İHANET VE İSYANIN
1.YILINDA 29 BAŞLIKTA
15 TEMMUZ
DARBE GİRİŞİMİ
[Hazırlayan ; Yavuz Subaşı]
MADDELER HALİNDE İÇİNDEKİLER ;
1- 15 TEMMUZ’DA NE OLDU…
2- 15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ NEDEN OLDU ?
3- 15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ İLE PLANLANAN NEYDİ?
4
– 15 TEMMUZ ÖNCESİ OLANLAR, YAŞANANLAR
;
5-
15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİNİN ÖZELLİKLERİ VE
ÖNCEKİ DARBELERDEN FARKLARI.
6- 15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİNİN
BAŞARILMASINI
ÖNLEYEN BAŞLICA FAKTÖRLER…
7- 15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ İLE BAĞLANTILI
OLAYLAR…
8
– 15 TEMMUZ HAİN DARBE GİRİŞİMİ BAŞARILSAYDI
NELER OLURDU?
9
- 15 TEMMUZ’DAN SONRA NELER OLABİLİR?
10- DÜNYA BASININDA 15 TEMMUZ
11- [15 TEMMUZ – ABD İLİŞKİSİ]
12- 15 TEMMUZ’DAN ALINACAK DERSLER
13- BATI DARBEYİ NASIL GÖRDÜ YORUMLADI
14- [ 15 TEMMUZ
İLE İLGİLİ İLGİNÇ SÖZLER]
15- FETO ‘NUN ETKİLEDİĞİ İNSANLARIN ORTAK
ÖZELLİKLERİ;
16- FETÖ LİDERİ FETULLAH GÜLEN’İN İADESİ HK.
17- FETULLAH GÜLEN ABD İLİŞKİSİ
18- ILIMLI İSLAM VE DİYALOG;
19
- ABD-AB-NATO AMAÇ VE İLİŞKİLER
20- FETO’NUN GERÇEK YÜZÜ
21
– ORDU’DA YAPILANMA
22
– DEVLET YAPISI
23
– NE YAPMALI
24- TÜRKİYE VE
RUSYA İLİŞKİLERİ;
25
– DARBE
26
– PARALEL DİN
27-
FETULLAH GÜLEN HAKKINDA YAZILAN TEZLER
28- BOZULAN EZBERLER
29-
SONSÖZ
İHANET VE İSYANIN 1.YILINDA
15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİNİN KRONOLOJİK TAHLİLİ;
15
Temmuz 2016 akşamı evimin balkonunda kitap okuyor, çayımı yudumlarken WhatsApp
ve Twitter’den seri bir şekilde cep telefonuma bildirimlerin gelmesi sonucu,
merak edip baktığımda anormal bir durum olduğunu fark ettim.
Boğaz köprüsü tek yönlü trafiğe kapatılmış
olup ilk başlarda medyada bu olayın tatbikat amaçlı olduğu yer aldı.
Ankara ve diğer illerden de anormal haber akışları sosyal medyaya düşmeye
başlayınca Televizyonun başında haberleri ve olayları takip etmeye başladım.
Saat 23 gibi Sayın
Başbakanımız Binali Yıldırım ilk defa kalkışma girişimi olduğunu ifade
ettiğinde zihnim allak bullak oldu.
Abdest alıp, iki rekât namazımı kıldım, Eşim ve kızımla helalleşerek
Gaziosmanpaşa meydanına doğru yola çıktım.
Yolda giderken Gaziosmanpaşa Ak Parti İlçe Başkanı Şahin Pirdal’ı aradım, neredesiniz ne yapacağız, meydana
doğru geliyorum diye sorunca, İlçe Başkanı “ ağabey biz ile gidiyoruz, sen ilçe
merkezinde kalsan iyi olur deyince, Gaziosmanpaşa meydanında kendimi buldum.
Kızgındım, sinirliydim, ama
içimde bir rahatlık vardı.
İlçe meydanında binlerce insan toplanmıştı ve Ak Partinin kurucu üyeleri,
mevcut yönetim kurulu üyeleri, BBP ilçe başkan ve yönetim kurulu üyeleri, MHP
ilçe yönetim kurulu üyeleri, tanıdık birçok sima oradaydı.
Üzerimizden alçak uçuş yapan uçaklar, endişeli ama kararlı bekleyişimize sabote
etmek ister gibi sık sık bizleri taciz ediyordu.
En büyük silahımız Dua ile
bekleşiyorduk.
Ta ki Cumhurbaşkanımızın CNN Türk yayınına yaklaşık 00.20 de canlı yayın
bağlantısına kadar beklememiz sürdü. Telefonlarımızdan yayını ağlayarak,
inançlı ve bir o kadar da kararlı bir şekilde izledik.
Lider meydanlara çağırıyordu, Liderimiz sağ idi, gerisi Allah kerim dedik.
Daha önceden program yapsan bu
kadar tertipli ve düzenli hareket etme imkânı zannederim olmazdı. Adeta ilahi
bir güç bizleri, meydanlardaki binleri yönlendiriyordu. Ertesi gün saat 10 lara
kadar, İlçe Başkanı arkadaşımız Şahin Pirdal
gelene kadar meydanı terk etmedik.
Allah’ın izni ile zafer hakkın, doğrunun yanında oldu ve bu alçak darbe
girişimini elbirliği ile imanımız ile püskürttük.
Belki oldukça uzun olan bu
çalışmamı 15 Temmuz hain ve alçak darbe girişiminin 1.yılında kısa bir tahlil
olarak hazırladım.
Şehitlerimizi rahmetle
anıyorum, belki okuyana faydalı olur düşüncesi ile amatör bir ruhla kaleme
aldığım bu çalışmamı okuyanların istifadelerine sunarken, okuyanlardan
istirhamım 15 Temmuz da kaybettiğimiz aziz şehitlerimize bir Fatiha okumanız
olacaktır.
Selam, saygı ve Dua ile.
Yavuz Subaşı
İstanbul 07/07/2017

AZİZ ŞEHİTLERİMİZİ RAHMETLE ANIYORUZ.
1- 15 TEMMUZ’DA NE OLDU…
Kendisini
Din alimi olarak tanıtan, 1999 yılından beri ABD’de yaşamakta olan Fetullah Gülen’e ait FETÖ terör örgütü bir
cinayete kalkıştı.Darbe girişiminde bulundu. “Dini” söylemlerle
oluşturduğu illegal bir yapıyı, dindar insanların oluşturduğu siyasi kadroyu
alaşağı etmek için kullandı.
FETÖ terör örgütü, asıl cinayetini, dindar toplum kesimlerinden
sağladığı birikimi,uluslararası
odaklarla işbirliği yaparak, Türkiye’de milletin iktidarına karşı kullanmasıyla
işlemiştir.
Türkiye için büyük bir paradigma
değişimi, büyük bir mücadele, köklü bir sistem değişimi 15 Temmuz gecesi
başladı.
Ülkesine düşman, kendisine
hayran ve amaçları için sınır tanımayan bir kötülük abidesi olan FETÖ terör örgütü Türkiye‘ye ağır bir darbe
indirmeyi amaçladı.
Aslında yaşadıklarımız bir darbe girişimi filan değildi, bir isyan, çok
daha büyük, nihai amacı Türkiye’yi silmek olan dünya çapında bir operasyondu.
15 Temmuz’da gerçek anlamıyla bir halk devrimi
oldu. Halkın silahlı güçler karşısında,
ölüme meydan okuyan çıkışıyla, Devleti sahiplendiği ve Millet olmanın
muhtevasını en anlamlı şekliyle doldurduğu muhteşem bir ayaklanma oldu.
Kendinden bildiği, kendini en iyi şekilde temsil ettiğini hissettiği, kendisini
özdeş gördüğü bir liderin talimatlarına uyup ölümüne meydanlara çıktı insanlar.
15 Temmuz'da bu Millet sadece
kurşunlara, bombalara kafa atmadı; tükenmeye yüz tutmuş eziklik hissini, Batı
karşısındaki öz güvensizlik hissini, Batılı ajanlarla kahramanca çarpıştığı
siperlerde, cadde ve sokaklarda üzerinden tamamen attı.
15 Temmuz’dan sonra, tek bir dünya liderinin bile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a
telefon açıp “geçmiş olsun” bile dememesinden , bu operasyonun dünya çapında
bir operasyon, küresel bir operasyon olduğu fikri ağırlık kazanmıştır.
Türkiye’ye duyulan öfke ve kin Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsına odaklanmıştır.
Aslında,
15 Temmuz gecesinde Türkiye’nin siyasal iktidarı, muhalefet partileri, medyası
ve bütün sivil güçleri Avrupa’nın hala ‘demokrasi tiyatrosu’
oynamakta ısrar eden merkezlerine destansı bir demokrasi dersi vermiştir.
Millet bu ülkenin işgal edilmek istendiğini gördü.
Yıl 2016, birileri hala cunta
kurabiliyor ve o cunta TSK nın her kademesinde destek bulabiliyor. Genelkurmay
başkanı ve kuvvet komutanları esir alınabiliyor ve ülkenin Başkenti, Millet Meclisi
hava bombardımanına uğrayabiliyor.
Bağımsız Türkiye, FETÖ terör
örgütü eliyle Emperyalist ve hain Batılı güçler tarafından işgal edilmek
istendi.
Bir insanın (!) bilerek,
isteyerek sivil vatandaşların üzerine mermi yağdırması, bomba atması, tankla
ezmesi nasıl bir psikolojiyle açıklanabilir?
Hoca efendi lakaplı, terör
örgütü liderinin paralel devlet yapılanması, kuruluşunun 50.yılında Türkiye’yi
Haçlı Siyonist cephesi namı hesabına işgal etmek maksadıyla hain darbe
girişiminde bulundu. Başaramadı!
Koskoca ülke, şizofren olma ihtimali yüksek, acımasız,
hırstan gözü dönmüş bir hayalci ihtiyarın yaptıklarının bedelini ödedi.
FETÖ terör örgütü mensupları,
Askeri darbe ile Batı'nın Türkiye'yi
yok etme, bitirme planının tetikçiliğini yaptılar. Millet Meclisini bombalayıp Cumhurbaşkanı'nı öldürme
hedefleri, bir ülkeyi yok etme girişimi değilse neydi o zaman?
Küresel siyaset mühendisleri dış
kamuoyunu darbeye hazırlamak için her şeyi yaptılar. Halkın oyları ile seçilmiş
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan gitsin de ne olursa olsun anlayışı sözde
demokrasi savunucularında bile hâkim kılınmaya çalışıldı.
Ülke teslim alınacak, Devlet
teslim alınacak, Millet esir alınacak ve birbirine kırdırılacaktı.1.Dünya
savaşından bu yana en büyük felaket kapımızı çaldı. Bir yıkım, çok uluslu bir savaş
kapımızı çaldı.
Bin yıllık tarihimizde,
Anadolu’ya yerleştiğimizden beri 4.büyük şok dalgası olmuştur bu alçak darbe
girişimi.
1.şok dalgası Haçlı savaşlarıydı,
2.şok dalgası Moğol istilasıydı,
3.şok dalgası Birinci dünya savaşıydı
4.şok dalgası ise 15 Temmuz
saldırısıdır.
15 Temmuz hain darbe teşebbüsü göstermiştir ki, bir terör örgütü
kendi askeri imkânlarımızı kullanarak ülkemizi işgal etme denemesine taşeronluk
etmiştir.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan var olduğu sürece bu ülkeyi
dize getiremeyeceklerini çok iyi biliyorlar.
Bu yüzden yıllardır onun üzerinde oynuyorlar, korkunç bir imaj operasyonu yürütüyorlar.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, ülkemizin ana omurgasını nasıl
harekete geçirdiğini, o tarih yapıcı Milleti nasıl bir güce dönüştürdüğünü
çok iyi biliyorlar. Her müdahalede
Recep Tayyip Erdoğan ve etrafını
tasfiye etmeye, o ana omurgayı bölmeye çalıştılar.
Milletin
Meclisi, Liderini ABD'nin koruduğu ve himaye ettiği bir terör örgütü tarafından
bombalanmıştır, ABD bu terör örgütü liderini tutuklamazsa, Türkiye’ye iade
etmezse bundan sorumludur.
ABD'nin koruduğu ve yönettiği, karargâhı
ABD'de bulunan Fetullah Gülen terör örgütü, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kendi
denetiminde olan bölümünü harekete geçirerek insanları kurşuna dizmiş,
bombalamış, katliam yapmış, ülkemizde iç savaş çıkarmaya yeltenmiştir.
Küresel Emperyalist güçler bu darbe teşebbüsünün başarılı olacağına inanıyorlardı. Planlarına
göre Türkiye, doğrudan onların yönettikleri bir örgütün, TSK içindeki
uzantıları tarafından ele geçirilecekti.
Bu devirde, bu dönemde, bu
ortamda darbe mi olur' dendi, söylenenleri önemsemedi kimse. Onlar ise plan
yaptı, kimleri öldüreceklerinin listesini bile yaptılar.
Mısır'da darbe olunca, Türkiye'de
de darbe yapabilirler dendiğinde, “yok daha neler “ dendi. Onlar Mısır'dan daha
vahşi bir darbe yapmaya kalktılar.
NATO
üyesi, ABD müttefiki bir ülkede darbe yapılmasına izin vermezler, abartmayın
dendi. Meğer onlarda bu işin içindeymişler.
Terörün
artması, PKK'nın, İŞİD' in, DHKP-C' nin azması, şehirlerde hendeklerin
kazılması darbeye zemin hazırlamak için olabilir' dendi. Kimse inanmadı. Meğer
gerçekmiş.
Türkiye'nin
egemenliğine, kamu düzenine, yaşam hakkına kast edecekler, diz çöktürmek
isteyecekler diye söylendiğinde Abartılı bulundu, inanılmadı, bunlar dindar
insanlar yapmaz öyle şeyler denildi, Meğer hepsi gerçekmiş.
Emperyalist Süper güçlerin terör
örgütlerini kullanarak bölgeye düzen verme çabalarının artık yorumdan öte,
somut bir durum olduğunun herkes herhalde farkına varmıştır.
FETÖ terör örgütü mensuplarının
hain ve adi Kumpaslarla, siyaseti dizayn etme girişimlerine devam etmelerine,
PKK terörünü tırmandırmadaki rollerine bakınca aslında ne istediklerini
anlayabiliyoruz. Amaçları ve hedefleri Türkiye’yi teslim almak değil
sadece teslim etmek istiyorlardı. Çünkü aldıkları büyük ihale buydu.
Ülkeyi yönetilemez hale getirip, 40 yıldır kimler için
çalışıyorlarsa onlara teslim edeceklerdi. Bu ihanetin dünya tarihinde emsali
yok.
15 Temmuz şanlı ve tarihi
Direnişinin omurgası Ak Parti ‘nin orta alt sınıf Dindar-Muhafazakâr
seçmeniydi. Direnen insanların hiçbiri elinde silahla çıkmadı. Bütün gece
boyunca ve sonrası günlerde hiçbir talan, yağma yaşanmadı. Türkiye darbeye
karşı durmakla kalmadı, bunu yaparken yeniden bir toplum olmanın koşullarını
küllerinden uyandırdı. Birkaç ay öncesine kadar bazı medyayı hain olarak gören insanlar,
o gece medya binalarını darbecilerden ve işgalden kurtarmak için hayatlarını
tehlikeye bile attı.
Güneydoğu’daki,
tahriklerin arkasında bu Paralel çetenin var olduğu; PKK’yı besleyen,
destekleyen, Devlete karşı kollayan yine bu çete olduğu; PKK’nın 7 Haziran
sonrası Devleti arkadan vurmasını sağlayan da bu Paralel çete olduğu 15 Temmuz
ile ortaya çıkmış oldu.
15 Temmuz hain darbe girişiminin bir yönü de
PKK’yı kurtarmaya dönük hamle olmasıdır. Devlet, PKK’yı tümden gözden çıkardığı
için, örgütle masaya oturmayı kesinlikle reddettiği için de darbe gündeme
gelmiştir.
Bizim jetlerimiz, savaş
uçaklarımız TBMM yi bombaladı. Bizim
tanklarımız, ellerinde Türk bayraklarından başka bir şey olmayan bizim
insanlarımızı katlettiler.
TSK da hiyerarşi kalmamış,
Paşa, Astsubaydan emir alır hale gelmiş! Kuvvet
komutanlarının özel kalemleri, yaverleri komutanlarının başına silah dayadı, komutanlarını
esir aldı.
15 Temmuz’da Vatanın bekasının,
sigortasının bizzat Millet olduğunu acı bir tecrübe ile bir kez daha gördük.
15 Temmuz
Hain darbe girişimi, Türkiye’yi işgal planıydı. Ülkemizi ABD ve Avrupa vesayetinden kurtarıp Bağımsız, Özgür, kendisi ve
coğrafyasıyla barışmış halde yeniden kurma hedefimizi ebediyen yok etme, diz çöktürüp rehin alma saldırısıydı.
Bizleri Anadolu'ya hapsetme, ardından
da parçalara ayırma projesiydi.
Türk Milletinin hiçbir zaman unutmayacağı,
unutamayacağı bu hain eylem, yıllarca halkın iyi niyetini, Vatan, Millet
duygularını sömürerek, dış güçlerin de yardımı ile beslenen ve uzun yıllar içinde
Türk Devleti’nin içine bir ahtapot gibi sızarak TSK’yı, Yargıyı, Güvenlik Güçlerini,
Milli Eğitim’i ve Bürokrasiyi ele geçirmeye çalışan bir terör örgütünün, ülkeyi
yerle bir ederek ele geçirme girişimidir.
Farklı görüş, siyasi fikir ve yaşam
tarzını benimsemiş halk kitleleri bir olmuş, ölümden korkmamış; bir daha bu
ülkeye askeri dikta gelmesin, demokrasi kesilmesin diye vatanını korumuştur.
15 Temmuz 2016 gecesi sabaha
kadar Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşları, gönül bağı ile bağlı oldukları
devlete karşı olan bu borçlarını, canları uğruna hain darbecilere karşı koyup
ülkelerini koruyarak, şehit olarak ödemişlerdir.
Özünü kaybetmemiş bir milletin
destansı direnişinin adıdır 15 Temmuz. Vatansız kalma düşüncesi ile
Milletimizin asil evlatları kenetlendi ve hain darbe girişimini önledi.

2- 15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ NEDEN OLDU ?
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, paralel yapı dedikçe, sanki onun
kişisel meselesi gibi yaklaşanlar vardı. İş ya yeterince ciddiye alınmıyor ya
da pek çok kurum yasal açıdan eli kolu bağlı kalıyordu.
Kendi ayakları üzerinde duran, kendi kararlarını kendisi alan
bir Türkiye’den duyulan rahatsızlık, ülkeyi ileriye doğru taşıyan adımların
durdurulması ve sonra da emredilen her şeyi yerine getiren bir ülke olması için
hain darbe teşebbüsüne girişildi.
Peki Niçin?
Türkiye’yi teslim alma, manda yapma, işgal denemesi için.
Bu Hain yapının, Türkiye’de 40 yılda elde ettiği yapılanmayı
15 Temmuz gecesi tamamen kaybetmeyi göze alarak darbe girişiminde bulunması,
üst aklın verdiği görev ile Türkiye’yi bölünmeye götürerek karışıklık süreci hedefleniyordu.
Küresel Emperyalist müttefikleri,
Türkiye’yi Mısır’laştırma sürecine sokmaya çalıştılar, ülkenin bekasına dönük
berbat bir senaryoda Fetö terör örgütü mensuplarını gönüllü müttefikler
buldular.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,
One Minute dediği için, Dünya beşten büyüktür dediği için çok uluslu
saldırıların hedefi olmuştur.
2023 Türkiye’si küresel güçleri
tedirgin etmektedir.
Bu sebeple 15 Temmuz, sadece bir darbe teşebbüsü değil, 1000 yıllık tarihimizde
eşi görülmemiş bir vatana ihanet girişimidir.
Savaş uçakları ve savaş helikopterleri kullanan Cunta, Türkiye’de gelmiş geçmiş
en gaddar darbe harekâtını haince gerçekleştirdi.
Cuntanın bu kadar hain ve gaddarca darbe planını gerçekleştirmesinin sebebi
hiyerarşi dışı yapılanma olduğu içindir.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, pakt
değiştirmek istediği için değil, Atlantik paktının her dediğini yapmadığı ve
kendi yol haritası olduğu için hedefe kondu. Ortadoğu’nun yeniden yapılanmasında,
Türkiye üçüncü bir alternatif olarak boy gösterdiği için ezmek istediler.
Cumhurbaşkanı Recep
Tayyip Erdoğan, duruşu, tavrı ve yaklaşımlarıyla bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin dünya
çapında, dünyadaki yerine yeni anlamlar getirmeye soyunmuştur. Küresel
Emperyalist Güçlerin gözünde, O bir düzen bozucudur.
Global dünyanın hâkimiyet merkezleri
düzenin, var olan yerleşmiş hiyerarşinin kendi kontrolü dışında
değiştirilmesini hiç sevmezler. Bunun Türkiye gibi güçlü devlet yapısı ve
tarihi kökenleri olan hele de Müslüman da olan bir ülke tarafından yapılması
onları dehşete düşürmüştür.
Ekonomisi büyük potansiyeller
taşıyan, Halkı ile bütünleşen Lideri sayesinde büyük düşünmeye başlamış, güçlü
ordusu ve çok dinamik bir halkı bulunan bu ülkeyi bir şekilde durdurmak ve
gerekirse bu haliyle daha fazla yaşatmamak kararı alınmıştır. Bu kararı alanlar
acımasız davranmak ve Türkiye’yi, bir iç savaş tetikleyerek parçalamayı göze
almışlardır.
Dünyanın yerleşik düzenine isyan
eden ve bu düzeni değiştirmekte liderlik yolunda giden Türkiye’ye düzen koyucu
ve koruyucular tarafından duyulan öfke, kindar operasyona neden olmuş ve
ülkemize duyulan tüm kin Cumhurbaşkanına karşı duyulan nefrete yoğunlaştırılmış ve odaklanmıştır.
21.yüzyılın ilk çeyreğinde
Türkiye demokratikleşme sürecinde arka arkaya yaptığı reformlarla bunca yol
almışken askeri darbe yapmaya kalkmak nasıl bir akıl tutulmasıdır?
Devletin ve Ordunun içine yıllar
içinde yerleşmiş bir çete, tasfiye edilmek üzere olduğunu anlayınca verilen
talimatla darbe yapmaya kalkıştı.
Fetö ’ nün hain darbe girişimi iç
hâkimiyetten ziyade dış hâkimiyeti tesis etmeyi amaçlıyordu. Türkiye’nin
demokratik yapısını değil küresel mevcut durumdaki eksenini koruması daha
öncelikli görüldü. Bütün hesapları bozan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan çok
oluyordu ve etkisizleştirilmeliydi.
15 Temmuz hain darbe teşebbüsü Türkiye’ye yönelen açık ve alçak bir saldırının,
savaşın ilk aşamasıdır. Anadolu tarihinin sayfalarını kapatmak istiyorlar.
Selçuklu ve Osmanlı’nın defterini dürmek istiyorlar.
15 Temmuz’da tankları yürütenlerin başka
hesapları var, saldırı planları bu kadar değil. Çünkü o müdahale sadece bir
gecelik askeri müdahale değildi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve başında bulunduğu sivil-asker
bürokrasi ise ;
1- “Neo-con / İsrail lobisinin” devletin içine sızdırdığı paralel
yapılanmayı,
2- Aynı lobinin Ortadoğu’da müttefik ilan ettiği PKK’yı etkisiz hale getirmeye başlamıştı.
15
Temmuz hain ve alçak darbe girişiminin amacı zaten PKK’yı kurtarmak ve
böylelikle ulusal sınırların bütünlüğünü tehdit etmekti.
Unutulmaması gereken bir gerçek;
Küresel Emperyalist Güçler dün, Osmanlı ‘yı hangi gerekçelerle durdurdularsa
Türkiye’yi de aynı gerekçelerle kuşatıyorlar.
İnsanların ölümü göze alarak ,
ölümü adeta yok sayarak sokaklara çıkması muhteşem bir birliktelik ve vatana
sahip çıkma arzusu , tarifi imkansız bir özellik.
3- 15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ
İLE PLANLANAN NEYDİ?
·
Cumhurbaşkanı
Recep Tayyip Erdoğan’ı alacak ekibi yöneten kişi olarak Yarbay Timety Cook ismi
ifade edilmişti. Cumhurbaşkanı Marmaris’ten alınıp NATO üssüne götürülecekti.
İddiaya göre Cumhurbaşkanına özel bir iğne yapılacak ve Cumhurbaşkanının sağlığı
eskisi gibi olamayacaktı.
·
Cumhurbaşkanı
Recep Tayyip Erdoğan yalnızlaştırılacaktı. Cumhurbaşkanını Lahey savaş suçları
mahkemesinde yargılamayı, ceza almasını planlamışlardı.
·
15
Temmuz hain darbe girişimi ile Türkiye’nin işgali planlanmıştı.
·
Türkiye’yi
manda yapmak isteyen uluslararası bir terör örgütü , “Uşaklar Topluluğu” , “
Cunta “ , “ Konsey “ Türkiye’yi
yönetecekti.
·
Ukrayna
Cumhurbaşkanı Yanukoviç,
Rusya Devlet Başkanı Putin ,
Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan ,
Brezilya Devlet Başkanı Rousseff ,
Arjantin Devlet Başkanı Christina Fernandez…
Bu 5 liderin en kısa sürede görevlerinden uzaklaştırılmaları Küresel
Emperyalist planın parçalarından sadece biriydi.
4 – 15 TEMMUZ ÖNCESİ OLANLAR,
YAŞANANLAR ;
· Fetullahçı darbe
girişiminin 8-9 Temmuz 2016 tarihlerinde gerçekleştirilen Varşova'daki NATO
zirvesinin bir hafta sonrasında olması rastlantı gibi görünmüyor
· 2013 yılında Gezi Parkı
eylemleri ile başladılar. 17-25 Aralık ile devam ettiler. Nihâyet 15 Temmuz'u
patlattılar. Türkiye, bütün bu süreçleri atlatmayı başardı. Bundan sonra bizi
ne bekliyor? Acaba Küresel hegemonik güçler, pes edip, Türkiye'yi kendi hâline
mi bırakacak; değilse daha da sertleşip, kesin sonuç alacakları yeni plânlarımı
devreye sokacaklar?
· CIA ajanı Barkey, Büyükada’da
kaldığı otelden ayrılırken danışmadaki görevliye üzerinde Pennsylvania yazılı
bir çan bırakmış!
· “ Kürt sorunu
giderek ağırlaşacak. Çatışmalar yayılıp da, sorun siyasi ve toplumsal krize
dönüşürse, PKK, NATO’ya müracaat ederse NATO Güneydoğu’yu işgal edebilir. NATO
istikrarı sağlamak gerekçesiyle Güneydoğu’ya müdahale edecek.[Ali
Bulaç-Zaman-14.0.2015]
· İdam cezasının
geri gelmesi, Dolmabahçe’de noktalanan çözüm sürecinin sahiplerinin ipe
dizilmesi lazım. Sakın yanlış anlamayın,
bir öneride bulunmuyorum, Devlet aklının bu tür badirelerden çıkış yöntemini
hatırlatıyorum. [Mümtaz Er Türköne -04.02.2016-zaman]
· 31 Mart 2016 günü
TSK bazı gazetelerde çıkan darbe iddialarıyla ilgili açıklama yaptı; Milletinin
engin sevgi ve güveninden güç alan, demokrasiye bağlılığını her ortamda dile
getiren TSK de idari ve adli mekanizmalar sürekli ve etkin olarak
çalıştırılmaktadır.
TSK de disiplin, mutlak itaat ve tek emir komuta esastır. Hiçbir yasadışı, emir
komuta hiyerarşisi dışı oluşum veya harekete taviz verilmesi söz konusu
değildir.
Bambaşka Saiklerle yapıldığı anlaşılan
ve hiçbir hukuki insani, vicdani ve akli dayanağı olmayan, basın etiğinden ve
üslubundan uzak, haddini aşan haber ve yorumları yapanlar hakkında hukuki
işlemler başlatılmış ve suç duyurusunda bulunulmuştur. !
Maalesef bu da gerçek çıktı.
· 64. hükümetin
kurulduğu ilk gün, 24 Kasım 2015 de Türkiye bir Rus uçağını vururken,
topraklarına bomba bırakmak gibi bir niyeti olmayan bir uçağı 17 saniyeliğine
görmezden gelmek ya da kilitlenip taciz etmekle yetinmek gibi seçenekler
varken, niye vurdu.(?!)
5- 15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİNİN
ÖZELLİKLERİ VE
ÖNCEKİ DARBELERDEN FARKLARI.
·
27
Mayıs 1960 darbesinden sonra girişilen ilk hiyerarşi dışı darbe girişimiydi.
·
İdeolojik
olarak TSK’nın düşünce yapısı dışında bir ideolojiye sahipti. Laik rejimi
devirmeyi ve sözde Din devleti kurmayı amaçlayan ilk askeri darbe hamlesiydi.
·
Halkta
hiçbir karşılığı olmadı, aksine sokaklara dökülen vatandaşların direnciyle
karşılaştı.
·
Hiçbir
darbe girişiminde halka ateş açılmadı, Milletin Meclisi bombalanmadı.
·
Başka
ülkelerde, darbelerde Devlet Başkanları ya yurtdışına kaçar ya da gizli bir
yerde gizlenirdi. 15 Temmuz’da bizzat Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan
kendisi de meydanlara çıkarak, halkın direnişini organize etti.
·
15 Temmuz darbe
girişiminin daha öncekilerden temel farkı; cemaat diye adlandırılan, içine
kapalı bir yapının yıllara uzanan sinsi çalışmalar sonucu Devleti ele geçirme
planının sonucu olarak, başta Ordu olmak üzere Devletin çeşitli kurumlarına
sızarak yukardan aşağı bir darbe hazırlığının neticesi olmasıdır.
6- 15 TEMMUZ DARBE
GİRİŞİMİNİN BAŞARILMASINI
ÖNLEYEN BAŞLICA FAKTÖRLER…
· Darbe
girişimini önleyen baş mimar, gerçek bir liderlik sergileyerek halkı darbeye
karşı direnmeye çağıran Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır.
· Darbenin
başarılı olması halinde gelebilecek şeyin kargaşa ve iç savaş olduğunu bilen
halkın sağduyusu, Siyaset kurumunun, medyanın ve sivil toplumun öngörüsüdür.
· Darbeyi
Türk Milletinin kendi hukukuna sahip çıkma bilinci önlemiştir. Cumhurbaşkanı Recep
Tayyip Erdoğan ‘ın cesur yüreği sokakları dolduran halkının kahraman ruhu ile
buluşunca fırtına kopmuştur.
· 15 Temmuz
gecesi, bir nefes bile tereddüt etmeden
kurşunlara, tanklara, helikopterlere
kendini siper eden şehitlerimizle, her görüşten insanla
birlikte engellenmiştir.
· Meydanlara
çıkan herkes Tek Millettir. Darbe girişimi, Cumhurbaşkanının “ sokağa çıkın,
direnin “ çağrısıyla sokaklara çıkan, meydanları dolduran halkın canı pahasına
verdiği mücadele ile bastırıldı.
· “Darbe olursa tankın üzerine çıkarız” dedik,
inanmadınız. Gerçekmiş değil mi?
· 'Kefenlerimizi giyip sokaklarda, Recep Tayyip Erdoğan'ın
arkasından yürürüz' dedik, inanmadınız. Gerçekmiş değil mi?
· 'Darbe olursa, milyonlar sokaklara akar' dedik,
inanmadınız. Gerçekmiş değil mi?
· 'Bu millet büyük bir millettir, güçlü bir Millettir,
vatansever Millettir, öyle kolay teslim olmaz' dedik, inanmadınız.
Gerçekmiş değil mi?
· 'Söz konusu vatan olduğunda gerisi teferruattır.
Milletin her kesimi kendini feda eder' dedik, inanmadınız. Gerçekmiş değil mi?
·
Kusursuz
gibi görünen darbe planının en büyük yanılgısı toplumdaki dinamizmi
görememeleri oldu. Bir anda açığa çıkan bu direnme biçimi bu topraklara aidiyet hissinden başka bir şey
değildi.Yani yerlilik dediğimiz mihenk taşı.
·
Gezi'de
hortumla sıkılan sudan ıslananlardan direniş destanı çıkartanlar, üzerinden iki
tank geçmesine rağmen yıkılmayan gençleri, çelik paletlere direnen kadınları
anlamayacaklardı.
·
Feto
mensupları görevlerine liyakatle gelmediler, biat ile geldiler.
7- 15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ İLE
BAĞLANTILI
OLAYLAR…
· Kürt meselesini
çözme iradesini gösteren hükümeti , “Kürt düşmanı “ ilan etmek ve Cumhurbaşkanı
Recep Tayyip Erdoğan’ın Kürtler gözündeki itibarını küçültmek.
· 3 Nisan 2016 günü,
Sabah gazetesinde Rasim Ozan Kütahyalı bir yazı yazdı. F16 pilotlarının en az %
50 sinin Fetullahçı olduğuna dair çok sağlam raporlar var. 2016 yılında TSK dan
toplu şekilde atılacak bunlar.
Genelkurmay R. Ozan Kütahyalı hakkında da suç duyurusunda bulundu ve acil
koduyla Genelkurmay’a ifadeye çağırdı.
Rasim Ozan, Genelkurmay’a gitti, ifade verdi, bir askeri savcı ona TSK nın
paralelle mücadeledeki kararlılığını anlattı.
Bugün o askeri savcı da darbeden tutuklu.
· Halklar
kendi rejimlerini ve yöneticilerini sorguluyorlar.
One Minute’den sonra sokaklara yayılan Recep
Tayyip Erdoğan sevgisi giderek yerini bir ‘liderlik
profiline’, bir “Gönüldaşlığa ”, bir ‘ümmetin hamiliğine’ bıraktı.
· 12 Şubat 2013'te “Kod Adı İstanbul İsyanı” adıyla kirli planların masaya
yatırıldığı “Gezi'ye Hazırlık!” toplantısı icra edilmişti!
· 'Terörün artması, PKK'nın, İŞİD' in, DHKP-C'nin azması,
şehirlerde hendeklerin kazılması darbeye zemin hazırlamak için olabilir' dendi.
Kimse inanmadı. Gerçek çıktı.
· “Ergenekon-Balyoz
kumpaslarının” iki yönlü stratejik hedefi vardı:
1- Ortadoğu’da harita yeniden çizilirken TSK’yı yaralanmış, güçsüzleştirilmiş,
etkisiz hale getirmek.
2- Ordunun sabrını taşırarak, meşru siyasi otoriteye karşı “muhtıracı” yönünü öne çıkartmak. Her iki yolun da çıkacağı ana nokta,
Türkiye’yi siyasi/askeri kaosa sürüklemekti.
· NATO Zirve toplantısı 8-9 Temmuz'da Varşova'da
toplandı.
Başta ABD Başkanı Obama olmak üzere küresel liderler katıldı. Dünyadaki her
tülü haberleşmenin kontrolünü yapan, uyduları kontrol altında tutan CIA -Pentagon,
neden en küçük bir rüzgârı tahmin edip, haber veremedi?
· Zirveden
6 gün sonra NATO'nun Güneydoğu'sunun en stratejik ülkelerinden biri olan
Türkiye'de, CIA korumasındaki Fetullah Gülen, tezgahlar kuracak, cuntası darbe
yapacak, Amerika bundan habersiz olacak!!!
·
NATO toplantısında Rusya'yı çevrelemeye
yönelik kararlar alınacak. Türkiye de hassas pozisyonda olacak.
Böyle bir ülkeye darbe yapılacak, NATO’ cular bilmeyecek!
·
Hesaplaştığımız tehdit çokulusludur. 28 Şubat müdahalesi bu ülkede sadece iç iktidar
kavgası, darbe olarak tartışıldı. Oysa Neocon-İsrail aşırı sağı üzerinden servis edilen bir küresel projeydi.
· 2013 yılındaki Gezi isyanı da, çokuluslu bir müdahaleydi. Avrupalı
istihbarat örgütleri tarafından planlandı, yönetildi.
Sokak terörü ve vandallıkla dönemin Başbakanı öldürülecek ve Türkiye diz çöktürülecekti.
· Bu
işin üstüne gidilemedi, sulandırıldı, dış bağlantı gizlendi. 28 Şubat'ın dış
bağlantılarının gizlenmesi gibi gizlendi. Çünkü bu bağlantılar içeriden korundu.
Bütün terör örgütleri o günlerde tek cephe haline getirildi.
· Başarılı
olamayınca 17-25 Aralık servis edildi.
Fetullah Gülen'in emniyet ve yargıdaki kadroları devreye
sokuldu. On binlerce
kişilik tutuklama listeleri, infaz
listeleri vardı.
Bugünkü Türkiye'nin mimarları ve destekçileri imha edilecekti.
·
Gezi Parkı ile
17/25 Aralık saldırılarının arkasında da Küresel Emperyalist Güçlerin yönetimi
vardı. Yine Fetullah Gülen ve terör örgütü kullanılmıştı. O da çokuluslu saldırıydı.
Fetulah Gülen ve Recep Tayyip Erdoğan kavgasıyla sınırlı değildi. İç iktidar
kavgasıyla sınırlı değildi. Bir proje aralıksız çalıştırılıyordu.
· Bu
senaryo da başarısız olunca, açıktan PKK ve diğer örgütler üzerinden Türkiye'nin bir
bölümünü işgal etmeye giriştiler.
O günler, Güneydoğu'da yürütülen büyük operasyonların terörle mücadele
değil, bir tür işgal girişimiyle mücadele olduğunu pek çok kimse yalan
yanlış algılar nedeniyle anlayamamıştı.
· PKK – PYD
üzerinden Türkiye’yi çevrelemeye dönük Kuzey Suriye koridoru da aynı irade
tarafından planlanmış ve uygulanmaktadır.
· 12 Haziran 2007
tarihinde Ümraniye de bir evde el bombalarının bulunması, 15 Temmuz Hain darbe
sürecinin başlangıcı sayılabilir.
· 12 Haziran 2007
‘den sonra Ergenekon, Balyoz, Amirallere operasyonlar, Poyraz köy de toprakta
bulunan gömülü silahlar.
· Askerlere,
Hâkimlere, Polislere birçok kamu görevlisine yapılan operasyonlarla
görevlerinden uzaklaştırılmaları.
· İzmir Başsavcı
vekili Okan Bato , TSK içindeki paralel
yapıya yönelik soruşturmada çok önemli ip uçlarına ulaştı. Başsavcı vekili
Genel Kurmay Başkanlığına 78 yazı yazdı. Yazılar kime gitti? Darbenin
beyinlerinden biri olan dönemin adli Müşaviri Muharrem Köse ‘ye.!!!
8 – 15 TEMMUZ HAİN DARBE GİRİŞİMİ BAŞARILSAYDI
NELER OLURDU?
·
Toplama
kampları, Darağaçları kurulacaktı.
·
Ellerindeki
önceden hazırlanmış toplama listelerinde olanları toplayacaklardı. Ellerindeki
infaz listesinde olanları infaz edeceklerdi.
·
Sokaklar
kan gölüne dönecekti, Milleti Millete kırdıracaklardı.
Alevi – Sünni
çatışması, Türk – Kürt çatışmasını provoke edeceklerdi.
·
Türkiye
işgal edilecekti.
· Türkiye’yi bu hale getirerek dünyayı
korkutan liderimiz
Recep Tayyip Erdoğan olmasaydı bugün
çoğumuz ya ölmüş ya da bir iç savaşa sürüklenmekte olacaktık.
·
Hatay'da
yakalanan yarbay rütbesinde cuntacı terörist itiraflarında, kalkışmanın
başarılı olması halinde Kobani'de bekletilen 60 bin
Şii milis askeri ve terör örgütü militanlarının, Türkiye'ye sokulacağını
öncelikle Hatay ve İskenderun'un işgal edileceğini belirtmişti.
·
Devlete
isyan eden hain cuntacı teröristlerin, Hatay'da başlatmak istedikleri iç savaşı
mezhep çatışmasına yol açacak provokasyonlar üzerinden gerçekleştirmek için
girişimde bulundukları, hatta önemli sayıda silah ve mühimmatı önceden tespit
ettikleri yüzlerce provokatöre teslim ettikleri de güvenilir kaynaklarca iddia
edilmişti.
·
Hain
Darbe girişimi bastırılmamış olsaydı, bugün Türkiye çok kanlı bir sürece girmiş
olacaktı.
9 - 15 TEMMUZ’DAN SONRA NELER
OLABİLİR?
Küresel hegemonyanın pes ettiğini gösteren
hiçbir alâmet yok. Tam tersine Türkiye'yi ve Recep Tayyip Erdoğan'ı her gün
IŞİD ile özdeşleştiren bir söylem biraz daha derinleştiriliyor. Eğer böyle giderse,
çok da uzun sürmeyecek ve Türkiye dünya kamuoyu nezdinde bir “nefret” odağına
dönüştürülecek.
Türkiye'yi lânetleyen bütün bu
kampanyaların amacı; bir gün uluslararası bir müdahalenin meşrulaştırıcı zemini
oluşturmaktır.
Temelde üç fay hattı olduğu
ifade edilebilir ;
1- Düz bir akıl yürütmeyle görülebileceği üzere Kürt ve Alevî sorunlarının
derinleştirilmesidir. Güneydoğu'daki çatışmalar ne kadar yoğunlaştırılırsa
yoğunlaştırılsın, uluslararası müdahaleyi meşrulaştıracak bir boyut kazanamaz.
Müdahale için çatışmaların sivil bir alana taşırılması sağlanmaya çalışılabilir.
Küresel hegemonik güçler Türkiye'de 15 Temmuz sonrasında biriken gücün farkında.
Bu enerjiyi sivil bir çatışmaya yönlendirecek provokasyonlara çok, ama çok dikkat
etmek gerekiyor. Burada Kürt-Türk çatışmasını da içine alabilecek çok başka bir
şey de tetiklenebilir.
2- İkinci fay hattı ise, Kıbrıs ve Türk-Yunan ilişkileridir. Şimdilik çok
kenarda gözüküyor. Zaman içinde tuhaf bir şekilde ısınabilir. Bu fay hattı,
nüfuz sahasını genişletmek ve yeni enerji siyasetlerini geliştirmesi üzerinden İsrail’in
açılımları ile doğrudan alâkalı gözüküyor. Rusya ve İsrail ile eş zamanlı
olarak yumuşama siyaseti geliştirdik. Rusya bunun üzerine 15 Temmuz'da hayli
etkili bir şekilde Türkiye'nin yanında yer aldı. İsrail’den pek ses çıkmadı. Bazen
susanlar, konuşanlardan daha fazla şey söylüyor olabilir mi?
3- Üçüncü fay hattı; Bunun için kirli ve kanlı terör örgütünün tasfiyesi
sırasında ortaya çıkan tuhaf bağlara dikkat etmek gerekiyor. Bu örgütün
sızmalarının sâdece Devlete matuf olmadığı artık anlaşılıyor. Dehşet içinde
görüyoruz ki bu yapı, kendisiyle çatışan veya çatışıyor gibi gözüken unsurlara
da sirayet etmiş vaziyette.
Muhtemel Senaryolar;
·
15
Temmuz sonrası provokasyonlar, suikastlar olabilir.
Alevi- Sünni, Türk – Kürt, Laik – Dindar,
ikiliği ve çatışması çıkarmak. Türkiye için, istikrarsızlık, iç çatışma, Ulus
devlette zayıflama, çözülme çıkarılması.
·
Ankara,
Batı paktından çıkmasa bile, Rusya – Çin – İran ile ortaklıkla Küresel sistemi
alt üst edebilir. Batı bunu engellemek için her şeyi yapabilir
·
Robert
Fisk; Darbe bir sonraki darbeye kadar engellendi. Önümüzdeki birkaç yıl içinde
yeni bir darbeye hazır olunması gerekmektedir. Sözü ile sıkıntılı sürecin devam
edeceğinin sinyalini verdi.
·
İç savaş için ortam hazırlayacak,
toplumsal çatışmanın zeminini oluşturacak
eylemlere girişebilirler.
·
Fetullah Gülen
ve terör örgütü, Güneydoğu'da terör
saldırılarının ana unsurları haline gelecek, kan akıtacak, etnik ve mezhep
eksenli iç savaş senaryosu için harekete geçecekler.
·
Türkiye’nin,
ABD veya İngiltere’ye yakın olmak isteyen bir ağırlık merkezi ile çatışmasının
kışkırtıcılığının yapılması olabilir.
·
Cezaevlerinde
PKK ile işbirliği yaparak isyanlar çıkartabilirler.
·
Türkiye
aleyhine etkin bir kara propaganda yapılabilir.
·
15 Temmuz hain
darbe girişiminden sonra, FETÖ’nün her türlü cinayeti işleyebileceğinden, en
kirli işleri tezgâhlayabileceğinden, en ahlâksız komploları kurabileceğinden
artık kimsenin kuşkusu yok. ABD yönetiminin hala bu adamı konuşturuyor olması,
hala onun içerideki çeteleri üzerinden operasyona
niyetlenmesi çok daha keskin bir hesaplaşmanın habercisi olabilir.
· “İç savaş
ortamı oluşturmaya dönük”
operasyonlar başlayabilir. Sansasyonel suikastlar,
korku yayacak saldırılar yapılabilir. O çete mensuplarının her biri birer intihar saldırganına
dönüşecek, bazıları bulunduğu yerde kendini patlatabilir.
· Camilere, cem
evlerine, tarikat merkezlerine saldırılar yapılabilir. Belki Türkiye'nin
sembolleri vurulabilir. İnfial
için, toplumsal çatışma alanları oluşturmak için, kimlik savaşları başlatmak için, milleti birbirine boğazlatmak için saldırılar
düzenlenebilir.
· Türkiye
iki seçenekle karşı karşıya.
Ya küçülerek var olacak, ya büyüyerek var olacak.
Biz büyüyerek var olmayı seçtik.
· 15 Temmuz
son saldırı değil. Sakın bir
şeylerin bittiğini, bu çokuluslu müdahale döneminin kapandığı sanılmasın.
Recep Tayyip Erdoğan ve ekibi yine
hedef alınacak. Onun arkasında yürüyen o ana omurgayı parçalamak için yeni
senaryolar devreye sokulacak. Kimlik savaşları bütün ülkeye yayılmak istenecek.
Çünkü her başarısızlıktan sonra çok daha kanlı, çok daha ölümcül senaryolar
uyguladılar.
· Türkiye, orta ve uzun vadede bizzat üyesi olduğu Batı
ittifakının NATO, AB kurumları ve bizzat Batı
ülkelerinin saldırısıyla kaşı karşıya kalabilir.
· Bir yandan toplumun bütün farklı kesimlerini bütünleştirecek,
kenetleyecek, ülkeyi leş kargalarına yem etmeyecek bir atmosfer oluşturmak ve
bu çerçevede politikalar geliştirmek zorunda Türkiye. Dışardan ve içerden büyük
saldırılarla karşı karşıya kalan bir ülke, içerde kardeşliği, kenetlenmeyi
sağlamakla mükelleftir. Mesele, Türkiye'nin bekasıyla ilgilidir.
· Türkiye gibi
Müslüman ve Cumhurbaşkanı, İslam dünyasında liderliği sembolleşen bir ülke ile
problemli hale gelen yapının, başka coğrafyalarda “Müslüman
karakteri” ile öne çıkması bundan sonra son derece zordur.
· Türkiye, Fetullah Gülen ve teröristleri üzerinden içeriden işgal edilecek
ve ABD'ye teslim edilecekti.
Ardından onlar nasıl bir Türkiye planlamışlarsa öyle bir Türkiye
şekillenecekti. Etnik savaşların mezhep savaşlarının yaşandığı bir Suriyeleşme planı uygulanacaktı.
· 15 Temmuz’dan sonra devletin “terörle mücadele” hikâyesinin
yeniden okunması ve yazılması gerekiyordu ve geçen bir yılda bu mücadelede
etkili sonuçlar alındı. Aynı kararlılığın devam etmesi gerekmektedir.
· 2003 yılında Gezi Parkı
eylemleri ile başladılar. 17-25 Aralık ile devam ettiler. Nihâyet 15 Temmuz'u
patlattılar. Türkiye, bütün bu süreçleri atlatmayı başardı. Bundan sonra bizi
ne bekliyor? Acaba küresel hegemonik güçler, pes edip, Türkiye'yi kendi hâline
mi bırakacak; değilse daha da sertleşip, kesin sonuç alacakları yeni plânlarımı
devreye sokacaklar?
·
Yeni hamleleri ne olabilir?
İlk adım sokak darbesi/kalkışması idi.
Gezi ve Kobani amacına ulaşamadı.
İkinci hamle yargı darbesi/kalkışmasıydı. MİT Müsteşarının
gözaltına alınmak istenmesi, MİT TIR’ları
operasyonu ve 17-25
Aralık girişimi akamete uğradı.
Üçüncü hamle askeri darbe/kalkışmaydı. Eli kanlı ve gözü
dönmüş
cuntacılar bunda da başarılı olamadılar.
Geriye ekonomi darbesi, sabotajlar ve suikastler kaldı.
10- DÜNYA BASININDA 15 TEMMUZ
İsrail Jarusalem Post;
Başarıya ulaşsaydı, burada kimse Erdoğan için gözyaşı dökmeyecekti.
New York
Times ve The Economist
; “Türkiye’de darbe püskürtüldü ama demokrasi tehlikede” başlığı ile
Darbecilere destek sağlandı.
Independent gazetesi yazarı Robert Fisk. Darbenin hemen
sonrasında kaleme aldığı yazısında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın
Osmanlı Devleti’ni yeniden hayata geçirme hırsı içinde komşu ülkelerle
Türkiye’yi düşman hâle getirdiğini, Erdoğan’ın aslında bir diktatör
olduğunu, Türkiye’nin hızla “eriyen/çözülen” bir ülkeye dönüştüğünü ileri
sürüyor.
Yine İndependent bir yorumda ;
Recep Tayyip Erdoğan kendisine karşı yapılan darbeyi Türkiye’nin tamamen
İslamlaştırılması için kullanabilir şeklinde ifadesi ile darbe girişiminin
yanında yer aldığını yenilemiştir.
Amerikan medyasında “sol” ideolojik yelpazeye
oturan The Boston Globe gazetesi. Darbeden kısa bir süre sonra bu
gazetede yazılan bir yorum yazısında, darbe girişiminin boşa çıkarılmış
olmasını demokrasinin bir zaferi olarak görmek yerine, başarısız darbe
girişiminin Recep Tayyip Erdoğan’a muhalifleri üzerinde daha fazla baskı kurma
imkânını vereceği, kamu kurumlarında çok sayıda kişinin açığa alınmasının kabul
edilemez olduğu ve bütün bunların Türkiye’nin Batı ile ilişkilerine zarar
vereceği vurgulandı.
Eski İsveç Başbakanı Carl Bildt, ABD merkezli Politico sitesi için kaleme
aldığı yazıda, Avrupa’nın cuntacılara tepkisizliğini sert bir dille eleştirdi.
The Washington Post ; Kaostaki
Türkiye’nin seküler vatandaşları daha
gergin haberi ile darbeyi önemsizleştiriyor , hedefi saptırıyordu.
Frankfurt Allgemine Zeitung ; 18
Temmuz 2016 tarihli haberinde Cumhurbaşkanı Erdoğan gibi kişilere karşı anti-demokratik tedbirlerin alınabileceğinin
mümkün olduğunu ve bu tür darbelerin meşru olabileceğini , tüm demokratik
teamülleri ve kuralları yok sayarak yazabiliyordu.
Türkiye’deki darbe
girişimi sürecinde henüz ilk saatlerden itibaren çeşitli Batılı analizciler ve
yorumcular, bunun Türkiye’de İslamcılarla Batı yanlısı çevreler arasında bir
mücadele olduğunu ilan etmiştir. Batı
dünyası açısından bastırılan bu darbe girişimi ve sonrasında yaşananlar esasen
Türkiye’de Batı yanlısı çevrelerin mevzi kaybetmesi ve “İslamcıların” kazanması
anlamına gelmektedir.
· Amerikalı Yeni Muhafazakârlar uzun zamandır Recep
Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’yi diktatörlüğe götürdüğünü yazmakta, bundan
kurtulmak için gerekirse askeri bir darbenin yapılması gerektiğini savunmaktadırlar. Rubin’in “Türkiye’de Erdoğan’a
karşı bir darbe olacak mı?” başlıklı makalesi, Amerika’da çok prestijli American Enterprise Institute’de 21 Mart
2016’da ve Newsweek’de
24 Mart 2016’da yayınlanmıştır.
Michael Rubin , New York Post gazetesinde 16.07.2016 tarihli makalesinde ; “
Türkiye’deki darbe nasıl umut olarak okunabilir “ yazısı ile darbe girişimin
umut olarak nitelemekten kaçınmamıştı.
11- [15 TEMMUZ – ABD İLİŞKİSİ]
Dönemin ABD Dış İşleri bakanı John Kerry darbe teşebbüsü
sonrası Dış İşleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu ‘nu 3 kez arayıp “ bizim bu işle
ilgimiz yok, yaptığınız açıklamaları uluslararası kaidelere uygun yapın “ diye
konuşması bir panik ataklık göstergesi midir?
CIA kontrolündeki Stratfor
internet sitesi darbe teşebbüsü gecesinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın
uçağının koordinatlarını, rotasını yayınlamasının arka planında ne vardır? ABD- İngiliz medyası 15 Temmuz hain darbe
girişimini otokrat Recep Tayyip Erdoğan’ı devirip, Türkiye’yi demokrasiye
taşıyacak bir darbe olarak gördüler ve başarıya ulaşacağı ümidi ile beklediler.
Dönemin ABD Dış İşleri Bakanı Kerry,
Türkiye’yi NATO üyeliğinden çıkarmakla tehdit etti.
Küresel Güçler FETÖ terör örgütü
üzerinden Türkiye’de darbe tertiplemiştir. İç savaş çıkartmak istemiştir.
Milletimizi birbirine kırdırmaya çalışmıştır. İşaretler ABD yi göstermektedir.
FETÖ terör örgütü liderini
koruyan ABD yönetimi , terör örgütü lideri Fetullah Gülen’i iade etmezse teröre
destek veren ülke ilan edilmelidir.
18 Haziran 2016 ‘da, 15
Temmuz’dan 24 gün önce John Hannah isimli bir ABD li “ABD-AB-Ortadoğu ve Türkiye için artık
tehlikeli olmaya başlayan Recep Tayyip Erdoğan ‘la bir hesaplaşmanın er ya da
geç bir gün ve mutlaka yaşanacak.” diyordu bir makalesinde.
ABD ulusal
istihbarat direktörü James Clapper Türk muhataplarının tasfiyesinden dert
yandı. !
Irak ‘ a demokrasi götürüyoruz
diyerek bu ülkeyi işgal edip, bir milyondan fazla masum insanın ölümünden ABD
sorumludur.
15 Temmuz’da Türkiye’de demokrasi askıya alınamadı diye bir başka söyleyişle,
bizim çocukların kanlı darbe girişimi berhava oldu diye dertlendiği artık
aşikar.
ABD merkez kuvvetler komutanı Votel;
“irtibat halinde olduğumuz üst düzey komuta kademesinde olanlardan içeri
alınanların olduğunu görüyorum.” İfadesi ile açığa düşmüştür.
ABD yönetimi suçüstü yakalanmıştır. Bazı Avrupa ülkeleri suçüstü
yakalanmıştır. ABD ve Avrupa medyası açıktan demokrasiye savaş açmış, tankların
arkasına gizlenmiş, bir terör örgütü üzerinden Türkiye’yi biçimlendirmeye
girişmiştir. Ve bu girişiminde suçüstü yakalanmışlardır.
Terör örgütü liderini ve
çetesini en üst düzeyde koruyan ABD yönetimi, Türkiye’ye açıktan cephe
almıştır. Sokaklara dökülen milyonları yok saymıştır.
NATO
müttefiki bir ülke iç savaşa sürüklenmek isteniyor ABD
yönetiminden hiçbir destek, en azından moral
desteği yok. “Demokrasinin yanındayız”
demeye bile dilleri varmadı. Tam aksine, “Tüh bu sefer bizim çocuklar başaramadı” diye dövünüp duruyorlar.
Meclis'in bombalanmasından, insanlarımızın kurşunlanmasından, bu ülkenin
liderine suikast girişiminden terör örgütü liderini özenle koruyan ABD
yönetimi sorumludur.
Tarih bunu böyle yazacak, toplumsal
hafıza bunu hep böyle hatırlayacaktır.
15 TEMMUZ'UN GRAND PROJESİ:
Gizli CIA Stratfor ve Rand Corp. Raporlarında
şunlar yazılı: ABD'nin Dünyada temel çıkarları ve dünya Hâkimiyet Planları'
kurgulanırken, Avrasya'nın kalpgahındaki Türkiye'nin konumu özellikle analiz
edilmektedir.
ABD'nin 20 inci yüzyılda kurduğu sömürü düzeninin, 21 inci yüzyılda devam etme
stratejisi şudur:
1) Rusya ve Çin'in bir araya gelmesinin önlenmesi,
2) Zamana göre, Rusya ve Çin'in tecrit edilmesi,
3) Avrupa'nın Afrika ve Asya ülkeleri ile bağlarının kesilmesi,
4) Suyolları ve petrol/ gaz bölgelerinin tam kontrolu...
ABD'nin hâkimiyetini sürdürme alanları (Sıralamaya dikkat):
1) Ortadoğu,
2) Doğu Akdeniz -Kıbrıs,
3) Basra Körfezi, Kızıl Deniz,
4) Hazar havzası/Kafkasya,
5) Karadeniz (Ukrayna dâhil),
6) Doğu Avrupa (Balkanlar),
7) Afrika (Libya-Mısır/Somali),
8) Orta Asya (Afganistan-Kazakistan- Pakistan-İran),
Diğer alanlar: Baltık, Güney Çin Denizi, Hint Okyanusu, kuzey kutbu".
MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun
Mustafa Balbay’a
30 Mayıs 2003 görüşmesinde söylemiş; Fetullah Gülen ABD nin yeşil kuşak
projesinin bir ayağıydı.
MİT İstanbul böle
başkanı Nuri Gündeş ‘in ihtilaller ve anarşinin yakın tanığı isimli kitabından
; “Fetullah Gülen cemaati tarafından
özellikle de Türki cumhuriyetlerinde açılan okullarda diplomatik pasaportlu
Amerikalı CIA ajanları İngilizce öğretmeni diye barınıyordu.
Küresel
destek olmadan bu tip terör örgütlerinin bu noktalara gelmesi zor...
Avrupa’nın darbe girişimine geç ve
net olmayan tepki vermesi, Türkiye’nin Erdoğan liderliğindeki yürüyüşüne devam
etmesini istemediğinin en büyük göstergesidir.
ABD yönetimi doğrudan bu darbe teşebbüsünün içinde olmuş intibaını
başından beri vermektedir. Çünkü başarılı olacağına inanıyorlardı. Türkiye, doğrudan onların yönettikleri bir örgütün, TSK içindeki uzantıları tarafından ele geçirilecekti.
NATO üyesi, ABD müttefiki bir
ülkede darbe yapılmasına izin vermezler, abartmayın' dendi. Meğer onların da bu
işin içinde olduğu iddiası gerçekmiş.
Fetullah Gülen’in iadesine yanaşmayan bir ABD
Türk milletinin gözünde 15 Temmuz’un faili olarak anlaşılmıştır.
ABD
yönetimi, ittifak ilişkisi kurulduğundan bu yana
Türkiye'ye karşı hiç bu kadar açıktan düşmanlık yapmamıştı. Önceki darbeleri de
o planlamış ve yönetmişti. Mümkün mertebe kendini
gizlemiş, TSK'nın tamamı üzerinden operasyon yapmıştı. Bu sefer açıktan
bir terör
örgütüyle saldırdı.

12- 15 TEMMUZ’DAN ALINACAK DERSLER
· Kim
olursa olsun, kamusal hiyerarşi dışında herhangi bir hiyerarşiye izin
verilmemelidir.
· Yeni
Türkiye, gerilim ve kutuplaşmanın artık prim yapmadığı, ortak değerler için tam
bir mutabakat ve uzlaşmanın sağlandığı bir ülke olmalıdır.
· Darbenin
başarısız olması, darbe yapılabilir bir ülke olmaktan çıkmak üzere olduğumuzun
kanıtı olarak görülebilir.
· Aramızdaki
farklılıkları unutmalı, toplumsal uzlaşma ortamını genişletmeliyiz.
· 17/25
Aralık gerçeğinin ne olduğunu anlamayanlara yolsuzluk vb gibi gerekçelerle
meseleyi örtbas ederek kabul ettirmeye çalışanlara esas meselenin ne olduğunu
açık bir şekilde ortaya konulmalıdır.
EHL-İ SÜNNET,
OMURGAMIZDIR; ÇÖKERSE, HEPİMİZİ YER BİTİRİRLER!
Çok büyük bir tehlike var
burada: İslâm'ın temel dinamiklerini, bin küsur yıldır Müslümanları dimdik ayakta
tutan mezhepleri, cemaatleri, tarikatları topa tutarak Ehli
Sünnet Omurgayı çökertmek, böylelikle bütün sapkın anlayışların önünü alabildiğine açarak Müslüman toplumları
birbirine düşürmek ve sonuçta fosilleştirilemeyen ve dize getirilemeyen
İslâm'ı dize getirmek ve Batılıların
önündeki en büyük engeli bu şekilde bertaraf etmek!
Seçimle iktidara gelen siyasi parti
başkanı, başbakan diktatörlükle suçlanıyordu. Menderes, Demirel, Özal
diktatörlük ve hırsızlıkla suçlandı darbe önceleri. Kimi basın da buna uydu,
şakşakçılığa soyundu, kamuoyu oluşturuldu. Her seferinde de ülkenin içi
karıştırıldı ki millet bıksın, darbeye karşı çıkmasın.
Tarihi derinliği olmayan hiçbir
hareketin inandırıcılığı olamaz. Tarih, kökler demektir. Geçmiş fikri olmayanın
geleceği, ideali olmayanın kimliği yoktur!
Haçlı Savaşları'ndan, Moğol
istilasından Birinci Dünya Savaşı'ndan
sonraki dördüncü büyük şok dalgasına,
en ağır saldırıya, ülkemizi yok etmeye ayarlı küresel müdahaleye, içeriden işgale, bünyemizdeki vatan hainlerine, iç savaş
senaryosuna, bizi bin yıl sonra
Anadolu'dan çıkarmaya ayarlı alçakça planlara karşı yeniden dirilişi,
meydan okumayı, bütün dünyaya; “Biz
buradayız, kıyamete kadar da burada olacağız” demeyi başardık.
Biz
tarihte hiç diz çökmedik
Bu dalga, bu öfke, coğrafyamızı kasıp kavuran iç savaşların, işgallerin,
darbelerin, o kirli senaryoların sahiplerine yönelecek.
Bu söz, bu dil, bu siyasi kimlik,
belki yüz yıl önceki gibi ülke ülke
dolaşan bir kurtuluş mücadelesi kimliğine, söylemine dönüşecek.
Yüreklerimizi işgal edemedikten sonra, korkmayın. Yüreklerin
işgal edilemeyeceğini 15 Temmuz'dan bu yana gösterdik. Yenikapı'da gösterdik,
Anadolu şehirlerinde milyonlarca insan olarak gösterdik. Biz tarih boyunca diz çökmeyi, eğilmeyi,
itaat etmeyi, uysallaşmayı, korku ile teslim olmayı hiç bilmedik. Yine
bilmeyeceğiz. Yine korkmayacağız. Yine dik duracağız. Yine kendi
yolumuzu çizip büyük yürüyüşümüzü tamamlayacağız.
EHL-İ SÜNNET OMURGA'YI ÇÖKERTMENİN YOLU: PARALEL DİNLER İCAT ETMEKTİR.
15
Temmuz saldırısı, Türkiye'yi durdurmayı amaçlıyor!
Niçin?
Türkiye, bin yıldır Ehli Sünnet Omurganın kurucusu ve koruyucusu yegâne
ülke olduğu için.
Batılıların amacı, İslâm'ın yeniden tarih yapacak bir aktör olarak tarih
sahnesine çıkmasını ne pahasına olursa olsun önlemek!
Bu millet birlik olduğunu, dış düşmana
karşı hiç vakit kaybetmeden bir araya gelebileceğini ispat etti.
Millet bu ülkenin işgal edilmek
istendiğini gördü.
Haklı bir mücadelede rol almış,
ülkesini işgalden kurtarmış olmanın haklı sevinci var insanların yüzünde.
15 Temmuz Türkiye için yeni
Kurtuluş savaşının başlangıç tarihi olacaktır.
Türkiye’nin oyun kurma gücünün
azaldığı yerde oyun bozma kapasitesi devreye girer. Gün hep birlikte vatanı koruma
günüdür.
Mesele, Recep Tayyip Erdoğan’ın
itibarı meselesi değil, Türkiye’nin itibarı meselesi.
"Gizli ve
karanlık emellerine ulaşmak için her türlü yolu mubah gören,
dini ve dinî duyguları istismar eden; Milletimizin zekâtını,
sadakasını, kurbanını çalan, evladını elinden alan, dinimizin
temel değerlerini ve kavramlarını tahrif ve tahrip eden, gayr-i İslami
ve gayr-i ahlaki tutum ve davranışlarla fitne, fesat, yalan ve
desiselerle kendine insan ve imkân devşiren, devletin tüm organlarına
sızarak, milletin geleceğini ipotek altına almaya çalışan ve son
darbe girişimiyle millet tarafından suçüstü yakalanan
Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ/PDY) dinî bir oluşum olarak
nitelenemez.
Bu örgütün elebaşı "din
âlimi" ya da "hoca efendi" olarak
kabul edilemez..."..
Eski Türkiye’de
iktidarın merkezinde halk yoktu, şimdi ise halk var.
Halk, kendi ekonomi
politikalarını ve dış politika önceliklerini batılı devletlerin çıkarları ve
taleplerine göre şekillendiren bir Türkiye istemiyor.
Demokratlık bir ilke meselesi
değildir, çağa, kişilere göre değişmez.
Tek taraflı düşünmemeli, hep
bilip denediğimiz ve sonunda hayal kırıklığı ve pişmanlıklar yaşadığımız
yollara girmek yerine, günün şartlarına uygun çözümler peşinde koşmalıyız.
Yeni Türkiye, eski dünyaya direnerek
ayakta kalmaya çalışıyor.
Ülke teslim alınacak,
Devlet teslim alınacak, Millet esir alınacak ve birbirine
kırdırılacaktı.1.Dünya savaşından bu yana en büyük felaket kapımızı çaldı. Bir yıkım,
birçok uluslu savaş kapımızı çaldı.
Ya yeniden kuruluş ya da parçalanma.
15 Temmuz Türkiye’ye yönelen
açık bir saldırının, savaşın ilk aşamasıdır. Anadolu tarihinin sayfalarını
kapatmak istiyorlar. Selçuklu ve Osmanlı defterini dürmek istiyorlar.
Devlet yeniden biçimlendirilmeli,
ordu yeniden yapılanmalı, sermaye yerli ellere teslim edilmeli, ülkenin
sınırları ve hava sahası yerli unsurlara emanet edilmeli.
Küresel sistem yeniden
şekilleniyor.
İslam’ın dize getirilmesi, bunun
için de Ehlisünnet omurganın çökertilmesi ve paralel dinler icat edilmesi
stratejisi üzerinden yeniden şekillendiriliyor küresel sistem.
Batılıların 100 yıllık ana
stratejileri bu!
Küresel sistem, iki asırdır
İslam’la savaşıyor. Hedef, bizim bin yıldır kurduğumuz Ehlisünnet omurgayı
çökertmek.
Seküler – kapitalist küresel
sistemin varlığını ve hegemonyasını sürdürebilmesi, İslam’ın yeniden tarih
yapan bir aktör olarak tarih sahnesine çıkmasının önlenmesine, bunun için de
bin yıl İslam dünyasını dimdik ayakta ve diri tutan Ehlisünnet omurganın çökertilmesine,
dolayısıyla paralel dinler icat edilerek İslam’ın hadım edilebilmesine, küresel
sisteme boyun eğdirilmesine bağlı.
İngilizler şunu çok iyi biliyor.
Eğer Ehlisünnet omurga çökertilirse, tonla paralel din icat edilir, böylelikle
İslam dünyası kolaylıkla parçalanır.
15 Temmuz'u sadece “darbe” olarak görmeyin. Bu tarih, Türkiye'ye yönelik açık saldırıların başladığı tarihtir.
Bir tür savaş ilanıdır.
Artık her şeyi, her ülkeyi sorgulayacağız. Sokak sokak çatışma senaryoları planlayanlara karşı sokak sokak direniş
haritaları oluşturacağız.
Zihinlerinizi özgür,
iradenizi sağlam tutun.
Dünyanın en büyük muharebe
eğitim misyonuna sahip ABD hava kuvvetleri harp merkezinde terörist FETÖ’ye
okul açma izni veriliyordu.
15
Temmuz Türkiye'ye acı da olsa kendine gelme fırsatı verdi. Kökü dışarıda
olanlara güvenmemeyi öğretti.
İslam'la kandırılmamayı öğretti. Müslüman görünümlü ajanların Devleti ele geçirmek için
kılıktan kılığa girdiğini öğretti. Ama ,en önemlisi 15 Temmuz düne kadar kötü ve
katı yüzünü gösteren Devletin muhafazakarlarla
barışmasını sağladı.
"Emperyalizmin oyunu bitmez,
sürekli teyakkuzda olmak zorundayız”
Eğer bir ülkede, Liberal Menderes’e, solcu Ecevit’e,
demokrat Demirel’e İslamcı Erbakan’a ve muhafazakâr Erdoğan’a darbe yapılıyor
ve hepsinde de “ yurtta sulh konseyi “ aynı bildiriyi okutuyorsa, büyük bir
millete dönüşmek için bundan iyi fırsat olamaz.
15
Temmuz günü Cumhurbaşkanı’nın yaptığı demokrasiye sahip çıkma çağrısı olmasaydı,
ülkenin ne halde olacağını bir an durup düşünmek zorundadır.

13- BATI DARBEYİ NASIL GÖRDÜ
YORUMLADI
· Batı dünyası, bu
darbenin başarısız kalacağını aklının ucundan bile geçirmiyordu. Türkiye, son
14 yıl boyunca küresel sistemin dışına çıkma, kendi inisiyatifi ile yeni bir
dünya kurma çabası içinde görünüyordu. Batı dünyası ise bu çabayı hazmetmekte
zorlanıyordu.
· Güçlü ülkeler
müdahale etmek istediği yere kendi doğrudan gücünü çıkarmıyor. Kendi yerine
hareket edecek başka güçlerle (adına ister milis densin, ister terör densin
vb.) müdahaleyi tercih ediyor. Veya barış zamanında, müdahale etmek istediği
ülkeye merkezden bir vali gönderme yerine darbe yoluyla o ülkenin kendi içinden
bir diktatör çıkarmayı tercih ediyor. Dünya sistemi bu yöntemi Türkiye'de de
uygulamak istedi. Türkiye'nin başına da bir Sisi koymak istedi.
· Batı’ya göre,
Türkiye demokrasiyi hak etmiyor, darbe olup olmaması önemli değil, mevcut rejim
ile darbe arasında bir fark olmadığı ifade edilmekte, düşünülmekte.
· ABD ve Avrupa'nın, darbe sonrasında,
Türkiye'ye tam destek olmak yerine, görülmemiş bir hırçınlıkla saldırmaları,
hem yaşadıkları hayal kırıklığından, hem de suçlarının ortaya dökülüyor
olmasından kaynaklanıyor.
· Farkındasınızdır; demokrasi aşığı,
insan hakları tutkunu, ifade özgürlüğü sevdalısı, evrensel ilkeler savunucusu
Batı, şeffaf, özgür, tertemiz seçimle gelmiş bir hükümetin askeri darbeyle
düşürülememiş olmasından dolayı tüm değerlerini ayaklar altına alıyor.
· Alman medyasının büyük bir kısmının
uzun zamandan beri başlattığı ve darbe girişimi sırasında zirveye ulaşan
Türkiye’ye karşı saldırıların Alman siyasetçilerinin bir kısmı tarafından da
desteklendiği görülüyor.
· IŞID terör
saldırısını liderler düzeyinde Paris’te protesto yürüyüşüne katılanlar yüzlerce
kişiyi öldüren , binlerce sivil masumu yaralayan darbecileri protesto etmekte
düşük profil çizdiler.
· 47 üyesi
olan Avrupa Konseyi’nden bir tek kardeş Azerbaycan arayıp samimi bir geçmiş
olsun dedi, diğerlerinden bir tek ses bile çıkmadı.
·
Batı
başkentleri tavır ve tutumlarıyla darbecilerin tarafında olduklarını açık
ederlerken, Batı medyası haber ve yorumlarıyla Türkiye’deki darbe girişimini
ve/veya darbeye karşı verilen soylu demokratik direnişi önemsizleştirme yoluna
gitmiştir.
·
Ülkemizdeki 15 Temmuz darbe girişimi karşısında, kendisini “demokrasi ve
özgürlük havarisi” olarak lanse etmeyi iyi beceren Batı dünyasının sözüm ona
“çoğulcu medyası” bu korkunç ihanet darbesini önemsizleştirmek, buna karşılık
darbeye direnen siyaset kurumunu ve halkımızı “kötücül” göstermek için
her türlü göz boyacılığını yapmıştır. Hem yazılı hem de görsel medya âdeta tek merkezden
yönlendiriliyormuş gibi, Türkiye’deki darbeyi çarpıtmak için bütün imkânlarını
seferber etmiştir.
14- [ 15
TEMMUZ İLE İLGİLİ SÖZLER]
·
Devlet
politikaları akla ve o ülkenin çıkarlarına uygun değilse, başka bir amaç için
yapılıyor demektir. O amaç da ihanet ve casusluktur.
·
FETÖ
meşru olmayan bir güçtür. Gülen örgütü darbenin arkasında, bu konuda hiç şüphem
yok.
[James Jeffrey –
ABD Büyükelçisi 2008-2010]
·
15
Temmuz gecesi, Millet Devleti kurtardı.
·
Kendi
iç tutarlığını korumak savunduğu değerler kadar önem kazanır. Darbe dönemleri
gibi önemli siyasal dönüşümlerin yaşandığı dönemler insanların tutarlılık
sınavından geçtiği günlerdir.
·
ABD
Dış İşleri Bak. Sözcüsü John Kirby ;
Türkiye’deki tutuklamaları endişe verici bir gelişme olarak görüyoruz.!
·
Demokrasi
tarihinde, sokaklara inerek darbeyi engelleyen bir milletin üyesi olduğun için
kendinle gurur duy.
·
Bu
millet değil midir yalın ayak başıkabak yedi düvele karşı dövüşüp ardından.
Dünya Savaşını kazananlara karşı Ya İstiklal Ya Ölüm diye haykıran.
Bu Millet değil
midir Anadolu bozkırından çıkıp haritada yerini bile bilmediği, nedenini,
niçinini sorgulamadığı Kore savaşında destanlar yazan; Kunuri’de sıkışıp kalmış
dost ve müttefik Amerika’nın askerini kurtaran.
Ve Bu millet değil
midir kendi halkına kurşun sıkan, asker üniforması giymiş çapulcudan bozma,
subay müsveddelerinin çaldığı tankların karşısına dikilip “ Biz demokrasi istiyoruz;
sizi değil “ diye haykıran!
·
Caspar
Weinberger, “Strategic Review” dergisinin “İlkbahar 2001” sayısında aynen şöyle
yazmıştır: “Devlet ya da hükümet
başkanlarının öldürülerek tasfiye edilmesinin yolu açıktır…”
·
ABD de
ekranlara çıkıp Fetullahçı kesilen haçlı-Siyonist ittifakı Neo-conlar “ darbe
olmadı , kaybettik “ diye ağlayabiliyor yüzsüzce. İsrailli yazar ve haham ; “
Gülen’e bir şey olursa İsrail’in büyük kaybı olur diye açıkça yazıyor.
·
Stratejik
Culture Foundation ‘den Peter Korzun; Türkiye bir dönüm noktasında . Zaman
değişim zamanı. Aşağıya doğru gidiş bir biçimde durdurulmalı. Türk halkının
önünde basit bir tercih duruyor. Ya çılgınlığı akılla ve hikmetle değiştirip
barış ve refaha ulaşacaklar, ya da şimdi olduğu gibi aşağıya gidiş devam edecek
ve iç savaş ile yok oluşun dumanı içinde kaybolacaklar. Recep Tayyip Erdoğan’ın
iktidar olduğu bir ülkede gelecek yok gibi görünüyor.
·
Neo-Con
çizgideki Michael Rubin, 21 Mart
2016'da “American Enterprise Institute” (AEI) için kaleme aldığı yazısıyla “Türkiye'de yakın bir zamanda darbe
olabileceğine” dikkat
çekerken aslında “derin hesaba dâhil bir eleman olarak” işaret fişeği
patlatmıştı!
· Michael
Rubin, Mısır'daki darbe için “Durmamız gereken yer Sisi'nin yanıdır”
demişti.
·
Dönemin ABD Büyükelçisi Ricciardone ;
“Bugünden sonra bir imparatorluğun çöküşünü izleyeceksiniz” .…
· PKK’nın tepe yöneticisi Duran Kalkan’ın,
"Erdoğan Mayıs’ta yok” açıklaması hatırlanacak olursa, örgütün bu süreçten
haberdar olduğu anlaşılabilir.
·
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ: “Sığınaklara
inemeyiz, gerekirse burada öleceğiz, biz sığınağa girersek millet neden
meydanlarda dirensin.”
·
Mehmet Metiner: (İstanbul Havaalanında kuleyi
darbecilerden teslim almak için gittiğinde darbecilerin yüzüne)
“Bu yaptıklarınızı burnunuzdan fitil fitil getirmezsek bu hayat bize
haram olsun”
·
Selim Temurci: (İstanbul İl binasını teslim almaya gelen
darbeci subaya) “Cesedimi çiğnemeden bu
binayı teslim alamazsın.”
·
Metin Külünk: (Havaalanında
uçağın kapısı açılıp da Recep Tayyip Erdoğan’a sarıldığı anda gözlerinin içine
bakarak)
“Artık huzur içinde ölebilirim.”
·
Hanefi
Avcı bir TV kanalında mealen şunları söylüyordu: “Yaşanan sadece bir askeri
kalkışma değildi. Askeri, sivil tüm kanatlarıyla Fetullah Gülen cemaatinin
hazırladığı ve uygulamaya koyduğu bir darbe girişimiydi, bu girişim devletin
tüm kilit noktalarını nasıl kontrol ettiklerini gösteriyor.
· 15 Temmuz'da Paralel darbe girişiminin yaşandığı
saatlerde Amerikan Ordusu'nun eski istihbaratçılarından emekli Yarbay Ralph
Peters, Neo-Con'cu Fox News televizyonuna çıkıp aynen şöyle dedi: “Bu darbe,
Türkiye'nin İslami bir diktatörlük olmaktan kurtulması için son şansıdır. Hata
yapmayalım. Bu darbede rol alanlar iyi adamlardır!"
Peters, Paralel darbe girişiminin başarısızlıkla
sonuçlanması üzerine ise “Şayet darbe başarılı olsaydı, İslamcılar
kaybedecek, biz kazanacaktık!" diye konuştu!
· Vatandaşlık hukukunun vatandaşa yüklediği en önemli görev, borç; Devlete
‘sadakat bağı’ ile bağlı olmaktır.
· Uluslararası
arenada hemen her meselede başta Katolik ve genelde Hristiyan dünya olmak üzere
Batı çıkar ve menfaatleri konusunda görüş açıklayan Papalığın, Türk halkının
canları pahasına karşı çıkarak engel olduğu darbe girişimini ve bunun doğrudan
ve dolaylı aktörlerini şu ya da bu bahaneyle görmemesi ya da görmezden gelmesi
oldukça düşündürücüdür.
15- FETO ‘NUN ETKİLEDİĞİ İNSANLARIN ORTAK
ÖZELLİKLERİ;
·
İnsanlara
vatansızlık duygusunu aşılamak. Doğduğun, büyüdüğün, yaşadığın topraklara karşı
bir aidiyet duygusu gelişmesine engel olmak.
·
Vatana
ihaneti bile meşru ve haklı görecek kadar aptallaşabilmeleri.
·
İnsan
olma özelliğinin körelmesi, robot özelliklerinin yerleşmesi.
16- FETÖ LİDERİ FETULLAH
GÜLEN’İN İADESİ HK.
Fetullah Gülen ‘in iadesi demek , CIA ve ABD içindeki NATO
içindeki bir kanadın tasfiyesi demektir.
ABD ve diğer güçler Fetullah
Gülen üzerinde planları varsa iade
etmeyecekler, planları yoksa da iade etmeyip ya öldürecekler ya da başka bir
ülkeye kaçmasına göz yumacaklar.
17- FETULLAH GÜLEN ABD
İLİŞKİSİ
Fetullah Gülen – ABD ilişkisi siyasi düzeyde
başlamadı, istihbarat düzeyinde başladı.
ABD’de yaşayabilmesi için
verilen tavsiye mektubunun başında iki eski CIA üst düzey görevlisi Graham
Fuller ve George Fidas ile ABD eski Ankara Büyükelçisi Morton Abromowitz ‘in
imzaları vardı.
Fetullah Gülen, ABD’ nin
Türkiye’deki çıkarları bakımından ne kadar önemlidir, ne kadar vaz geçilmezdir
sorusunun cevabını bulmak ona göre pozisyon almak!
CIA’nın 12 Eylül sonrasında, salt
Türkiye’yi değil Orta Doğu’yu da zapturapta alacak, Müslümanların kendi çizdiği
yolda yürümesini sağlayacak bir yapıya, öndere ihtiyacı vardı. Aradığını
da İzmir’de buldu. Bu kez subay değil bir cami imamıydı devşirdiği.
Ve kimi ABD gazetelerinde yazıldığınca The Cemaat’ı kurdurdu has adamı, Fetullah Gülen’e ve
yeterince beynini yıkadıktan sonra da ortaya sürdü. Ortam çok uygundu.
Ülkede var olan aydın elitler Dini ve dindarları toplum dışına atmaya
çalıştıklarından, inançlarına sımsıkı bağlı halk kolayca bir din adamına inanabiliyordu.
Abdullah Öcalan ile Fetullah Gülen
‘in alınıp verilmesi arasında yaklaşık bir ay var. Bu bir tesadüf mü?
1996’da CIA ajanı Graham Fuller
tarafından bir Gladyo projesi olarak temeli atılan FETÖ tam 50. Yılında askeri darbeye
kalkıştı.
1963'te Erzurum'da Komünizmle
Mücadele Derneği'ni kurmuş olan Fetullah Gülen, CIA ajanı Graham Fuller'ın 1964'te Türkiye'deki görevine başlamasıyla; 1966'da Fetullah
Gülen'in İzmir'de “cemaatini” kurması birebir bağlantılıdır! Böylelikle
FETÖ’nün temelleri atılıyordu!
Hiçbir kanıt yokken ülke işgal edenler, Fetullah Gülen ve teröristlerinin
bu ülkeye yönelik saldırıları için kanıt istiyor.
ABD, Fetullah Gülen’i Türkiye'ye iade etmediği
sürece “terör örgütü liderini koruyan bir devlet olarak" zan altında
şüpheli bir durumda kalmaya devam edecektir.
Amerika, “Türkiye
mi FETÖ mü?” şeklindeki bir soruyu, Türkiye ile ipleri koparma
tercihinde bulunabileceği zaman, FETÖ lehine cevaplandırması kuvvetle
muhtemeldir.

18- ILIMLI İSLAM VE DİYALOG;
Ilımlı İslam kavramı, CIA
laboratuvarlarında üretilmiş yapay bir mahsuldür. Bu mahsulün proje öznesi
Fetullah Gülen’dir.
Bu örgüt sözde eğitim
gönüllüleri olarak ve sözde eğitim projesi olarak küresel baronlar tarafından
dünyanın kontrol edilmesi gereken özellikle Müslüman ülkelerinde konuşlandırılmış,
devlet mekanizmalarına sızmış bir maşa örgütlenme olarak rol üstlenmiştir.
Kimine para kimine makam sözü
vererek insanları zıvanadan çıkaran, Allah’a değil kendine kul eden bu sözde
imam, CIA nın Ortadoğu Türkiye ekseninde ılımlı İslam düzenini kurmak üzere
görevlendirdiği bir ajandan başka bir şey olmadığı 15 Temmuz ile ortaya çıkmış
oldu.
CIA nın kurduğu Rand Corporation’ın 2007
yılındaki bir raporu “ ılımlı Müslüman ağlar oluşturulmak “ üzerindedir.
Fetullah
Gülen’in diyalog adı altında düzenlediği toplantılarda ve yaptığı etkinliklerde
dikkat çeken bir diğer önemli husus da “ılımlı İslam” adına İslam ile
Hıristiyanlığın aslında aynı Tanrı’ya inancı öngören dinler oldukları algısını
oluşturacak adımlar atılmasıdır. Örneğin söz konusu toplantılarda
Müslüman ve Hıristiyanların aynı Tanrı’ya inandıkları vurgulanarak kendi mekânlarında
ve kiliselerde ortak ibadet seansları düzenlenmiştir.
“Ilımlı
İslam” olarak nitelenen böylesi bir anlayış ve profil ise Fetullah Gülen terör örgütü
tarafından en iyi şekilde temsil edilmektedir. Onlara göre bu nedenle
Fetullahçı yapı, Batı merkezli güç odaklarını tehdit edenlere karşı
desteklenmesi gereken önemli bir güçtür.
Dinler arası Diyalog safsatası Hain darbe girişiminin neresindeydi? Dinler arası Diyalog, bir Vatikan
projesiydi. “Diyalog” adlı misyonerlik
faaliyetinin esas hedefi Müslümanlar arasındaki ümmet bilincini sulandırmaktı.
Papa II. John Paul, şunu açıkladı,
yıllarca önce; “Dinler arası
diyalog, kilisenin Hıristiyanlaştırma
yani misyonerlik faaliyetlerinin
bir parçasıdır.”

19 - ABD-AB-NATO AMAÇ VE
İLİŞKİLER
·
Ermenistan’la
sorunlarımız sürerken, bizim değil, Ermenilerin yanında oldular.
·
Kıbrıs
meselesinde bizimle değil, Rumlarla birlikte hareket ediyorlar.
·
Türkiye,
Yunanistan’la Ege Denizi’nde çekişirken, bizim “model ortağımız” Amerika, Yunan
tezlerinin arkasında dolaşıyor.
·
PKK,
yıllardır insanımıza kan kusturuyor. Ama Amerika bu kanlı örgütün ikiz kardeşi
PYD’ye silah yardımı yapıyor. Suriye’de PYD’li eşkıya ile birlikte iş tutuyor.
· ABD’nin koruyup
kolladığı, kol kanat gerdiği Fetullah Gülen, Türkiye’de darbeye girişiyor.
Bu nasıl bir ortaklık, bu ne biçim bir dostluk?
Avrupa’nın tutumu da aynı; al birini, vur ötekine!
· Fetullahçı
kalkışmanın bu konjonktürde gerçekleşmesi ve darbenin başarılı olmamasının NATO
müttefiklerimizde oluşturduğu hayal kırıklığı bir kez daha gösteriyor ki,
ağzını her açtığında bölgede istikrar ve barış istediğini söyleyen NATO,
aslında başka bir ajanda taşıyor; bu amaçla Türkiye'yi terör örgütlerini
kullanarak, darbe gibi anti-demokratik yöntemlere başvurarak dizayn etmeye
çalışıyor. Darbe girişimi başarılı olsaydı, şüphesiz ki Türkiye'nin, Suriye'nin
ve Orta Doğu'nun geleceği bu ajandaya göre şekillenecekti.
NATO İkinci Dünya Savaşı
sonrasında Sovyet tehdidine karşı kurulmuş bir askeri örgüt olarak bilinmekte.
NATO’nun kuruluş bildirgesinin altında imzası olan Başkan Truman İsrail’i
devlet olarak tanıyan ilk kişiydi. İsrail’in kurucu Başkanı David ben Gurion yeni bir ülkenin kurulduğunu açıkladıktan
tam 11 dakika sonra Truman ABD’nin İsrail’i tanıdığını açıklamıştı.
Batı, FETÖ darbesiyle Türkiye'yi
tam kontrol altına almaya, yedeğinde tutmaya girişmiş ancak başarısız
olmuştu.
ABD , AB bölgede ikinci bir İsrail olarak
kullanabilecekleri PKK-PYD koridorunu kurmak istiyorlar , Türkiye buna razı
olmuyor ve engel olmaya çalışıyor.
Dönemin
Dışişleri
Bakanı Kerry’nin Türkiye’nin NATO üyeliğinin tehlikeye girdiği yönündeki
açıklaması da krize varabilecek bir tartışmanın kapısını araladı. Şimdiye kadar
hiçbir krizde Türkiye’nin NATO üyeliği dile getirilmemişti. NATO’nun şimdiye kadar beş askeri müdahale
yaşamış olan Türkiye’de demokrasi konusunda büyük bir hassasiyet ortaya koyduğu
söylenemez.
Ayrıca NATO’nun üyelerini çıkarma konusunda bir prosedürü bulunmadığı gibi
henüz diğer üye ülkeler tarafından atılan bir NATO üyesi de bulunmuyor.
Türkiye’nin NATO üyesi olarak bu kritik dönemi atlatması güvenliği açısından
bir avantaj. Buna karşı NATO’dan gelen tepkiler Türkiye’nin de NATO açısından
önemli partner olduğunu ortaya koyuyor.
NATO’nun komünizm tehlikesine karşı “yeşil kuşak” projesinin gerçekleşmesi
sürecinde Türkiye, dış politikada NATO eksenli politikalara imza atarken, iç
politikada da devletin NATO üyeliğini garanti altına alacak iç yapılanmalara
gitti.
20- FETULLAH GÜLEN ‘İN GERÇEK YÜZÜ
·
Devlet
Millet düşmanı olduğu ortaya çıkmıştır.
·
İnsanlıktan
çıkmış karaktersizlikler güruhudur.
·
Milletimizin
zeki çocuklarını nasıl adi bir canavara dönüştürdüğü ortaya çıktı.
·
Fetullah
Gülen ‘in nasıl bir cani ruh taşıdığı , cinnet içinde olduğu , ihanette sınır
tanımadığı artık ortadadır.
·
FETÖ
mensupları kendilerini takiyye’nin kralını yaparak gizliyorlar. Eşlerini bikini
ile denize sokmak, içki içmek, her türlü ahlaksızlığı yapmak meşru görülmüştür.
·
Haramları
helale çevirerek kendine tapanlarla insanlık dışı bir ilişki kurduğu ortaya
çıkmıştır.
·
Kimine
para kimine makam sözü vererek insanları zıvanadan çıkaran, Allah’a değil
kendine kul eden sözde imam, CIA nın Ortadoğu Türkiye ekseninde ılımlı İslam
düzenini kurmak üzere görevlendirdiği bir ajandan başka bir şey değilmiş.
·
Eğitim
ve yardımlaşma olmak üzere bütün iyi kavramların içini boşalttı.
·
FETÖ
bir cinayete kalkıştı. Bu açık. “Dini” söylemlerle
oluşmuş bir yapıyı, dindar insanların oluşturduğu bir siyasi kadroyu alaşağı
etmek için kullandı.
· FETÖ/ PDY soruşturması kapsamında
gözaltına alınan Cumhuriyet Savcısı itirafta bulundu: “Cemaat toplantılarında yahut çoklu/ikili sohbetlerde Fetullah Gülen’in
özel bir kişi olduğu, Peygamber’imiz Hz. Muhammed ile uyku ile uyanıklık
arasındaki ‘yakaza’ gibi farklı boyutlarda diyalogda bulunduğu, sürekli onu
rüyalarında görüp istişare ettiği, ondan nasihat ve kararlar aldığı yönünde
konuşmalar yapılmaktaydı.”
· Türkler’in Anadolu’da ve Ortadoğu’da hâkimiyet kurması üzerine, Papalık
Haçlı Seferleri’ni başlattı. Büyük Türk milletinin göğsünde erittiği Haçlı
Seferleri şimdi Truva Atı olan FETÖ’yle devam ediyor. FETÖ, Haçlıların yeni
yüzü olmuştur.
·
CIA’nın 12
Eylül sonrasında, salt Türkiye’yi değil Orta Doğu’yu da zapturapt alacak,
Müslümanların kendi çizdiği yolda yürümesini sağlayacak bir yapıya,
öndere ihtiyacı vardı. Aradığını da İzmir’de buldu. Bu kez subay değil bir cami
imamıydı devşirdiği. Ve kimi ABD gazetelerinde yazıldığınca The Cemaat’ı kurdurdu has adamı,
Fetullah Gülen’e ve yeterince beynini yıkadıktan sonra da ortaya
sürdü. Ortam çok uygundu.
Ülkede var olan aydın elitler dini ve dindarları toplum dışına atmaya
çalıştıklarından, inançlarına sımsıkı bağlı halk kolayca bir din adamına inanabiliyordu.
·
Fetullah
Gülen ‘i bir din âlimi, haşa bir İslam âlimi gibi görmek ve değerlendirmek son
derece yanlış ve yanıltıcıdır. Onun dini de imanı da kendisidir.
Hakkı kendisi olarak gördüğü için yaptığı şeylerin meşruiyetini de kendisinden
alıyor. Başka bir referansa ihtiyaç duymuyor.
·
Terörist
başının ifadelerine göre ; Bir gün devletin tüm kurumlarını ele geçirip öyle
bir hale geleceğiz ki devletin paçalarından tuttuğumda kımıldayacak hali
kalmayacak. 40 yıldır bu hayalle yaşıyordu.
·
Ona göre
devlet zaten tüm kurumlarıyla onun eline geçmiş durumdaydı. Sadece mevcut
hükümeti tasfiye etmek ve bitirmek kalmıştı. Bu nedenle ilk darbe girişimi yolsuzluk
iddialarıyla emniyetten geldi. Onlar bu girişimle işi bitirmeyi düşünmüşlerdi.
Sonra adli darbe HSYK, sonra diğerleri…
Bu darbe girişiminin başarısız olmasının ardından gelecek hamleleri artık kargaşa
yaratmak olacaktır.
·
Bu tür yapılar ancak itaat kültürüne dayanan,
sosyal psikolojide ‘dıştan kontrollü kişilik tipolojisi’ diye tanımlanan
hastalıklı, marazi insan yetiştirebilirler.”
·
Paralel yapının başından itibaren Batı
sisteminin ‘yeşil kuşak projesi’ çerçevesinde devşirilmiş bir yapı olduğu, kendisine
bu sistemin patronajı tarafından geniş bir saha açılmasının sebepsiz olmadığı
bugün ortaya çıkmıştır.
Bunlar Kime hizmet ediyorlar!
· Peki, bu okullar ne işe yaramaktadır? Bu
okullarda ders veren, bu okulların yönetim örgütlenmesinde yer alanlar, bu yapılanma
üzerinden bulundukları ülkelerde adeta kol gezerek başka bir ajandaya göre
hareket ederek, istedikleri her türlü faaliyeti yaparken, hem kendilerinden
istenen hizmeti yerine getirmiş olmakta, hem de bulundukları ülkede
giriştikleri çeşitli operasyonlar ortaya çıktığında Türkiye’yi o ülke nazarında
zorda bırakmış olmaktadırlar.
· Bir
insanın bilerek, isteyerek sivil vatandaşların üzerine mermi yağdırması, bomba atması,
tankla ezmesi nasıl bir psikolojiyle mümkün olabilir? Yabancılaşması, düşman
gibi görünmesi ve cinnet getirmesi gerekir, değil mi?
·
Bu
dindar insanları gözlerini kırpmadan öldürdüklerine göre, ortada bir fetva da
varsa o zaman öldürdüklerini Müslüman olarak, vatandaş olarak, millet olarak
görmüyorlar. Başka bir din, başka bir vatan,
başka bir millet var ortada demek ki.
·
Batı’nın
yanındayım, beni Türkiye’ye iade etmeyin, dedi. Batının ılımlı Müslüman seslere
ihtiyacı olduğu bir dönemde kendisinin ve arkadaşlarının Batının hizmetinde
olduklarını New York Times sütunlarında beyan etti.
·
Paralel
devlet yapılanması, kuruluşunun 50.yılında Türkiye’yi haçlı Siyonist cephesi
namı hesabına işgal etmek maksadıyla askeri darbe girişiminde bulundu. Elhamdülillah
Başaramadı!
· Cemaat ve meşrep faşizminden,
taassubundan, saplantısından ne zaman kurtulacağız? Cemaatini yüceltmek,
kutsamak, her şeyin üstünde tutmak bu dine, bu ülkeye, bu millete yapılmış en
büyük kötülüktür. FETÖ de cemaatini kutsayarak, yücelterek bu hale geldi.
· Fetullah Gülen
hareketi gerek karakteristik özellikleri, gerek refleksleri itibarıyla bilindik
cemaat yapılanmalarına hiç benzememekte, dolayısıyla bu topraklarda vücut bulan
cemaatlerden öte, Hasan Sabbah ve Nizarî-Bâtınî İsmailîlik, Cizvit Tarikatı,
Opus Dei gibi yapıları akla getirmektedir.
Genel manada hareketin kendine ilişkin yanılmazlık ve hatadan korunmuşluk
algısından da söz etmek gerekir. Yanılmazlık ve hatadan korunmuşluk hususen
Fetullah Gülen’e atfedilen bir sıfattır. Denilebilir ki Sünnî teolojide
peygamberler, Şiî teolojide imamlar, hareketin teolojisinde ise
Fetullah Gülen ismet (günah ve hatadan korunmuş) sıfatıyla muttasıftır…
· Kendi
varlığını çok mümtaz gören ve yine kendisini sair dinî grup ve
cemaatlerden ayrıştırmaya büyük özen gösteren, bu arada kibirden de pek ödün
vermeyen Fetullah Gülen hareketi öncelikle kendi selameti, menfaat ve
maslahatı için başka her şeyin feda edilmesini caiz gören bir itikat
geliştirmiştir.
Öte yandan hedef noktasına kazasız-belasız ulaşmak uğruna hareket mensuplarının
özellikle kriz vasatlarında İslâmî ilkelerle pek bağdaşmayan, gerektiğinde
dinî-ahlâkî hassasiyetleri askıya alan davranışlar sergilemesi de tecviz
edilmiştir...
· Bu sapık Hareket
bünyesinde Fetullah Gülen’in sözleri ve fiillerini değil
eleştirmek, istifam konusu yapmak bile büyük günah sahibi gibi algılanmasına
yol açabilir.
· Her ne
kadar Fetullah Gülen’in dilinden din, iman, Allah, kitap gibi kelimeler
ve kavramlar hiç düşmese de nihai
hedefinin insanları dinî-ahlâkî bilinçlendirmekten çok daha fazla ve
sofistike (yanıltıcı , karmaşık ) bir şey olduğu, devlet içinde devlet
tesis etmeye matuf bulunduğu bellidir. Bu hedefe giden yolda mistik
ve melankolik karakterli dinî söylemin işlevi ‘afyon’ denilen uyuşturucudan pek
farklı değildir…
· Fetullah Gülen
ihanet hareketinin güç kazandığı her alanda işgalci gibi davranması, resmi
ya da sivil hemen hiçbir alanda kendisinden başkasına nefes aldırmaması ve
dindaşlık, vatandaşlık paydasını yok sayması gibi gariplikler de hareketin kendini ‘seçilmiş’ olarak
görmesi ve buna bağlı olarak ilahi irade tarafından mutlak hakikatin temsilcisi
ve insanlığın kurtarıcısı gibi eşsiz bir misyon yüklendiğini düşünmesiyle
ilgilidir…
· Fetullah Gülen’in
sevk ve idaresindeki oligarşik ihanet yapısının tabandaki mensuplara bu
tür mesajlar vermesi müthiş bir özgüveni imlemektedir. Bu özgüven ‘seçilmişlik’
vehmiyle açıklanabilir.
· Fetullah Gülen
‘Tarihi Tekerrürler ve Bir Uzun Temenni’ başlıklı konuşmasında şunları söyler:
‘Bugün olup-biten hâdiseleri, kalb ve ruh rasathanelerinden temaşa
edebilenler, kaderî programların kendilerine yüklediği misyonu bütün
teferruatıyla temsile çalışmaktalar.
Onlar yürüyor, yollar onlara selâm duruyor. Yürüdükleri her yerde aşılmaz gibi
görülen engeller onların karşısında secdeye kapanıp dümdüz kesiliyor; kesiliyor
ve âdeta bu kutluların ayaklarına yüz sürüyor…
Bu satırlardan anlaşıldığı kadarıyla, Allah-ü Teâlâ, ulvi bir görevi ifa için Fetullah
Gülen ve camiasını seçmiştir(!) ; bu nedenle Fetullah Gülen
ve takipçileri kutludur.(!) Kimse
onların önünde duramayacak, hatta onlara boyun eğip yakaracaktır… (!)
· Fetullah Gülen
ihanet hareketinin genellikle rüya yoluyla Hz. Peygamber’i kendi
faaliyetlerini meşrulaştırma aracı kılması istismar, bu istismarın formatı da
çağdaş İsrâiliyâttır.
Bu bağlamda İsrâiliyât kavramı hurafe, masal, efsane gibi kelimeleri
de içeren çok geniş bir anlam taşır. Fetullah Gülen
hareketinde mesiyanik bir karakter de mevcuttur.”
·
Otoriteyi
kutsallaştıran, şefi kült haline dönüştüren düşünmeyi soru sormayı, sorgulamayı
günah sayan bu anlayış ancak ‘kendi putunu’ üretir.
·
Koskoca bir ülke,
şizofren olma ihtimali yüksek, acımasız, hırstan gözü dönmüş bir hayalci
ihtiyarın yaptıklarının bedelini ödedi.
· “Vahye
dayalı, hayatın her alanını kuşatan İslam’ı tehlikeli ve milli birliğe zarar
verici buluyorum!” sözleri ile İslam’ın özüne, aslına düşman
olduğunu açıkça ortaya koyuyordu Fetullah Gülen.
·
Gizli ve karanlık emellerine ulaşmak için her türlü yolu
mübah gören, dini ve
dinî duyguları istismar eden; milletimizin zekâtını, sadakasını, kurbanını çalan,
evladını elinden alan, dinimizin temel değerlerini ve kavramlarını
tahrif ve tahrip eden, gayr-i İslamî ve
gayr-i ahlaki tutum ve
davranışlarla fitne, fesat, yalan ve desiselerle kendine insan ve
imkân devşiren, devletin tüm organlarına sızarak, milletin geleceğini
ipotek altına almaya çalışan ve son darbe girişimiyle millet
tarafından suçüstü yakalanan Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ/PDY)
dinî bir oluşum olarak nitelenemez.
Bu örgütün elebaşı "din
âlimi" ya da "hoca efendi" olarak kabul edilemez...
·
Hiçbir kanıt yokken ülke işgal edenler, Fetullah Gülen ve teröristlerinin
bu ülkeye yönelik saldırıları için neden kanıt istiyorlar.
·
Türkiye’ye
yıllardır hoşgörü ve hizmet hareketi diye tanıtılan bu hain hareketin , bir darbeyle demokratik laik
Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmayı hedefleyen bir terör örgütü olduğu alenen ortaya
çıkmıştır.
·
Bu
örgütün takiyye yapan, amacına ulaşmak her
yolu mubah sayan bir anlayışa sahip olduğu ve 40 yıldır çocukluktan beynini
yıkadığı insanlarla Türkiye’ye el koymaya hazırlandığı geç de olsa
anlaşılmıştır.
·
Devleti
ele geçirmek için TSK nin içine askeri öğrencilikten itibaren yerleştirilmiş mensuplarının,
darbe girişimi gecesi estirdikleri kanlı terörün, İŞİD kafasından farklı bir
kafaya sahip olmadıkları görülmüştür.
· ABD
, eğer çok bunalır ve sıkışırsa , darbe liderini , ya Türkiye ile suçluların
iadesi için ikili anlaşması olmayan bir ülkeye yollar , bize vermez ; ve ya
iğne ile konuşamaz duruma getirir . Çünkü Amerika, sadece Türkiye’de değil, okul açtırdığı
dünyanın pek çok ülkesindeki operasyonlar için kullanıyor bu terör örgütünü ve liderini.
· MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun Mustafa Balbay’a 30 Mayıs 2003
görüşmesinde söylemiş; Fetullah Gülen ABD nin yeşil kuşak projesinin bir
ayağıydı.
· MİT İstanbul bölge başkanı Nuri Gündeş ‘in
ihtilaller ve anarşinin yakın tanığı isimli kitabından ; “ Gülen cemaati
tarafından özellikle de Türki cumhuriyetlerinde açılan okullarda diplomatik
pasaportlu Amerikalı CIA ajanları İngilizce öğretmeni diye barınıyordu.
·
1952'de sadece on dört yaşında iken Özel Harp
Dairesi'nce “eleman” olarak yetiştirilmeye başlanan Fetullah Gülen'in, 1966'da
İzmir'de “cemaati”nin temellerini atması, CIA ajanı Graham Fuller'ın 1964'te
Türkiye'de göreve başlamasıyla birebir bağlantılıdır. Soğuk Savaş döneminde bir “CIA
Operasyonu” olarak sahne alan Komünizmle Mücadele Dernekleri'nin
Türkiye'deki ikinci şubesini 1963 yılında Erzurum'da açan Fetullah Gülen'dir.
· Toplumun gönlünü kazanmak için Müslümanlığı
kullandılar. Tedbir olarak Müslümanmış gibi yaptılar,
tedbir olarak vatansevermiş gibi davrandılar.
·
Askeriyeye sızmak için laik bir görüntüye girmeleri
gerekiyordu, topluma sızmak için ise Müslümanlık maskesi takmaları...hayatları
sahtekarlık , riyakarlık ve takiyye üzerine bina edilmişti.
·
Hiçbir kutsalı olmayan bu insanlar, ancak casusluk eğitimi almışların
başarabileceği bir hünerle her kılığa girdiler.
·
Üç yıldır pes
etmemelerine, kumpaslarına, siyaseti dizayn etme girişimlerine devam
etmelerine, PKK terörünü tırmandırmadaki rollerine bakınca aslında ne
istedikleri belliydi. Türkiye’yi teslim almak değil
sadece teslim etmek istiyorlardı. Çünkü aldıkları büyük
ihale buydu.
·
Ülkeyi yönetilemez hale getirip 40 yıldır
kimler için çalışıyorlarsa, darbeyi başarsalardı ülkeyi onlara teslim
edeceklerdi. Bu ihanetin dünya tarihinde emsali yoktur.
·
Küresel Emperyalist sistem, bütün dinleri
hadım etti, dize getirdi ama İslâm'ı hadım edemedi, dize getiremedi. Bu
postmodern haşhaşîleri kullanarak İslâm'ı dize getirmek, protestanlaştırmak,
içini boşaltmak, küresel sisteme itiraz etmeyen, dünyaya söyleyeceği
hiçbir şey kalmayan “seküler bir din”e dönüştürmek istiyorlardı,
şimdilik başaramadılar.
·
“Hizmet hareketi” ile “Kürt hareketi” ilk
günden beri Türkiye'ye karşı ortak bir proje olarak hazırlandı. Fetö terör çetesi
“Hizmet hareketi” olarak palazlandırılırken; PKK çetesi ise “Kürt hareketi”
olarak güçlendirildi.
Terörün bu güne kadar bitmemesinin en büyük
sebeplerinden biri devletin içine sızan bu derin şebekenin örgütü sürekli
kollamasıdır. Şimdiye değin Fetö’cü pilotların PKK’yı zerre zarar vermedikleri,
terörle mücadeleyi baltaladıkları ve devletin örgütle mücadelesini alttan alta
sabote ettikleri bugün çok daha iyi anlaşılıyor.
·
Fetullah Gülen ,
TSK içindeki askerlerini böylesine ölümcül bir oyuna sürükleyecek kadar gözünü
karartmıştır.
·
FETÖ
lideri bir konuşmasında , duvarda asılı olan Osmanlı haritasının indirilmesini
istemiş , “ hayal gücümü daraltıyor “ demişti.(!)
·
FETÖ
nün önemli isimlerinden biri; biz sadece Türkiye’de değil , 170 ülkede varız.
Türkiye bunlardan sadece biri diyerek doğduğu toprakların ideolojisi için
anlamsızlaştığını göstermişti.
·
Fetullah
Gülen vatansız bir ideoloji üretmiştir.
·
Türkiye
‘yi vatan kabul eden birinin , kendi ülkesine ve milletine uçaklarla saldırması
mümkün olmazdı.
· Fetullah Gülen
Türkiye’de Ortodoks Fener Patriği Barthholomeos ve Ermeni Patriği II.
Karekin ve dönemin İstanbul Baş hahamı David Asea ile içeriği gizli görüşmeler
yapmıştır.
09 Şubat 1998’de de Vatikan’a giderek dönemin Papası
II. John Paul ile görüşmüştür. F.Gülen
bu görüşmede Papa’ya verdiği mektubun girişinde yer alan şu sözleriyle adeta
kendi gerçek kimliğini ve sahip olduğu bu kimlik bağlamında da misyonunun ne
olduğunu gözler önüne sermektedir. ;
“Papa 6. Paul Cenapları tarafından
başlatılan ve devam etmekte olan Dinler Arası Diyalog İçin Papalık Konseyi
(PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun
tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz. En aciz bir şekilde hatta biraz
cüretle, bu pek kıymetli hizmetinizi icra etme yolunda en mütevazı
yardımlarımızı sunmak için size geldik.”
F.Gülen’in yaptığı ilk iş Papa’ya verilen mektupta yer alan “İslam yanlış
anlaşılan bir din olmuştur ve bunda en çok suçlanacak olan Müslümanlardır.
Uygun bir yerdeki vakitli bir gayret bu yanlış anlamanın büyük oranda
azalmasına katkı sağlayabilir. Müslüman dünyası, İslam’ın asırlarca ölçülen
yanlış anlamasını silip atacak bir diyalog imkânını bağrına basacaktır”
ifadeleri çerçevesinde, Batı’nın ürktüğü İslam imajının yerine kendisinin
“ılımlı İslam” projesi kapsamında Müslümanlara karşı sert ancak gayrimüslimlere
karşı son derece hoşgörülü ve diyalog kurulabilir bir İslam anlayışını
yaygınlaştırmak için kolları sıvamak olmuştur.
· Bu bağlamda F.Gülen’in onursal
başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın öncülüğünde 2000 yılında
Urfa’da ve 2006 yılında da Mardin’de uluslararası diyalog toplantıları düzenlenmiştir.
Sempozyum görüntüsü altında yapılan ve
Türkiye’deki tüm gayrimüslim grupların davet edilmesine karşın kendileri
dışındaki hiçbir Müslüman cemaat ve grubun davet edilmediği bu etkinliklerin
temel amacı FETÖ/PDY yapılanmasının kendini gayrimüslim dünyada meşrulaştırarak
sadece kendilerinin muhatap alınması gerektiği algısını oluşturmaktı.
Nitekim Mardin’deki toplantıda Yahudi ve Hristiyanların Müslümanlar ile aynı
Tanrı’ya inandıkları vurgulanmış ve devamında da sembolik bir nikâh merasimi
ile Müslüman bir bayanın ehli kitap bir erkekle evlenebileceği algısı
oluşturulmaya çalışılarak İslam inancı sulandırılma yoluna gidilmiştir.
·
Diyalogla
ilintili kurulan enstitü, dernek, forum ve benzeri oluşumlar vasıtasıyla
düzenledikleri diyalog toplantıları, iftar yemekleri ve mahalli dini liderlere
diyaloğa katkıları adı altında verilen ödül törenleriyle FETÖ terör örgütü hem
kendini meşrulaştırma hem de ciddi kamuoyu desteği elde etme yoluna gitmiştir.
· Söz konusu etkinliklerde amaç
İslam’ın gayrimüslimlere sunulması değil; FETÖ hareketinin tanıtılması,
meşrulaştırılması ve yaygınlaştırılması olmuştur.
·
FETÖ’nün diyalog adı altında düzenlediği toplantılarda ve yaptığı
etkinliklerde dikkat çeken bir diğer önemli husus da “ılımlı İslam” adına İslam
ile Hıristiyanlığın aslında aynı Tanrı’ya inancı öngören dinler oldukları
algısını oluşturacak adımlar atılmasıdır.
Örneğin söz konusu toplantılarda Müslüman ve Hıristiyanların aynı Tanrı’ya
inandıkları vurgulanarak kendi mekanlarında ve kiliselerde ortak ibadet
seansları düzenlenmiştir.
· Hristiyanlığı terk edip Müslüman
olmaya gerek yoktur. Dolayısıyla herkesin kendi inancında kalması ve hayatını
söz konusu inanç üzere devam ettirmesi esas olmalıdır.
· FETÖ
hareketi, dinler ve kültürler arası diyalog adı altında düzenlediği
etkinliklerde diğer Müslüman gruplarla veya cemaatlerle birlikte olmadığı gibi
sürekli olarak onları olumsuz etkileyecek bir tutum içinde olmuştur.
Örneğin Rusya’daki okullarının kapatılmaya
başlanması üzerine FETÖ hareketi 2005 yılında Moskova’da “Din, Şiddet ve Terör”
adı altında bir toplantı düzenlemiş ve toplantı sonunda yayımlanan sonuç
bildirgesinde okullarının Rusya hükümeti tarafından kapatılmasını engelleme
adına “biz terörizme karşı verdiği mücadelede Rusya’nın yanındayız” şeklinde
bir cümleye yer vererek Rusya’nın terörist diye niteleyerek kendileriyle
mücadele ettiği Müslüman Çeçenleri gönül rahatlığıyla öldürebileceğine cevaz
verilmiştir.
FETÖ/PDY, dini bir cemaat olarak görüldüğü dönemlerde gayrimüslimlerle diyalog
köprüleri kurarken kendi dindaşı olan diğer Müslüman gruplarla bırakın bir
araya gelip diyalog köprüleri kurmaya çalışmasını bu ve benzeri pek çok örnekte
olduğu gibi onları olumsuz etkileyecek ve can evinden vuracak girişimlerde
bulunmuştur.
Örneğin, 28 Şubat süreci olarak bilinen dönemde ülkemizdeki dini camianın
önemli liderlerinden dönemin Başbakanı merhum Necmettin Erbakan’a sahip
çıkacağı yerde, “beceremediniz artık bırakın” çağrısında bulunarak 28 Şubat
post-modern darbesine açık destek vermiştir.
· Endoktrinasyon, insanın “ben”
duygusunu yok etmekle başlar. Kişinin benliği, kişiliği, şahsiyeti “ene”
söylemi üzerinden şeytanlaştırılarak yok edilir; onun yerine F.Gülen’in ve
örgütünün kabarık beni yerleşir.
Endoktrinasyon süreci tamamlandığında örgüte giren insan sadece kişiliğini
kaybetmez; aynı zamanda düşünme ve sorgulama yetisini, beraberinde de adalet,
acıma, merhamet ve şefkat duygusunu, hatta ahlaki duyarlılığını da yitirir.
Artık tek varlık nedeni örgüte hizmettir.
Hizmetin üç ayağı vardır:
Örgüt için durmadan çalışmak,
ona maddi kaynak temin etmek ve
ynı zamanda bir istihbarat elemanı gibi örgüte başkası veya olup biten hakkında
bilgi taşımak.
· F.Gülen örgütüne mensup mankurtlar Cengiz
Aymatov’un mankurtu gibi sade, yalın, düz, tek kişilikli robotik insanlar
değildir. Aksine çok kişilikli, çok suretli oynak bir yapıdadırlar.
En az iki tane yüzleri vardır.
Birisi herkese sahte gülücükler atan, gülümseyen, her kılıfa girebilen
“görünür” kişiliktir.
Diğeri ise çoğu zaman “ötekine” karşı nefret ve öfkeyle dolu, gerektiğinde
canavarlaşan, ölüm makinesine dönüşebilen, “abilerin” dümen suyunda ağdaki
balık gibi çırpınan, bin bir çeşit fücur ve fesatla dolu “gizli” kişiliktir.
Bu gizli kişilik, içinde birden fazla Haşhaşi hançeri barındırır. “Yukarı”dan
emir aldığında, alır bu hançeri, kol kola gezdiği, birlikte yiyip içtiği, uzun
süre beraber yaşadığı, gözünün içine baktığı, yüzüne güldüğü adamın yüreğine
saplar.
Tıpkı amirlerinin kafasına silah dayayan yaverler gibi…
·
Kısaca, Fetullahçı Terör Örgütü’ne mensup, ona tam tamına teslim olmuş
bir mankurt, insanı her an satmaya hazır kaypak, ilkesiz, kişiliksiz ve
omurgasız bir karaktere sahiptir.
Ona asla güvenilmez. Gösterdiği sıcak ilgi ve güler yüzün arkasında bin bir
hile, fesat ve fücur saklıdır.
Dış dünyasında güler yüz gösterirken, iç
dünyasında düşündüğü tek şey muhatabını tavlayıp örgütüne kazandırmak veya
farklı yollardan ondan yararlanmaktır.
· Fetullah Gülen hareketinin temeli
“2Y, 4H” formülüne dayanır. Y’ler Yalan
ve Yolsuzluğa işaret eder.
F.Gülen örgütünün en temel değeri yalandır. Her tür faaliyetlerine akla hayale
gelmez yalanlarla mistik bir boyut katarak insanları büyülerler. Örgüt üyeleri,
örgütün hasımlarına karşı her tür yalana, iftiraya ve kumpasa başvurmaktan asla
çekinmezler.
Yolsuzluğa
gelince: F. Gülen örgütü aynı zamanda para, mülk ve servet devşirme
mekanizmasıdır. Örgüt
mensupları kaynakları toplayıp sorumlu oldukları yere aktarmaktan başka bir şey
bilmezler. Bu kaynaklar tamamen kapalı devre bir sistem içinde kullanılır ve
değerlendirilir.
· Örgütün
yapısını oluşturan H’ler ise örgütün ;
“hizmet”, “hikmet”, “himmet” ve “hidayet” gibi dört ayak üzerine oturmuş
işleyiş felsefesine işaret eder.
Örgüt mensubunun beynine kazınan şey şudur: Kendini bütün varlığınla hizmete
adayacaksın, örgütle ilgili her şeyde bir hikmet göreceksin, örgüte daima
himmet toplayacaksın ve sonucunda da hidayete ereceksin! Bu mekanizmalar aynı
zamanda örgüt mensuplarının beyin yıkama araçlarıdır. Sorgulayıcı olmamalarının
temelinde bunlar yatar.
·
F.Gülen örgütünün mankurtlarını azgın kurtlara dönüştüren şey “para” ve
“iktidar” oldu. Bunlar kime selam verdilerse “burs” veya “himmet” adı altında
para kopardılar.
·
F.Gülen örgütünün militanları, 17-25 Aralık sonrasında para muslukları
kesilince, bin bir hile ve desiseyle kaptıkları iktidar koltuklarını kaybedince
veya daha da kaybedeceğini anlayınca aç kalmış azgın kurtlara dönüştüler.
· Dikkate
alınması gereken ve daha da önemli olan husus ise bizzat Vatikan’ın Fetullah
Gülen hareketiyle olan yakın ilişkisidir. Fetullahçı örgütün Papalıkla her zaman çok yakın
ilişki içinde olduğu bilinmektedir. Papaya sunduğu mektubunda Hristiyan din dilinde tanrı oğlu
İsa Mesih için kullanılan “Rab” kavramını özellikle kullanmaya da dikkat etmiş
ve bu çerçevede mektubun sonunda kendisini “Rabbin aciz kulu” şeklinde
tanımlamıştır.
Vatikan bu zihniyetteki bir yapıyı her
zaman kendisine müttefik olarak kabul etmiş ve bu nedenle bu örgüte ve
başındaki F. Gülen’e her tür desteği vermiştir.
ABD’de oturma izni için kendisine referans arayan Fetullah Gülen’e çeşitli CIA
mensupları ve diğer Hıristiyan din adamlarıyla birlikte Katolik kilisesinin
önde gelen figürlerinden Thomas Michel’in de referans olduğu bilinmektedir.
·
Papalığın 15
Temmuz darbe girişimi ve sonrasında büründüğü derin sessizliğin altında,
Fetullah Gülen örgütü gibi bir işbirlikçi yapının öncülüğüne soyunduğu darbe
girişiminin başarısızlığı karşısında duyulan hayal kırıklığı olsa gerektir.
Onlara göre bu darbe başarılı olsaydı ABD’li askeri analizci Ralph Peters’in
dediği gibi “İslamcılar kaybedecek onlar kazanacaktı”. Zira Batılı güç odakları
için darbeler kendi çıkar ve menfaatlerine hizmet ettiği sürece makbul ve
değerlidir.
·
Diyanet
İşleri Başkanlığı 3-4 Ağustos 2016 tarihlerinde Din Şurasını Ankara’da topladı
ve bu hain yapı ile ilgili ana başlıkları ile aşağıdaki kararları aldı.
1- FETÖ/PDY dini bir yapı olarak nitelendirilemez.
2- FETÖ/PDY nin liderine atfedilen sıfatlar İslam ile bağdaştırılamaz.
3- FETÖ/PDY açık bir din istismarı hareketidir.
4- FETÖ /PDY din kisvesi altında bir güç ve çıkar hareketidir.
5- FETÖ/PDY hareketi sahte bir mehdi hareketidir.
6- FETÖ/PDY nin dini bilgi
kaynakları şaibelidir.
7- FETÖ/PDY İslam ümmetinin vahdetini parçalayan bir tefrika hareketidir.
8- FETÖ/PDY içinde ahlak barındırmayan bir sır hareketidir.
9- FETÖ/PDY hareketi gayri ahlaki bir harekettir.
10- FETÖ/PDY dinlerarası diyalog
adına din mühendisliği yapan ve Kelime- Tevhidi parçalayan bir harekettir.
DİNLERARASI DİYALOG SAFSATASI, HAİN DARBE
GİRİŞİMİNİN NERESİNDEYDİ!
Dinlerarası Diyalog, bir Vatikan
projesidir.
“Diyalog” adlı misyonerlik faaliyetinin esas hedefi
Müslümanlar ve İslam ümmetidir.
Papa II. John Paul, şunu açıkladı,
yıllarca önce; “Dinlerarası
diyalog, kilisenin Hıristiyanlaştırma yani misyonerlik
faaliyetlerinin bir parçasıdır.”
21 – ORDU’DA YAPILANMA
·
TSK
‘ da emir komuta zinciri dışında bir darbe yapılacaksa bunun kilidi kuvvet
komutanlıklarının özellikle Kara Kuvvetleri Komutanlığının kurmay subay atama
şubesinin ele geçirilmesinden geçmektedir. Bu birime hâkim olursanız geleceği
şekillendirebilirsiniz. Sicili bozulmasın diye sizden olanları çalıştırırsınız
Yıldız haline getirirsiniz.
·
2010 yılındaki anayasa
değişikliği referandumu ile yargıyı büyük ölçüde ele geçirdiler. Ergenekon- Balyoz
– Kumpas dava süreçleriyle TSK nın yapısının, geleneklerinin motivasyonunun ve
toplum nazarındaki itibarının deformasyona uğratılması oldu.
· Türkiye’de kronik
terör sorunu vardır. Ortadoğu’nun bizim sosyolojimizde de uzantıları bulunan
fay hatlarında şiddetli kanlı depremler yaşanıyor. Milli iradeye itaatkâr ve
aynı zamanda emir-kumanda birliğine sahip güçlü bir orduya ihtiyacımız vardır. Uzun
vadede yepyeni bir ordu kurulmalı.
· Ordusu zedelenen
bir Türk devletinin bölgede ne kadar istikrar sağlayacağını düşünülmelidir.
· 15 Temmuz’dan
sonra Generallerin % 41 inin ordudan atıldığı bir TSK tablosu ile karşı
karşıyayız.
· Ordunun içerisine yerleşmiş ve sadakatini Türkiye Cumhuriyeti
Devleti ve Türk Ordusu'na değil, ABD'nin Pensilvanya eyaletinde yaşayan birine
bağlamış kişileri Türk askeri olarak tanımlamak mümkün değildir. Bunlar Ordu
içerisinden öncelikle temizlenmelidir.
22 – DEVLET YAPISI
·
Kırılganlık; OECD genel tanımına göre
devletin güvenlik, eğitim, sağlık, adalet gibi temel kamu hizmetlerini sunmakta
acziyet içinde olması durumudur.
· Başarısız Devlet; Kontrol, idare ve eylem
yeteneklerini kaybetmiş, toplumsal sözleşmesi bozulmuş çökmekte olan bir devlet
yapısıdır.
15 Temmuz ile varmak istedikleri Devlet
yapısı bu olsa gerek.
23 – NE YAPMALI
·
İktidar cenahında risk almayı, mücadeleyi ve daha fazla gayreti Recep Tayyip Erdoğan'a havale eden aktörlerin daha fazla risk alması, daha fazla gayret göstermesi gereken bir dönem ile karşı karşıyayız.
·
Herkes oturduğu makamın gereğini, sorumluluğunu daha fazla üstlenmek ve yeni dönemin ihtiyaçlarına uygun bir sistemin inşası için çok daha fazla çalışmak zorunda. İhmalin, ertelemenin, ağırdan almanın kabul edilemez olduğu bir dönem var
önümüzde.
·
Kendi makamını garanti görüp daha üst makamlar için hesap yapma döneminin kapandığını, mevcut konumda herkesin çok daha fazla gayret göstermesi gerektiğini herhalde herkes anlamış
durumda.
· Batı'dan korkarak Rusya'ya mesafe koyma, ABD'den çekinerek Asya'dan uzak
durma intihardır.
· Siyasi ve askeri bürokrasideki zihinsel körlük ülkemiz için en büyük
tehdit durumundadır.
· Büyük oyuncu
olmazsak küçüleceğiz ve bu küçülme de
bizi parçalayacak. Türkiye'nin,
Batı ekseninde rehin tutulacak kadar küçük ülke kalması tehlikelerin en
büyüğüdür.
·
ZORBALARDAN DEĞİL, ALLAH'TAN
KORKACAKSINIZ!
Zorbalardan değil, sadece Allah'tan medet umacaksınız!
Zorbaların, zalimlerin, insanlık ve hakikat düşmanlarının değil, yalnızca
Allah'ın ''Mevla''nız (dostunuz, sığınağınız, dayanağınız) olduğunu asla
unutmayacaksınız!
Allah'tan başkasını Mevla edinenlerin,
belâsını bulacağını iyi
bileceksiniz!
Bugün önünüzü açan küresel zorbaların, yarın, ipinizi çekmekten
çekinmeyeceklerini asla göz ardı etmeyeceksiniz!
·
TAKİYYE'YE DEĞİL, TAKVA'YA
SARILACAKSINIZ!
Takiyyeciliğin ikiyüzlülük;
Takva'nın ise ikiyüzlülükle yüzleşmek, ikiyüzlülüğü yenmek, yalnızca Allah'a
yönelmek olduğunu idrak edeceksiniz!
Takiyyeciliğin, insanın kimliğini, niyetini ve hedefini gizlediğini ama
sonunda, kişinin kalbini körleştireceğini, kişiliğini bitireceğini
bileceksiniz! Ve hem “takiyyenin anası” İran'a saldırıp hem de
takiyyecilik yapmaya kalkışmayacaksınız!
İhtirasın değil, ihlasın peşinde
koşturacaksınız!
Kendi ihtiraslarınız, kendi ''şebeke''nizin iktidarı için ülkeyi yangın yerine
çevirmeye, kaosun eşiğine sürüklemeye hakkınız olmadığını unutmayacaksınız!
· MÜSLÜMANLARA DEĞİL, ŞER GÜÇLERE TUZAK KURACAKSINIZ!
Bu ülkede ''ipler'' hâlâ bu ülkenin çocuklarının elinde değil. Türkiye, fiilen
teslim alınmadı ama zihnen teslim alındı; dışarıdan sömürgeleştirilemedi ama
içeriden sömürgeleştirildi ve yüzyıldır tarihten sürgün edildi.
Öte yandan İslâm dünyası kan ağlıyor. İslâm dünyası, iki asırdır,
Batılıların esareti altında yaşıyor: Batılılar insan haklarını, hukuku ve
vicdanı hiçe sayarak diktatörleri ve darbeleri destekliyor her yerde.
Türkiye'nin, bölgenin umudu olmaya
başladığı, ''altın vuruş''u
yapmaya hazırlandığı kritik bir zaman diliminde, mazlum ve masum halkların, çilekeş
Müslümanların umudunu söndürmeye kalkışmayacaksınız.
Şer güçlerin güçlerine güç, zulümlerine
zulüm katma cinayetine ortak olmayacaksınız.
Müslümanları arkadan vurmayacaksınız.
Müslümanlara da, ülkenizin kimsesiz insanlarına da ihanet etmeye ve
tuzak kurmaya kalkışmayacaksınız!
·
MEVZİLERİNİ YİTİRENLERİN MUVAZENELERİNİ
DE YİTİRECEKLERİNİ BİLECEKSİNİZ!
Yerinizi bileceksiniz: Zalimlerin yanında değil, mazlumların yanında
mevzileneceksiniz.
Mevzilerini yitirenlerin muvazenelerini / dengelerini de yitireceklerini ve
düşeceklerini bileceksiniz!
Mevziyi asla terk etmeyeceksiniz! Zaman mevzi'yi koruma zamanıdır.
Mevzi'nin,
küresel güçlerin hatlarını korumak değil, ülkemizin ve mazlum halkların
direniş, diriliş ve varoluş koridorlarını açmak olduğunu asla unutmayacaksınız.
· ARAÇLARI, AMAÇLARIN ÖNÜNE GEÇİRMEYECEKSİNİZ!
Araçları amaçların önüne geçirdiğiniz andan itibaren, amaçlarınızı da, yolunuzu
da, istikametinizi de yitireceğinizi unutmayacaksınız!
Araçları putlaştırdığınız zaman,
''amaca ulaşmak için her yol mubahtır'' .
Makyavelist ilkesizliğin bütün ilkelerinizi yerle bir edeceğini iyi bileceksiniz!
Başarıya değil, hakikate
odaklanacaksınız!
Ölçünüz, başarıya kilitlenmek değil, hakikatin izini sürmek
olacak!
Ayartıcı araçlara ve kışkırtıcı şer güçlere değil, Hakk'a ve Hakk'ın diriltici
hakikatine ve
rahmet elçisine boyun eğeceksiniz!
· ZALİMLERİN DEĞİL, MAZLUMLARIN ÇOCUKLARI İÇİN GÖZYAŞI
DÖKECEKSİNİZ!
Zira zalimlerin çocukları için döktüğünüz gözyaşının, yarın, mazlumların
çocuklarını önüne katarak silip süpürecek bir zulüm seline
dönüşeceğini, bu selin sizi de, bizi de boğacağını aslâ unutmayacaksınız.
Müslümanlar için beddua etmeyeceksiniz; dua edeceksiniz sadece!
Eğer ille de beddua edecekseniz, zalimler için, hakikat
düşmanları için, insanlık düşmanları için beddua edeceksiniz!
Müslümanların önünde takoz olmayacaksınız; hakikat
düşmanlarının, insanlık düşmanlarının önünde takoz olacaksınız!
· ”ŞEBEKE” BAYRAĞINI DEĞİL, ÜMMET BAYRAĞINI
DALGALANDIRACAKSINIZ!
Kör ve körleştirici bir ''şebeke'' bilinciyle değil, diriltici ve herkese ruh
üfleyici bütün cemaatleri
kardeş bilen ümmet bilinciyle hareket
edeceksiniz!
Ümmet bilinciyle hareket ettiğiniz zaman, cemaatin
cemadata / taşa dönüşmesini önleyebileceğinizi
bileceksiniz!
Kardeş olacaksınız, türdeş değil.
Kalbiniz, şebekenizin çocukları için değil, ümmetin masum ve mazlum çocukları
için atacak!
''Şebeke'' bayrağını değil, Ümmet bayrağını dalgalandırmaya bakacaksınız!
AÇIK OYNAYACAKSINIZ! KİRLİ OYUNLARA BAŞVURMAYACAKSINIZ!
Kirli oyunlara, kirli yöntemlere, kirli
ittifaklara başvurmayacaksınız!
İç ve dış şer şebekeleriyle karanlık ittifaklar kurarak Müslümanlar
için, ülkeniz için kirli oyunlar tezgâhlamayacaksınız!
Hangi güç odaklarıyla, ne tür ittifaklar içine girdiğinizi açıklayacaksınız!
· HAKİKATİ TESLİM ALMAYACAKSINIZ, HAKİKETE TESLİM OLMAYA
BAKACAKSINIZ!
Hakikatin çocuğu olmaya bakacaksınız!
Hakikati ''çocuğunuz'', ''oyuncağınız''
yapmaya, hakikatle oynamaya, hakikati oyuncağa çevirmeye kalkışmayacaksınız!
''Hakikat ben''im'', ''benim hakikatim tek hakikattir'' demeyeceksiniz.
Tıpkı Bediüzzaman gibi, ''Ben, hakikatin bende''siyim, hizmetçisiyim'', diyeceksiniz! Yoksa Hakk'ın
sillesini yemekten kurtulamayacağınızı aslâ unutmayacaksınız!
· SİLLE-TOKAT
YESENİZDE ÜLKENİZİ
TERKETMEYECEKSİNİZ!
''Hangi akla hizmet Şu Ülkede bu kişi!'' dedirtmeyeceksiniz!
Yabancı bir ülkede, İslâm düşmanlarının, hakikat ve insanlık düşmanlarının
ellerinde istedikleri zaman, istedikleri şekilde sizi kullanacaklarını
unutmayacaksınız!
Tıpkı Bediüzzaman
gibi, sille yiyecekseniz, tekme yiyeceksiniz ama asla ülkenizi terk etmeye yeltenmeyeceksiniz!
Mücadelenizi ülkenizde vereceksiniz! Eğer mücadelenizi başka bir ülkede vermeye
kalkışırsanız, bunun bedelini isteyeceklerini asla unutmayacaksınız!
Düşman bir ülkede bedel olarak sizden
izzetinizi satmanızı isteyeceklerini asla göz ardı etmeyeceksiniz!
İzzetinizi yitirdiğiniz zaman, hizmetin
hezimete dönüşeceğini iyi bileceksiniz!
24- TÜRKİYE VE RUSYA İLİŞKİLERİ;
Türkiye, batılı dostlarının (!) darbe girişimi sonrasında takındıkları
ikiyüzlü tavırları nedeniyle, batılı dostlarına bu coğrafyada yalnız olmadığını, yeni alternatifler
geliştirebileceğini göstermesi açısından Rusya ve Çin ile ilişkiler oldukça
önemli.
15 Temmuz hain Darbe girişimi
sonrasında Türkiye'yi adeta boğmak,
içine kapatmak ve krize sürüklemek isteyenlere inat, Türkiye'nin
dışarıya açılması ve tüm gücüyle dünyaya mesaj vermesi açısından önemli.
Türkiye'nin Rusya ile arasında yaşanan yakınlaşmayı anlamak için şu
hususları dikkate almak gerekmektedir;
1) Türkiye'nin dış politikadaki temel
önceliği "bağımlılık" tuzağına düşmemektir. Türkiye,
müttefiklerini artırmak, ancak hiçbir ortağına da bağımlı olmak istemiyor.
Bu ABD için geçerli olduğu gibi Rusya için de geçerli.
2) Bugün Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi iki
kutuplu bir dünyada yaşamıyoruz. Türkiye de "Ya ABD, ya Rusya"
dayatmasına muhatap bir ülke değil.
ABD ve Rusya’nın birçok konuda birlikte hareket edebilen iki küresel aktör
olduğu hiçbir zaman unutulmamalıdır.
Türkiye, kendi çıkarları gereğince ABD'ye bağımlı olmaksızın Rusya ile Çin ile
ilişkilerini doğrudan yürütmelidir.
3) ABD, Türkiye - Rusya geriliminin sürmesini,
aradaki ihtilafların kendi üzerinden çözüme kavuşturulmasını istemektedir.
4-) Türkiye - Rusya yakınlaşması her iki ülke ekonomisine de
son derece olumlu şekillerde yansıyacaktır.
25 – DARBE
· Darbe
dediğimiz olay askerin anayasayı çiğneyerek siyasal iktidara el koymasıdır.
·
"Darbe,
vatana ihanettir. Darbe, düşmana karşı güvencemiz olduğu için, halkının vergisi
ve sevgisiyle ayakta durabilen bir ordunun halkına hıyanetidir.
Darbe, halkın malını, canını ve namusunu emanet ettiği askerin tankını, topunu,
tüfeğini halkına çevirmesidir.
Darbe, içinde yaşadığı ülkeyi işgal etme, kendi halkını esir etme
girişimidir."
·
"Menderes 'Hürriyet istiyoruz'
sesleri altında, Erbakan 'Laiklik istiyoruz' sesleri altında devrilmişti.
12 Eylül 'Kutuplaşma/ kardeş kavgası
istemiyoruz' alt metniyle gerçekleştirilmişti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı devirmek
için bu üç argümanın hepsi birleştirilerek kullanıldı ve kullanılmaya devam
etmektedir.
·
Darbecilik potansiyelinin TSK de yapısal bir
sorun olduğu gerçeğini kabul etmemiz lazım.
·
Biz darbelerden darbe beğenenlerden değiliz.
27 Mayıs’ta ,
12 Mart’ta , 12 Eylül’de , 28 Şubat’ta , 27Nisan’da… Atatürk’ün adını kullanıp
halkını esir alanlara da karşıyız; dindar maskesi takıp 15 Temmuz’da Türkiye’ye
saldıran Fetullahçı cuntacılarada.
·
Darbeciler dış kamuoyunu hazırladılar ama
Türk milletine sirayet edemediler darbenin dış şartlarını hazırlayanlar Türkiye
toplumunun ferasetini hesaba katamadılar.
· Neo-Con çizgideki Michael Rubin, 21 Mart 2016'da
“American Enterprise Institute” (AEI) için kaleme aldığı yazısıyla “Türkiye'de yakın bir zamanda darbe
olabileceğine” dikkat
çekerken aslında “derin hesaba dâhil bir eleman olarak” işaret fişeği
patlatmıştı!
·
Seküler demokrasi kurallarına göre meşru bir
iktidarı kan dökerek devirmek üzere yapılan kalkışma isyandır. Bunu yapanlar da
asilerdir. Meşru olmamakla beraber emir ve komuta zinciri içinde asker bu işi
yapsaydı buna darbe denirdi. Demokrasilerde iktidar milletin serbest oyu ile değişeceğine
göre kural dışı yollardan bunu yapmaya kalkışmak meşru değildir. Ve bu hareket
cezasız kalmamalıdır.
·
27 Mayıs 1960 darbesinin mağduru olan Adnan
Menderes'in darbe konusunda hiçbir tecrübesi yoktu. Kendisini teslim almaya
gelen subaylara Eskişehir-Kütahya yolunda yakalandığında sorgusuz sualsiz
teslim oldu. Öylesine kibar, öylesine nazik biriydi ki, çıkarıldığı gayrimeşru
mahkeme önünde bile duruşma reisi olarak görevlendirilmiş olan ceberut kişiye
her defasında: “Reis beyefendi hazretleri…” diye hitap ediyordu.
·
12 Mart 1971 muhtırasına maruz kalan zamanın
Başbakanı Süleyman Demirel, muhtıra yayınlayan Genelkurmay Başkanı hakkında
soruşturma açtıracağına, kendisi Başbakanlık'tan istifa etme basiretsizliğini
gösterdi.
·
Süleyman Demirel aynı şekilde 12 Eylül hükümet
darbesinde de, sorgusuz sualsiz görevinden çekilmekle yetindi. Kendisine niçin
böyle kolayca teslim olduğu sorulduğunda da: “Ben askerle çatışmaya girmem”
cevabını verdi.
·
28 Şubat 1997 tarihinde dönemin Başbakanı
Necmettin Erbakan başkanlığında toplanan YAŞ toplantısında kendisine rağmen
alınan kararları imzalamayı reddetti. Ancak bu tutumu dört gün sürdü.
·
Darbenin
bilinen değişmeyen tek kuralı, başaramazsan bedelini ödersindir.
· Devrimler
ve askeri darbeler, ya toplumun bastırılması ya da zoraki benimsetilmesi
yöntemleriyle ve dönemsel kurgularla hayata geçirilmiştir. “Yoldan çıkmış toplumun devleti ele
geçirmesini” engelleme yöntemi olarak kullanılmıştır
· Darbeler, yukarıdan aşağıya
devletleşme sürecinin sigortaları olarak görülmüştür;Ne zaman ki, komünistler
ve siyasal İslamcılar kendi kimlik ve siyasetleri ile iktidar olmaya
çalıştılar, darbeler sigorta görevini yerine getirdi.
· Darbenin yenilmesinde hiç şüphesiz
ki halkın sokağa inmesi, medya teknolojisi ve demokratik polisin anayasal
rolüne sadık kalması etkili oldu.
·
ABD
yönetimleri geleneksel olarak darbe sonrası yönetimleri tanımadan önce dört
kıstasa bakar:
1- Darbecilerin ülke içinde kontrolü tamamen sağlayıp sağlamadıkları;
2- Darbecilerin ‘uluslararası anlaşmalarına sadık kalıp kalmayacakları’;
3- Darbecilerin Batı yanlısı olup olmamaları ve
4- Darbenin kanlı olup olmadığı.
26 – PARALEL DİN
İngilizler şunu çok iyi biliyor. Eğer Ehlisünnet
omurga çökertilirse, tonla paralel din icat edilir, böylelikle İslam dünyası
kolaylıkla parçalanır.
Paralel din tehlikesi sadece Türkiye’ye
özgü bir sorun değildir.
Bütün İslam dünyasının yüzyıl
boyunca kıran kırana boğuşacağı en hayati sorundur.
Sorunun paralel devlet tehlikesi
değil de paralel din tehlikesi olduğu gerçeğini göremezsek , gerçek sorunu
kavrayamaz , kalıcı , köklü ve uzun vadeli stratejiler geliştiremez ve sürekli
olarak içerden ve dışardan büyük saldırılarla karşı karşıya kalmaktan
kurtulamayız.
27- FETULLAH GÜLEN HAKKINDA
YAZILAN TEZLER
Hakkında 20 doktora ve yüksek lisans tezi bulunan FETÖ ile devletin
mücadele ettiği 17/25 Aralık 2013 sonrası 2’si “Doktora” 3’ü “Yüksek Lisans”
olmak üzere tam 5 adet tez üniversite ve YÖK tarafından kabul edilmiştir.
Bu hazırlanan Tezler ,Tez değil adeta propaganda
çalışmaları olmuştur.
İnternet üzerinden YÖK’ün Tez Merkezi’ne
baktığınızda 2015 yılında “Toplumsal Hareketlerde Yetişkin örneği: Gülen
Hareketi”;
2014 yılında da “Din, Modernlik ve Fethullah Gülen Hareketi” isimli doktora
tezleri verilmiş.
YÖK’te FETÖ hakkında 20 dolayında tez
bulunuyor ama bunların neredeyse tamamı propaganda metni gibi.
Hiçbirinde FETÖ iddalar ile ilgili
kıyaslamalar gibi bir araştırma yapılmamış. Zaten isimlerinden de belli.
Bazı örnekler :
M.Fethullah Gülen’in ruh tasavvuru (Yüksek
Lisans tezi-2013)
Fethullah Gülen’de sosyal ahlak tasavvuru
(Doktora tezi-2008) ¦ Gülen hareketi
Demokrasi, laiklik, dini ve kamusal alan
algılamaları (Yüksek Lisans Tezi-2007)
Fethullah Gülen’in devlet ve toplum anlayışı
(Yüksek Lisans Tezi-1999)
Türkiye’de dini cemaatler ve sivil toplum
arasındaki ilişkinin niteliği-Gülen cemaati örnek olayı (Doktora Tezi-1998)
Fethullah Gülen’in İslam ve demokrasi
üzerine düşünceleri (Yüksek Lisans Tezi-1997)
Özellikle
, 17/25 Aralık 2013 sonrasında , bir taraftan Devlet adına bu terör örgütü ve
yapılanması ile mücadele ediliyor ;
diğer taraftan başka bir Anayasal kuruluş olan YÖK sözde akademik çalışmaları
ve tezleri kabul edip , bir sürü unvan dağıtmış.
Bu tezler , bu tezlerde görev alan jüri konumundaki öğretim üyeleri gözden
geçirilip , bu akademik ünvanların iptali ve yeniden tez yazımı imkanının
sağlanması gereklidir diye düşünüyorum.
Tabii , bu tez sahipleri ve jüri üyeleri kaçmayıp , hala Türkiye’de
iseler.
28- BOZULAN EZBERLER
·
Türkiye’de milliyetçi-muhafazakâr kesim asker
karşısında süt dökmüş kedi gibi suspus olup teslim olur. Onlardan demokrasi ve özgürlük adına bir direniş
beklemek hayâldir.
·
Bir yönetim tarzı olarak
“demokrasi”, ancak ve ancak “laik” ve “çağdaş” yaşam biçimini benimsemiş orta
sınıfların omuzlarında yükselebilir.
· Kendisini “solcu ve/veya Atatürkçü”
olarak gören toplum kesimleri Türkiye’deki hiçbir askerî darbeye açıkça
direnmedikleri gibi, bunların kahir ekseriyeti 1960 darbesi ile 1997 post
modern darbesini can-ı gönülden desteklemişlerdir.
· İnanmış bir Müslüman için vatanını
iç ve dış işgale karşı korumak, adaletli olmak, zulme karşı çıkmak ve
yöneticilerin seçiminde sözüne kulak verilmesini talep etmek dinin en temel
esasları arasında yer almaktadır.
·
Türkiye’de demokrasi ve insan haklarının tahkim edilmesi ve hukuk
devletinin kurumsallaştırılması için, ülkemizin Batı ile geniş kapsamlı
ittifakını devam ettirmesi gerekir.
·
Batı medyası özgür ve çoğulcudur.
29-
SONSÖZ
·
15 Temmuz hain darbe girişiminin gerçek yüzü ve niyeti
, bu girişimde yer alanlar yargılanıp ağır bir şekilde cezalandırılmalıdırlar.
·
15 Temmuz şehitleri ve bunların aileleri unutulmamalı
,hatıraları yaşatılmalıdır.
·
FETÖ lideri Fetullah Gülen ve üst düzey yöneticileri ,
kaçaklarda dahil olmak üzere etkin bir çalışma ile her daim ihanet şebekesi oldukları
gündemde tutulmalıdır.
·
15 Temmuz sonrası geçen bir yıl iyice değerlendirilip,
Türkiye’nin sözde Batılı dost ülkelerinin kimin yanında oldukları gerçeği her
an zinde ve canlı tutulmalıdır.
·
Türkiye insanının inandığı ve güvendiği bir Lider
olursa olmazı olduracağının ispatı olan 15 Temmuz ders kitaplarında ders olarak
okutulmalı , Üniversitelerde tez olarak çalışmaların yapılması teşvik
edilmelidir.
·
Türkiye’nin üç tarafı denizlerle dört bir tarafı
düşmanlarla çevrili bir ülke olduğu gerçeği unutulmadan teyakkuz hali ve halkın
bilinçlendirilmesi çalışmalarının daima yapılması.
·
Devletin halka
en yakın yüzü olan Belediyeler , Kaymakamlıklar gibi kamu kuruluşları , STK
larla iş birliği yaparak 15 Temmuzda yapılmak istenenleri halkımıza
anlatmalarının teşviki.
·
15 Temmuzda Müslüman ve Din kavramı zedelenmiş olup bu
yanlış algının düzeltilmesi çalışmalarının yapılması.
·
15 Temmuzda ciddi ve sıkıntılı bir süreç yaşandı.Bu
bir gerçek. Ama 15 Temmuz ön plana çıkarılıp , sanki Çanakkale Zaferinden ,
Kurtuluş Savaşı zaferinden daha da önemli bir zafer olarak yanlış algı
oluşturabilecek tavır ve tutumlara karşı hassas olunmalı.
·
Son yüzyılın en büyük sosyal hareketlerinden ve en
önemlisi olarak Demokrasi Nöbetleri her türlü Demokrasi karşıtı girişimlere
karşı örnek bir direniş olarak tarihte yerini alacaktır.
·
Büyük toplumlar , büyük olayların toplumudur. Tıpkı
bizim insanımız gibi.Karanlık gecede , tehlikelerin ortasında ıyumak gaflettir.
Elhamdülillah milletimiz gaflet uykusuna esir olmadı.
·
Uyanmak bir haslettir , ancak uyanık kalmak , nöbetini
sonuna kadar uyanık tamamlamak , fazilettir.
·
Allah inşallah milletimizi bir daha böyle kötü ve
fitne dolu olaylarla imtihan etmez.
Bu Milletin sırtı yere gelir mi?