarını kaybedince veya daha da kaybedeceğini anlayınca aç kalmış azgın kurtlara dönüştüler.
·       Dikkate alınması gereken ve daha da önemli olan husus ise bizzat Vatikan’ın Fetullah Gülen hareketiyle olan yakın ilişkisidir. Fetullahçı örgütün Papalıkla her zaman çok yakın ilişki içinde olduğu bilinmektedir. Papaya sunduğu  mektubunda Hristiyan din dilinde tanrı oğlu İsa Mesih için kullanılan “Rab” kavramını özellikle kullanmaya da dikkat etmiş ve bu çerçevede mektubun sonunda kendisini “Rabbin aciz kulu” şeklinde tanımlamıştır.
Vatikan bu zihniyetteki bir yapıyı her zaman kendisine müttefik olarak kabul etmiş ve bu nedenle bu örgüte ve başındaki F. Gülen’e her tür desteği vermiştir.
ABD’de oturma izni için kendisine referans arayan Fetullah Gülen’e çeşitli CIA mensupları ve diğer Hıristiyan din adamlarıyla birlikte Katolik kilisesinin önde gelen figürlerinden Thomas Michel’in de referans olduğu bilinmektedir.
·       Papalığın 15 Temmuz darbe girişimi ve sonrasında büründüğü derin sessizliğin altında, Fetullah Gülen örgütü gibi bir işbirlikçi yapının öncülüğüne soyunduğu darbe girişiminin başarısızlığı karşısında duyulan hayal kırıklığı olsa gerektir.
Onlara göre bu darbe başarılı olsaydı ABD’li askeri analizci Ralph Peters’in dediği gibi “İslamcılar kaybedecek onlar kazanacaktı”. Zira Batılı güç odakları için darbeler kendi çıkar ve menfaatlerine hizmet ettiği sürece makbul ve değerlidir.
·       Diyanet İşleri Başkanlığı 3-4 Ağustos 2016 tarihlerinde Din Şurasını Ankara’da topladı ve bu hain yapı ile ilgili ana başlıkları ile aşağıdaki kararları aldı.
1- FETÖ/PDY dini bir yapı olarak nitelendirilemez.
2- FETÖ/PDY nin liderine atfedilen sıfatlar İslam ile bağdaştırılamaz.
3- FETÖ/PDY açık bir din istismarı hareketidir.
4- FETÖ /PDY din kisvesi altında bir güç ve çıkar hareketidir.
5- FETÖ/PDY hareketi sahte bir mehdi hareketidir.
6- FETÖ/PDY nin dini bilgi kaynakları şaibelidir.
7- FETÖ/PDY İslam ümmetinin vahdetini parçalayan bir tefrika hareketidir.
8- FETÖ/PDY içinde ahlak barındırmayan bir sır hareketidir.
9- FETÖ/PDY hareketi gayri ahlaki bir harekettir.
10- FETÖ/PDY dinlerarası diyalog adına din mühendisliği yapan ve Kelime- Tevhidi parçalayan bir harekettir.

DİNLERARASI DİYALOG SAFSATASI, HAİN DARBE  
GİRİŞİMİNİN NERESİNDEYDİ!
 Dinlerarası Diyalog, bir Vatikan projesidir.
“Diyalog” adlı misyonerlik faaliyetinin esas hedefi         
 Müslümanlar ve  İslam ümmetidir.
 Papa II. John Paul, şunu açıkladı, yıllarca önce; “Dinlerarası
diyalog, kilisenin Hıristiyanlaştırma yani misyonerlik
faaliyetlerinin bir parçasıdır.”






21 – ORDU’DA YAPILANMA 
·         TSK ‘ da emir komuta zinciri dışında bir darbe yapılacaksa bunun kilidi kuvvet komutanlıklarının özellikle Kara Kuvvetleri Komutanlığının kurmay subay atama şubesinin ele geçirilmesinden geçmektedir. Bu birime hâkim olursanız geleceği şekillendirebilirsiniz. Sicili bozulmasın diye sizden olanları çalıştırırsınız Yıldız haline getirirsiniz.
·       2010 yılındaki anayasa değişikliği referandumu ile yargıyı büyük ölçüde ele geçirdiler. Ergenekon- Balyoz – Kumpas dava süreçleriyle TSK nın yapısının, geleneklerinin motivasyonunun ve toplum nazarındaki itibarının deformasyona uğratılması oldu.
·       Türkiye’de kronik terör sorunu vardır. Ortadoğu’nun bizim sosyolojimizde de uzantıları bulunan fay hatlarında şiddetli kanlı depremler yaşanıyor. Milli iradeye itaatkâr ve aynı zamanda emir-kumanda birliğine sahip güçlü bir orduya ihtiyacımız vardır. Uzun vadede yepyeni bir ordu kurulmalı.
·       Ordusu zedelenen bir Türk devletinin bölgede ne kadar istikrar sağlayacağını düşünülmelidir.
·       15 Temmuz’dan sonra Generallerin % 41 inin ordudan atıldığı bir TSK tablosu ile karşı karşıyayız.

·       Ordunun içerisine yerleşmiş ve sadakatini Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Ordusu'na değil, ABD'nin Pensilvanya eyaletinde yaşayan birine bağlamış kişileri Türk askeri olarak tanımlamak mümkün değildir. Bunlar Ordu içerisinden öncelikle temizlenmelidir.

22 – DEVLET YAPISI
·        Kırılganlık; OECD genel tanımına göre devletin güvenlik, eğitim, sağlık, adalet gibi temel kamu hizmetlerini sunmakta acziyet içinde olması durumudur.
·       Başarısız Devlet; Kontrol, idare ve eylem yeteneklerini kaybetmiş, toplumsal sözleşmesi bozulmuş çökmekte olan bir devlet yapısıdır.
15 Temmuz ile varmak istedikleri Devlet yapısı bu olsa gerek.


23 – NE YAPMALI
·       İktidar cenahında risk almayı, mücadeleyi ve daha fazla gayreti Recep Tayyip Erdoğan'a havale eden aktörlerin daha fazla risk alması, daha fazla gayret göstermesi gereken bir dönem ile karşı karşıyayız.
·       Herkes oturduğu makamın gereğini, sorumluluğunu daha fazla üstlenmek ve yeni dönemin ihtiyaçlarına uygun bir sistemin inşası için çok daha fazla çalışmak zorunda. İhmalin, ertelemenin, ağırdan almanın kabul edilemez olduğu bir dönem var önümüzde.
·       Kendi makamını garanti görüp daha üst makamlar için hesap yapma döneminin kapandığını, mevcut konumda herkesin çok daha fazla gayret göstermesi gerektiğini herhalde herkes anlamış durumda.
·       Batı'dan korkarak Rusya'ya mesafe koyma, ABD'den çekinerek Asya'dan uzak durma intihardır.
·       Siyasi ve askeri bürokrasideki zihinsel körlük ülkemiz için en büyük tehdit durumundadır.
·       Büyük oyuncu olmazsak küçüleceğiz ve bu küçülme de bizi parçalayacak. Türkiye'nin, Batı ekseninde rehin tutulacak kadar küçük ülke kalması tehlikelerin en büyüğüdür.
·       ZORBALARDAN DEĞİL, ALLAH'TAN KORKACAKSINIZ!
Zorbalardan değil, sadece Allah'tan medet umacaksınız!
Zorbaların, zalimlerin, insanlık ve hakikat düşmanlarının değil, yalnızca Allah'ın ''Mevla''nız (dostunuz, sığınağınız, dayanağınız) olduğunu asla unutmayacaksınız!
Allah'tan başkasını Mevla edinenlerin, belâsını bulacağını
 iyi bileceksiniz!
Bugün önünüzü açan küresel zorbaların, yarın, ipinizi çekmekten çekinmeyeceklerini asla göz ardı etmeyeceksiniz!
·       TAKİYYE'YE DEĞİL, TAKVA'YA SARILACAKSINIZ!
Takiyyeciliğin ikiyüzlülük; Takva'nın ise ikiyüzlülükle yüzleşmek, ikiyüzlülüğü yenmek, yalnızca Allah'a yönelmek olduğunu idrak edeceksiniz!
Takiyyeciliğin, insanın kimliğini, niyetini ve hedefini gizlediğini ama sonunda, kişinin kalbini körleştireceğini, kişiliğini bitireceğini bileceksiniz! Ve
 hem “takiyyenin anası” İran'a saldırıp hem de takiyyecilik yapmaya kalkışmayacaksınız!
İhtirasın değil, ihlasın peşinde koşturacaksınız!
Kendi ihtiraslarınız, kendi ''şebeke''nizin iktidarı için ülkeyi yangın yerine çevirmeye, kaosun eşiğine sürüklemeye hakkınız olmadığını unutmayacaksınız!
·       MÜSLÜMANLARA DEĞİL, ŞER GÜÇLERE TUZAK KURACAKSINIZ!
Bu ülkede ''ipler'' hâlâ bu ülkenin çocuklarının elinde değil. Türkiye, fiilen teslim alınmadı ama zihnen teslim alındı; dışarıdan sömürgeleştirilemedi ama içeriden sömürgeleştirildi ve yüzyıldır tarihten sürgün edildi.
Öte yandan İslâm dünyası kan ağlıyor. İslâm dünyası, iki asırdır,
Batılıların esareti altında yaşıyor: Batılılar insan haklarını, hukuku ve vicdanı hiçe sayarak diktatörleri ve darbeleri destekliyor her yerde.
Türkiye'nin, bölgenin
 umudu olmaya başladığı, ''altın vuruş''u yapmaya hazırlandığı kritik bir zaman diliminde, mazlum ve masum halkların, çilekeş Müslümanların umudunu söndürmeye kalkışmayacaksınız.
Şer güçlerin güçlerine güç, zulümlerine zulüm katma cinayetine ortak olmayacaksınız.
Müslümanları arkadan vurmayacaksınız. Müslümanlara da, ülkenizin kimsesiz insanlarına da
 ihanet etmeye ve tuzak kurmaya kalkışmayacaksınız!
·       MEVZİLERİNİ YİTİRENLERİN MUVAZENELERİNİ DE YİTİRECEKLERİNİ BİLECEKSİNİZ!
Yerinizi bileceksiniz: Zalimlerin yanında değil, mazlumların yanında mevzileneceksiniz.
Mevzilerini yitirenlerin muvazenelerini / dengelerini de yitireceklerini ve düşeceklerini bileceksiniz!
Mevziyi asla terk etmeyeceksiniz! Zaman mevzi'yi koruma zamanıdır.

Mevzi'nin, küresel güçlerin hatlarını korumak değil, ülkemizin ve mazlum halkların direniş, diriliş ve varoluş koridorlarını açmak olduğunu asla unutmayacaksınız.
·       ARAÇLARI, AMAÇLARIN ÖNÜNE  GEÇİRMEYECEKSİNİZ!
Araçları amaçların önüne geçirdiğiniz andan itibaren, amaçlarınızı da, yolunuzu da, istikametinizi de yitireceğinizi unutmayacaksınız!
Araçları putlaştırdığınız zaman, ''amaca ulaşmak için her yol mubahtır'' .
Makyavelist ilkesizliğin bütün ilkelerinizi yerle bir edeceğini
 iyi bileceksiniz!
Başarıya değil, hakikate odaklanacaksınız!

Ölçünüz, başarıya kilitlenmek değil, hakikatin izini sürmek olacak!
Ayartıcı araçlara ve kışkırtıcı
 şer güçlere değil, Hakk'a ve Hakk'ın diriltici hakikatine ve rahmet elçisine boyun eğeceksiniz!
·       ZALİMLERİN DEĞİL, MAZLUMLARIN ÇOCUKLARI İÇİN GÖZYAŞI DÖKECEKSİNİZ!
Zira zalimlerin çocukları için döktüğünüz gözyaşının, yarın, mazlumların çocuklarını önüne katarak silip süpürecek bir
 zulüm seline dönüşeceğini, bu selin sizi de, bizi de boğacağını aslâ unutmayacaksınız.
Müslümanlar için
 beddua etmeyeceksiniz; dua edeceksiniz sadece!
Eğer ille de
 beddua edecekseniz, zalimler için, hakikat düşmanları için, insanlık düşmanları için beddua edeceksiniz!
Müslümanların önünde
 takoz olmayacaksınız; hakikat düşmanlarının, insanlık düşmanlarının önünde takoz olacaksınız!
·       ”ŞEBEKE” BAYRAĞINI DEĞİL, ÜMMET BAYRAĞINI DALGALANDIRACAKSINIZ!
Kör ve körleştirici bir ''şebeke'' bilinciyle değil, diriltici ve herkese ruh üfleyici
 bütün cemaatleri kardeş bilen ümmet bilinciyle hareket edeceksiniz!
Ümmet bilinciyle hareket ettiğiniz zaman,
 cemaatin cemadata / taşa dönüşmesini önleyebileceğinizi bileceksiniz!
Kardeş olacaksınız, türdeş değil.
Kalbiniz, şebekenizin çocukları için değil, ümmetin masum ve mazlum çocukları için atacak!
''Şebeke'' bayrağını değil, Ümmet bayrağını dalgalandırmaya bakacaksınız!
AÇIK OYNAYACAKSINIZ! KİRLİ OYUNLARA BAŞVURMAYACAKSINIZ!
Kirli oyunlara, kirli yöntemlere, kirli ittifaklara başvurmayacaksınız!
İç ve dış şer şebekeleriyle karanlık ittifaklar kurarak
 Müslümanlar için, ülkeniz için kirli oyunlar tezgâhlamayacaksınız!
Hangi güç odaklarıyla, ne tür ittifaklar içine girdiğinizi açıklayacaksınız!

 ·       HAKİKATİ TESLİM ALMAYACAKSINIZ, HAKİKETE TESLİM OLMAYA BAKACAKSINIZ!
Hakikatin çocuğu olmaya bakacaksınız!
Hakikati ''çocuğunuz'', ''oyuncağınız'' yapmaya, hakikatle oynamaya, hakikati oyuncağa çevirmeye kalkışmayacaksınız!
''Hakikat ben''im'', ''benim hakikatim tek hakikattir'' demeyeceksiniz.
 
Tıpkı
 Bediüzzaman gibi, ''Ben, hakikatin bende''siyim, hizmetçisiyim'', diyeceksiniz! Yoksa Hakk'ın sillesini yemekten kurtulamayacağınızı aslâ unutmayacaksınız!
·        SİLLE-TOKAT YESENİZDE  ÜLKENİZİ
TERKETMEYECEKSİNİZ!
''Hangi akla hizmet Şu Ülkede bu kişi!'' dedirtmeyeceksiniz!
Yabancı bir ülkede, İslâm düşmanlarının, hakikat ve insanlık düşmanlarının ellerinde istedikleri zaman, istedikleri şekilde sizi kullanacaklarını unutmayacaksınız!
Tıpkı
 Bediüzzaman gibi, sille yiyecekseniz, tekme yiyeceksiniz ama asla ülkenizi terk etmeye yeltenmeyeceksiniz!
Mücadelenizi ülkenizde vereceksiniz! Eğer mücadelenizi başka bir ülkede vermeye kalkışırsanız, bunun
 bedelini isteyeceklerini asla unutmayacaksınız!
Düşman bir ülkede bedel olarak sizden izzetinizi satmanızı isteyeceklerini
 asla göz ardı etmeyeceksiniz!
İzzetinizi yitirdiğiniz zaman, hizmetin hezimete dönüşeceğini iyi bileceksiniz!





24- TÜRKİYE VE RUSYA İLİŞKİLERİ;

       Türkiye, batılı dostlarının (!)  darbe girişimi sonrasında takındıkları ikiyüzlü tavırları nedeniyle, batılı dostlarına bu coğrafyada yalnız olmadığını, yeni alternatifler geliştirebileceğini göstermesi açısından Rusya ve Çin ile ilişkiler oldukça önemli.
        15 Temmuz hain Darbe girişimi sonrasında Türkiye'yi adeta boğmak, içine kapatmak ve krize sürüklemek isteyenlere inat, Türkiye'nin dışarıya açılması ve tüm gücüyle dünyaya mesaj vermesi açısından önemli.
             Türkiye'nin Rusya ile arasında yaşanan yakınlaşmayı anlamak için şu hususları dikkate almak gerekmektedir;
1) Türkiye'nin dış politikadaki temel önceliği "bağımlılık" tuzağına düşmemektir. Türkiye, müttefiklerini artırmak, ancak hiçbir ortağına da bağımlı olmak istemiyor.
Bu ABD için geçerli olduğu gibi Rusya için de geçerli.

2) Bugün Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi iki kutuplu bir dünyada yaşamıyoruz. Türkiye de "Ya ABD,  ya Rusya"
dayatmasına muhatap bir ülke değil.
ABD ve Rusya’nın birçok konuda birlikte hareket edebilen iki küresel aktör olduğu hiçbir zaman unutulmamalıdır.
Türkiye, kendi çıkarları gereğince ABD'ye bağımlı olmaksızın Rusya ile Çin ile ilişkilerini doğrudan yürütmelidir.

3) ABD, Türkiye - Rusya geriliminin sürmesini, aradaki ihtilafların kendi üzerinden çözüme kavuşturulmasını istemektedir.
4-) Türkiye - Rusya yakınlaşması her iki ülke ekonomisine de son derece olumlu şekillerde yansıyacaktır.

25 – DARBE
·         Darbe dediğimiz olay askerin anayasayı çiğneyerek siyasal iktidara el koymasıdır.
·       "Darbe, vatana ihanettir. Darbe, düşmana karşı güvencemiz olduğu için, halkının vergisi ve sevgisiyle ayakta durabilen bir ordunun halkına hıyanetidir.
Darbe, halkın malını, canını ve namusunu emanet ettiği askerin tankını, topunu, tüfeğini halkına çevirmesidir.
Darbe, içinde yaşadığı ülkeyi işgal etme, kendi halkını esir etme girişimidir."
·            "Menderes 'Hürriyet istiyoruz' sesleri altında, Erbakan 'Laiklik istiyoruz' sesleri altında devrilmişti.
12 Eylül 'Kutuplaşma/ kardeş kavgası istemiyoruz' alt metniyle gerçekleştirilmişti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı devirmek için bu üç argümanın hepsi birleştirilerek kullanıldı ve kullanılmaya devam etmektedir.
·           Darbecilik potansiyelinin TSK de yapısal bir sorun olduğu gerçeğini kabul etmemiz lazım.
·           Biz darbelerden darbe beğenenlerden değiliz. 27 Mayıs’ta ,
12 Mart’ta , 12 Eylül’de , 28 Şubat’ta , 27Nisan’da… Atatürk’ün adını kullanıp halkını esir alanlara da karşıyız; dindar maskesi takıp 15 Temmuz’da Türkiye’ye saldıran Fetullahçı cuntacılarada.
·           Darbeciler dış kamuoyunu hazırladılar ama Türk milletine sirayet edemediler darbenin dış şartlarını hazırlayanlar Türkiye toplumunun ferasetini hesaba katamadılar.
·       Neo-Con çizgideki Michael Rubin, 21 Mart 2016'da “American Enterprise Institute” (AEI) için kaleme aldığı yazısıyla “Türkiye'de yakın bir zamanda darbe olabileceğine” dikkat çekerken aslında “derin hesaba dâhil bir eleman olarak” işaret fişeği patlatmıştı!
·       Seküler demokrasi kurallarına göre meşru bir iktidarı kan dökerek devirmek üzere yapılan kalkışma isyandır. Bunu yapanlar da asilerdir. Meşru olmamakla beraber emir ve komuta zinciri içinde asker bu işi yapsaydı buna darbe denirdi. Demokrasilerde iktidar milletin serbest oyu ile değişeceğine göre kural dışı yollardan bunu yapmaya kalkışmak meşru değildir. Ve bu hareket cezasız kalmamalıdır.
·       27 Mayıs 1960 darbesinin mağduru olan Adnan Menderes'in darbe konusunda hiçbir tecrübesi yoktu. Kendisini teslim almaya gelen subaylara Eskişehir-Kütahya yolunda yakalandığında sorgusuz sualsiz teslim oldu. Öylesine kibar, öylesine nazik biriydi ki, çıkarıldığı gayrimeşru mahkeme önünde bile duruşma reisi olarak görevlendirilmiş olan ceberut kişiye her defasında: “Reis beyefendi hazretleri…” diye hitap ediyordu.
·       12 Mart 1971 muhtırasına maruz kalan zamanın Başbakanı Süleyman Demirel, muhtıra yayınlayan Genelkurmay Başkanı hakkında soruşturma açtıracağına, kendisi Başbakanlık'tan istifa etme basiretsizliğini gösterdi.
·       Süleyman Demirel aynı şekilde 12 Eylül hükümet darbesinde de, sorgusuz sualsiz görevinden çekilmekle yetindi. Kendisine niçin böyle kolayca teslim olduğu sorulduğunda da: “Ben askerle çatışmaya girmem” cevabını verdi.  
·       28 Şubat 1997 tarihinde dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan başkanlığında toplanan YAŞ toplantısında kendisine rağmen alınan kararları imzalamayı reddetti. Ancak bu tutumu dört gün sürdü.
·       Darbenin bilinen değişmeyen tek kuralı, başaramazsan bedelini ödersindir.
·       Devrimler ve askeri darbeler, ya toplumun bastırılması ya da zoraki benimsetilmesi yöntemleriyle ve dönemsel kurgularla hayata geçirilmiştir. “Yoldan çıkmış toplumun devleti ele geçirmesini” engelleme yöntemi olarak kullanılmıştır
·       Darbeler, yukarıdan aşağıya devletleşme sürecinin sigortaları olarak görülmüştür;Ne zaman ki, komünistler ve siyasal İslamcılar kendi kimlik ve siyasetleri ile iktidar olmaya çalıştılar, darbeler sigorta görevini yerine getirdi.
·       Darbenin yenilmesinde hiç şüphesiz ki halkın sokağa inmesi, medya teknolojisi ve demokratik polisin anayasal rolüne sadık kalması etkili oldu.
·       ABD yönetimleri geleneksel olarak darbe sonrası yönetimleri tanımadan önce dört kıstasa bakar:
1- Darbecilerin ülke içinde kontrolü tamamen sağlayıp sağlamadıkları;
2- Darbecilerin ‘uluslararası anlaşmalarına sadık kalıp kalmayacakları’;
3- Darbecilerin Batı yanlısı olup olmamaları ve
4- Darbenin kanlı olup olmadığı.

26 – PARALEL DİN
       İngilizler şunu çok iyi biliyor. Eğer Ehlisünnet omurga çökertilirse, tonla paralel din icat edilir, böylelikle İslam dünyası kolaylıkla parçalanır.   
        Paralel din tehlikesi sadece Türkiye’ye özgü bir sorun değildir.      
        Bütün İslam dünyasının yüzyıl boyunca kıran kırana boğuşacağı en hayati sorundur.
          Sorunun paralel devlet tehlikesi değil de paralel din tehlikesi olduğu gerçeğini göremezsek , gerçek sorunu kavrayamaz , kalıcı , köklü ve uzun vadeli stratejiler geliştiremez ve sürekli olarak içerden ve dışardan büyük saldırılarla karşı karşıya kalmaktan kurtulamayız.

            27- FETULLAH GÜLEN HAKKINDA YAZILAN TEZLER
           Hakkında 20 doktora ve yüksek lisans tezi bulunan FETÖ ile devletin mücadele ettiği 17/25 Aralık 2013 sonrası 2’si “Doktora” 3’ü “Yüksek Lisans” olmak üzere tam 5 adet tez üniversite ve YÖK tarafından kabul edilmiştir.
Bu hazırlanan Tezler ,Tez değil adeta propaganda çalışmaları olmuştur. 
İnternet üzerinden YÖK’ün Tez Merkezi’ne baktığınızda 2015 yılında “Toplumsal Hareketlerde Yetişkin örneği: Gülen Hareketi”;
2014 yılında da “Din, Modernlik ve Fethullah Gülen Hareketi” isimli doktora tezleri verilmiş.
YÖK’te FETÖ hakkında 20 dolayında tez bulunuyor ama bunların neredeyse tamamı propaganda metni gibi.
Hiçbirinde FETÖ iddalar ile ilgili kıyaslamalar gibi bir araştırma yapılmamış. Zaten isimlerinden de belli.
Bazı örnekler :
M.Fethullah Gülen’in ruh tasavvuru (Yüksek Lisans tezi-2013)
Fethullah Gülen’de sosyal ahlak tasavvuru (Doktora tezi-2008) ¦ Gülen hareketi
Demokrasi, laiklik, dini ve kamusal alan algılamaları (Yüksek Lisans Tezi-2007)
Fethullah Gülen’in devlet ve toplum anlayışı (Yüksek Lisans Tezi-1999)
Türkiye’de dini cemaatler ve sivil toplum arasındaki ilişkinin niteliği-Gülen cemaati örnek olayı (Doktora Tezi-1998)
Fethullah Gülen’in İslam ve demokrasi üzerine düşünceleri (Yüksek Lisans Tezi-1997)
          Özellikle , 17/25 Aralık 2013 sonrasında , bir taraftan Devlet adına bu terör örgütü ve yapılanması ile mücadele ediliyor ;
diğer taraftan başka bir Anayasal kuruluş olan YÖK sözde akademik çalışmaları ve tezleri kabul edip , bir sürü unvan dağıtmış.
Bu tezler , bu tezlerde görev alan jüri konumundaki öğretim üyeleri gözden geçirilip , bu akademik ünvanların iptali ve yeniden tez yazımı imkanının sağlanması gereklidir diye düşünüyorum.
Tabii , bu tez sahipleri ve jüri üyeleri kaçmayıp , hala Türkiye’de iseler. 
28-  BOZULAN EZBERLER
·        Türkiye’de milliyetçi-muhafazakâr kesim asker karşısında süt dökmüş kedi gibi suspus olup teslim olur. Onlardan demokrasi ve özgürlük adına bir direniş beklemek hayâldir.
·           Bir yönetim tarzı olarak “demokrasi”, ancak ve ancak “laik” ve “çağdaş” yaşam biçimini benimsemiş orta sınıfların omuzlarında yükselebilir.
·       Kendisini “solcu ve/veya Atatürkçü” olarak gören toplum kesimleri Türkiye’deki hiçbir askerî darbeye açıkça direnmedikleri gibi, bunların kahir ekseriyeti 1960 darbesi ile 1997 post modern darbesini can-ı gönülden desteklemişlerdir.
·       İnanmış bir Müslüman için vatanını iç ve dış işgale karşı korumak, adaletli olmak, zulme karşı çıkmak ve yöneticilerin seçiminde sözüne kulak verilmesini talep etmek dinin en temel esasları arasında yer almaktadır.
·       Türkiye’de demokrasi ve insan haklarının tahkim edilmesi ve hukuk devletinin kurumsallaştırılması için, ülkemizin Batı ile geniş kapsamlı ittifakını devam ettirmesi gerekir.
·       Batı medyası özgür ve çoğulcudur.
            
29- SONSÖZ
·       15 Temmuz hain darbe girişiminin gerçek yüzü ve niyeti , bu girişimde yer alanlar yargılanıp ağır bir şekilde cezalandırılmalıdırlar.
·       15 Temmuz şehitleri ve bunların aileleri unutulmamalı ,hatıraları yaşatılmalıdır.
·       FETÖ lideri Fetullah Gülen ve üst düzey yöneticileri , kaçaklarda dahil olmak üzere etkin bir çalışma ile her daim ihanet şebekesi oldukları gündemde tutulmalıdır.
·       15 Temmuz sonrası geçen bir yıl iyice değerlendirilip, Türkiye’nin sözde Batılı dost ülkelerinin kimin yanında oldukları gerçeği her an zinde ve canlı tutulmalıdır.
·       Türkiye insanının inandığı ve güvendiği bir Lider olursa olmazı olduracağının ispatı olan 15 Temmuz ders kitaplarında ders olarak okutulmalı , Üniversitelerde tez olarak çalışmaların yapılması teşvik edilmelidir.
·       Türkiye’nin üç tarafı denizlerle dört bir tarafı düşmanlarla çevrili bir ülke olduğu gerçeği unutulmadan teyakkuz hali ve halkın bilinçlendirilmesi çalışmalarının daima yapılması.
·        Devletin halka en yakın yüzü olan Belediyeler , Kaymakamlıklar gibi kamu kuruluşları , STK larla iş birliği yaparak 15 Temmuzda yapılmak istenenleri halkımıza anlatmalarının teşviki.
·       15 Temmuzda Müslüman ve Din kavramı zedelenmiş olup bu yanlış algının düzeltilmesi çalışmalarının yapılması.
·       15 Temmuzda ciddi ve sıkıntılı bir süreç yaşandı.Bu bir gerçek. Ama 15 Temmuz ön plana çıkarılıp , sanki Çanakkale Zaferinden , Kurtuluş Savaşı zaferinden daha da önemli bir zafer olarak yanlış algı oluşturabilecek tavır ve tutumlara karşı hassas olunmalı.
·       Son yüzyılın en büyük sosyal hareketlerinden ve en önemlisi olarak Demokrasi Nöbetleri her türlü Demokrasi karşıtı girişimlere karşı örnek bir direniş olarak tarihte yerini alacaktır.
·       Büyük toplumlar , büyük olayların toplumudur. Tıpkı bizim insanımız gibi.Karanlık gecede , tehlikelerin ortasında ıyumak gaflettir. Elhamdülillah milletimiz gaflet uykusuna esir olmadı.
·       Uyanmak bir haslettir , ancak uyanık kalmak , nöbetini sonuna kadar uyanık tamamlamak , fazilettir.
·       Allah inşallah milletimizi bir daha böyle kötü ve fitne dolu olaylarla imtihan etmez.

         





                                    Bu Milletin sırtı yere gelir mi?