KUDÜS FATİHİ SELEHATTİN EYYUBİ 4 MART TARİHİNDE VEFAT ETTİ.
SELEHATTİN EYYUBİ
Selahaddin Yusuf bin
Eyyub (Arapça: صلاح الدين الأيوبي, tam adı: الملك الناصر ابو المظفّر صلاح الدين
يوسف ابن ايّوب; el-Melik
el-Nasır Ebu'l Muẓaffer Selahaddin Yusuf bin Necmeddin Eyyub, Kürtçe: سەلاحەدینی ئەییووبی/ Selahedînê Eyûbî;), (d. 1138, Tikrit –
ö. 4 Mart 1193, Şam),
Mısır ve Suriye sultanı, Eyyubi hanedanının kurucusu
olan hükümdar.
Hıttin Muharebesi ile 2 Ekim 1187'de Kudüs'ü Haçlı kuvvetlerinden alarak kentte 88 yıl süren Hıristiyan egemenliğine
son verdi, akabinde Hıristiyanların düzenledikleri III. Haçlı Seferi'ni etkisiz hale getirdi.
Soyu ve
ailesi
Selahaddin Eyyubi'ye (Kudüs
Fatihi / İngilizce: Conqueror of Jerusalem) tarih boyunca
farklı etnik kökenler atfedilmiş, çeşitli milletler mirasını sahiplenmişlerdir.
Yaygın görüş Selahaddin'in Kürt kökenli
olduğu yönündedir. Öyle ki,
El-Hazrecî'nin Eyyubileri ve Memlükleri anlatan eseri "Târihu
Devleti'l-Ekrâd ve’l-Etrak" (Türkçe: Kürd ve Türk Devletinin Tarihi)
ismini taşımaktadır (Mehmet Bayrak'a göre "ve’l-Etrak" kelimesi
sonradan eklenmiştir. Ayrıca İbn Haldun Mukaddime
eserinde Selahaddin Eyyubi'den şu şekilde bahsetmiştir: "Frenkler,
bu kiliseye tazirnde bulunur ve onun inşaası ile iftihar ederlerdi. Nihayet
Selahaddin Eyyubi el-Kurdi , Mısır ve Suriye mülküne müstakillen sahip
oldu". Son dönemde yeniden ağırlık gösteren diğer bir görüş ise
tarihçi İbn Haldun'un Mukaddime eserinde
belirttiği üzere Selahaddin Eyyubi'nin atalarının, Yemen'in Himyeri vilayeti eşrafından Hezbâniyye
Kürtlerinin Ravvadi aşretine mensup Araplardan olması ve
bu aşiretin Himyeri bölgesini
yüzyıllarca yönetmiş olan Devs hanedanına akraba
olmasıdır. Tarihçi Yakubî'nin bir kaydına göre de Revadî Kürtleri,
Revvâd b. El-Musanna el-Ezdî'den gelir ve bu şahıs da 758 yılında Basra'dan
Azerbaycan'a yerleştirilen Yemen Araplarındandır. Zeki Velidi
Togan da Eyyubîlerin önce Kürtleşmiş sonra da Türkleşmiş bir
cenubî Arap sülâlesinden
olduğunu desteklemiştir.
Selahaddin tanınmış bir ailede
dünyaya geldi. Doğduğu gece, babası Necmeddin
Eyyub ailesini de alarak Halep'e göçtü. Burada
Kuzey Suriye'nin güçlü Türk valisi İmadeddin Zengi'nin hizmetine girdi.
Dedesi Şadi, Bağdat şehrinin
valisi olan Bihruz'un yakın arkadaşı idi. Bihruz
nüfuzunu kullanarak Şadi'nin oğlu Necmeddin
Eyyub'un Tikrit'in kumandanlığına atanmasını sağlamıştır. Böylece Büyük Selçuklu sultanıMuhammed
Tapar Şadi'yi ailesiyle birlikte Tikrit civarına
yerleştirdi.
İmadeddin Zengi'nin ordusu 1131'de Karaca
el-Saki tarafından mağlup edildi ve Zengi, Tikrit'e sığındı. Selahaddin'in babası Necmeddin
Eyyub ve amcası Esedüddin Şirkuh (أسد
الدين شيركوه بن شاذي; Şirkuh:Farsça'da Dağ
Aslanı anlamındadır), Zengi'ye yardım etmiş ve Tikrit'te hapsedilen
Aziduddin el-Mustevfi'nin kaçmasını sağlamışlardır. Bunun üzerine Bihruz ile
araları açılmış, buna mukabil Musul ve Halep Atabeyi Zengilere yaklaşmışlardır.
Şirkuh'un bir Selçuklu yüksek memuru öldürme olayından sonra iki kardeş
Zengi'ye başvurmuş ve 1138'de görevinden alınan Necmeddin Eyyub ve ailesi
İmadeddin Zengi'nin hizmetine girmiştir.
Selahaddin'in annesi Selçukluların Harim (حارم) emiri Şihabeddin
Mahmud ibn Tokuş el-Harim'un kızkardeşidir. Şam
bölgesini yöneten Tutuş'un aksine, Tekeş ile ilgili bir olay, İbn-ul Esir
tarafından aktarılıyor.Kız kardeşi Sitti Şam (Zümrüt Hatun)
önce Hüsameddin
Muhammed bin Ömer bin Laçin'in babasıyla daha sonra Selahaddin'in
amcası Şirkuh'un oğlu Nasreddin Muhammed ile evlendirildi.
Kardeşlerinin isimleri Tacülmülk
Böri,Seyfülislam Tuğtekin,Melik Adil Ebu
Bekir ve Şahinşah'dır. Torunlarından 13.yy’da yaşayan Okçu
Yusuf, Selçuklu İmparatorluğu’nun okçu
kuvvetlerinin komutanı idi. Selçuklu Sultanı Alaaddîn
Keykubat’ın en güvendiği komutanlardan biriydi.
Büyük bir İslâm komutanı
olan Okçu Yusuf’un en dikkat çekici özelliklerinden biri, İslâm tarihinin büyük
komutanı Selahaddin Eyyubi’nin torunu olmasıdır. Aynı Zamanda ipek yolu'nun
koruyuculuğunu yapmaktaydı.
Çocukluğu ve
eğitimi
İmadeddin Zengi'nin, babası Necmeddin Eyyub'u
vali olarak atadığı Baalbek ve Şam'da büyüyen
Selahaddin, ayrıcalıklı bir çocukluk geçirmedi. İyi bir tahsil aldı. Askeri
eğitimden ziyade dini derslere de meraklıydı. Sanatla ve ilimle uğraşırdı.
Selahaddin'in biyografisini yazan El-Wahrani Onun Öklid
Geometrisi, astronomi, matematik ve
aritmatik konularında uzman olduğunu belirtir. Mantık, felsefe, sosyoloji, fıkıh (İslam
hukuku) ve tarih öğrendi,
Şam'daki Dar'ul-Hadis'den (Hadis
Üniversitesi) mezun oldu.
Erken hizmet
dönemi
Yirmi altı yaşındayken amcası tarafından eğitilmek
üzere kendi hizmetine alındı. Mısır'ın güçlü aşiretlerinden Banu Ruzzaiklerin
ele geçirilmesinde Fatımi halifesinin yanında savaştı. Daha sonra Haçlı
ordusunun elinde bulunan Mısır'daki Bilbeis şehrinin ele geçirilmesinde görev
aldı. Bilbeis'in ele geçirilmesinden sonra karşılaştıkları Haçlı ordusuna karşı
amcasının ordusunun sol kanadını oluşturan süvari birlikleri ile elde ettiği
başarılar sayesinde kendini gösterdi. Savaşın sonunda haçlı kumandanı
"Kayserili Hugh" (Hugh of Caesarea) Selahhaddin'in birliğine
saldırdığı esnada esir düştü. Savaşın sonunda Selahaddin ve amcası Şirkuh
İskenderiye'ye geçtiler. Burada kendilerine halife tarafından para, asker ve
bir kale verildi. Kaleye saldıran Mısır haçlıları Şirkuh'un birliklerini
dağıtmayı başardılar fakat Selahaddin'in birlikleri kalenin düşmesine engel
oldu.
Haçlılarla
mücadelesi
Mısır
Seferleri
Selahaddin'in
Mısır'daki savaşları.
I. Haçlı Seferi sonucunda kurulan Kudüs Krallığı; gözünü Mısır'a
dikmişti. Zamanda Mısır'ın alınabilmesi için çok elverişliydi. O günkü mısır'daki Fatımiler devletinin
iç siyaseti karışıklıklar içindeydi. Mısır veziri Şaver, bir saray
darbesi sonucu rakibi olan diğer vezir Dırgam'a yenilip vezirlikten
olunca gizlice Şam'a, Nureddin Mahmud Zengi'nin yanına gitti ve
yardım istedi (1164). Nureddin Zengi bu olayı fırsat bilerek İslam dünyasındaki
iki başlılık problemini halledebileceğini ve Müslümanlar'ı tekrar tek çatı altında
birleştirip Haçlılar'la mücadele konusunda güçleneceğini hesaplayarak Şaver'e
olumlu yanıt vermiştir.
·
Birinci Mısır Seferi
Sultan Nureddin, Mısır'da Şaver'e yardım etme görevini
Esedüddin Şirkuh'a verdi. Şirkuh bu görevi; kardeşinin oğlu Selahaddin'i
yanında götürmek karşılığında kabul etti. Eyyub'un oğlu Selahaddin ise,
inzivaya çekilmekten ve ilim meclislerinde bulunmaktan büyük bir zevk duyardı.
Bu yüzden savaşa gitme tekliflerini bin bir ricayla kabul etti. Ardından Şirkuh
ve askerlerle yola çıktı. Selahaddin'in askeri hayatı bu noktada, amcası
Esedüddin Şirkuh’un hizmetine girmesiyle başladı. Bu arada Mısır'da işler iyiden
iyiye karışmıştı. Şaver, rakibi Dırgam'ı mağlup etmeyi başarmıştı ve Sultan
Nureddin'den gelecek desteğe ihtiyacı kalmamıştı. Sultan Nureddin'e bağlı
askerlerin müdahalesinden korkan Şaver, cizye karşılığında Kudüs Krallığı'ndan
yardım istedi ve deniz yoluyla bir Haçlı ordusu, kendisine yardım için
gönderildi. Haçlı ve Mısır ordusu, Afrika ile Asya'nın birleştiği noktada
buluştular ve savunmaya geçtiler. Bu durum karşısında çok şaşıran Selahaddin ve
Şirkuh, yanlarındaki az bir kuvvetle ne yapacaklarını bilemediler. Daha sonra
Selahaddin, ordunun komutasını ele aldı ve Sultan Nureddin'den gelecek yardımı
bekleme fikrini beyan etti. Ardında ustaca bir manevrayla Belbis kalesini
ele geçirdi. Beriden Sultan Nureddin ise, Selahaddin ve Şirkuh'a doğrudan
yardım yerine Haçlı topraklarına yürüyürek onları geri çekilmeye zorladı. Bu
yüzden çekilen müttefiklerinden ümidi kesen Şaver, Sultan Nureddin'in hücum
etmesinden korkarak Şirkuh'un ordusuyla sulha mecbur oldu. Selahaddin, sulh
şarlarını bizzat kendi tesbit etti. Sulh yapıldıktan sonra Şam'a dönen
Selahaddin, can dostu olarak gördüğü ilim ve irfan sohbetlerine yeniden
katılmaya başladı. Bu seferle beraber Selahaddin, askeri alanda ilk maharetini
gösterdi.[39] Önceleri
Selahaddin bir ilim adamı olmak istiyordu, yönetici olmak gibi bir niyeti
yoktu. Nureddin Mahmud, Selahaddin'in bütün karşı çıkmalarına rağmen askeri
sahada Selahaddin'den faydalanmak istemişti.
·
İkinci Mısır Seferi
Sultan Nureddin, Şirkuh'un ifadelerinden Mısır'ın
fethinin kolay olacağını anlamıştı ve bu yüzden Şirkuh'u bir kez daha Mısır
üzerine gönderdi. Şirkuh, Selahaddin'in yeniden kendisiyle gelmesi şartıyla
bunu kabul etti. Çoğu kişinin ricasını reddeden Selahaddin, Sultan Nureddin'in
ricasına dayanamayarak sefere çıktı.
Sultan Nureddin'e bağlı bir ordunun üstüne geldiğini
duyan Şaver, cizye vaadiyle Haçlılar'dan yardım istedi. Kudüs'ten hareket eden
Haçlı ordusu, Asya ile Afrika'nın birleştiği yerde Şaver ve ordusuyla buluştu.
Bunların toplam sayısı 30.000'e baliğ oluyordu. Şirkuh ve Selahaddin'in
yanındaysa 2.000 asker vardı. Selahaddin, ordunun kumandasını eline aldı ve
kısa bir sürede Sina Çölü'nü aştılar. Kendilerinin 15 misli olan
düşmalarını mağlup etmeyi başardılar ve İskenderiye'ye
gelip bu kaleyi ele geçirdiler. Çok kısa bir sürede kale halkının muhabettini
kazanan Selahaddin, canları pahasınada olsun bu halkın, kendisiyle savaşacağını
anladı. İskenderiye'nin düştüğü haberini alan, Mısırlılar ve Haçlılar, önceki
mağlubiyetin etkisinden çıkıp İskenderiye üzerine yürüdüler. İskenderiye çok
önemli bir mevkiydi ve doğu ile batının ticaret merkeziydi.
Şirkuh ve bazı askerler, şehir dışında mühim bir
mevkiyi tutarak Sultan Nureddin'den gelecek yardımı beklemeye koyuldular.
Selahaddin ve yanındakilerse şehri müdafaaya koyuldular. Selahaddin, kaleyi üç
ay boyunca başarıyla savundu. Fakat Haçlılar'a desteğe gelen bir Rum donanmasının
deniz yolunu kesmesi sebebiyle umduğu yardımı bulamayan Şirkuh, zaten erzak
sıkıntısı çeken kalenin kurtarılmasını mümkün görmeyerek hiç olmazsa
maiyetindeki askerleri selamete çıkarmak düşüncesiyle tuttuğu mevkiyi bıraktı
ve çekilmeye başladı. Selahaddin, Şirkuh ve askerlerinin gitmesinden sonra sulh
istemekten başka çare bulamadı. Sulh şartı olarak askerleri ve silahlarıyla
beraber Suriye'ye dönmeyi istiyordu. Sulh yapıldıktan sonra Selahaddin ve
askerleri kaleden çıktılar. Kudüs kralı, büyük bir ordu beklerken 100 kadar
yaralı askerin kaleden çıktığını görünce çok şaşırdı. Zaten böyle
kahramanlıklara hayran olan Kudüs kralı, üç gün süreyle Selahaddin ve
askerlerini ordugahında misafir etti. Selahaddin, bu üç gün içinde
Hristiyanlar'ın ordu tertibatına ve Hristiyan kumandanlar arasındaki
çekişmelere vakıf oldu. Bu bilgiler ilerideki mücadelelerde çok işine
yarayacaktı. Misafirlikten sonra Suriye'ye dönen Selahaddin, kendini tekrar
ilim ve irfan sohbetlerine verdi.
·
Üçüncu Mısır Seferi
Yardıma gittiği Fatımi hükümetinin aciziyetini gören
Kudüs kralı, savaş ilanına daha lüzum görmeyerek sınırı geçti ve Kahire
civarına kadar geldi. Bunun üzerine Sultan Nureddin'e mektuplar gönderen Fatımi
halifesi, yardım talep ediyordu. Sultan Nureddin bu talebi kabul etti ve Şirkuh'u
yeniden Mısır üzerine gönderdi. Selahaddin'de bin bir rica ile üçüncü sefere
gitmeyi kabul etti. Selahaddin, adeti olduğu üzere büyük bir süratle emrindeki
öncü kuvvetlerle önüne tesadüf eden tüm düşman birliklerini perişan etti ve
Şirkuh ile esas ordunun, kılıç çekmesine dahi lüzum kalmadan Kahire civarına
kadar gelmelerini temin etti. Şaver'in cizye vaadi ve laf kalabalığıyla
oyaladığı Haçlı ordusu, bu hücumu haber alır almaz dağılıp firar etti.
Kudüs kralının geri dönmesinden sonra Sultan Nureddin'e
bağlı kumandanların varlığından hoşnut olmayan Şaver, bir ziyafet tertib edip
hepsini ortadan kaldırmaya karar verdi. Şaver'in bu teşebbüsünü öğrenen Şirkuh
büyük ıstıraplara düştü. Selahaddin ise Şaver'den önce davranıp çölde bir
ziyafet düzenledi ve ziyafete Şaver'i de davet etti. Ziyafet mahaline yaklaşan
Şaver'i karşılamak için yanına giden Selahaddin, yanındaki muhafızlardan
çekinmeksizin Şaver'i kolundan tutup çekti ve atından düşürdü. Hadiseyi gören
dalkavuklar derhal dağıldı. Zaten Şaver'in iktidar mücadelelerinden bıkmış olan
Fatımi halifesi, Şaver'i ortadan kaldırmak için fırsat kolluyordu. Bu olayı
duyunca Şaver'i idam ettirdi ve boşalan vezirlik makamına, Sultan Nureddin'den
korktuğu için Şirkuh'u getirdi. Fakat bir-iki ay sonra Şirkuh vefat etti.
Eyyubi
Devleti'nin kurulması
Kudüs'ün
fethinden sonra Eyyubilerin sınırları.
1171'de Mısır'da Şii Fatımi halifeliğine
son vererek Sünniliğe dönüldüğünü ve Bağdat'taki Abbasi halifeliğine
bağlılığını ilan eden Salaheddin Eyyubi böylece Mısır’ın tek yöneticisi
durumuna geldi. Böylece İslam dünyasındaki iki başlılık son bulmuş ve biri Bağdat'ta,
biri de Mısır'da olmak üzere mevcut olan iki halifeli yapı değiştirilmiş oldu.
Artık İslam dünyasında tek bir halife vardı. Bu olay müslümanların haçlılara
karşı birleşmesinde tarihi dönemeçlerden birisi olmuştur.
Selahaddin Nureddin Mahmud Zengi’ye hayatı boyunca
bağlı kaldı, fakat Nureddin'in 1174 yılında vefat etmesiyle durum değişti.
Selahaddin, Nureddin'in dul eşi İsmedüddin Hatun ile evlendi. Fakat Nureddin'in
yerine geçen oğlu İsmail, Selahaddin'i tanımadı ve işbirliğine yanaşmadı.
Mısır’daki zengin tarım topraklarını mali dayanak olarak kullanan
Selahaddin, Nureddin’in çocuk yaştaki oğlu adına naiplik talebinde
bulunmak üzere küçük, ama çok disiplinli bir orduyla Suriye’ye
hareket etti. Ama çok geçmeden bu talebinden vazgeçti.
1177 yılındaki Montgisard Muharebesinde Kudüs kralı IV. Baodouin'e yenildi.
1186’ya değin Suriye,
Kuzey Mezopotamya, Filistin ve Mısır’daki
tüm Müslüman topraklarını kendi bayrağı altında birleştirmeye
girişti ve İslam birliğini tekrar kurdu. Zamanla sahtekarlık, ahlaksızlık ve
gaddarlıktan uzak, cömert, erdemli, ama kararlı bir hükümdar olarak
ünlendi. O zamana değin iç çekişmeler ve yoğun rekabet yüzünden Haçlılara
direnmede güçlük çekenMüslümanların maddi ve manevi açıdan güçlenmelerini
sağladı.
Hıttin
Savaşı
Selahaddin, yeni ya da gelişmiş askeri teknikler
kullanmak yerine, çok sayıdaki düzensiz kuvvetleri birleştirip disiplin altına
alarak askeri güç
dengesini de kendi lehine çevirmeyi başardı. 1187’de bütün gücüyle, Latin Haçlı
krallıklarına yöneldi. Bu arada Kudüs Kralı ölmüş yerine Lüzinyanlı Guy geçmişti.
Selahaddin, Kudüs kralını ve ordusunu Kuzey Filistin’de Tiberya yakınlarında
Hıttin'e kadar getirmeyi başardı. Hıttin kuyularıyla ünlü bir yerdi. Selahaddin
çok önceden kuyuları tutmuştu, böylece haçlılara bir damla su bırakmadı.
Kudüs ordusu günlerce süren yürüyüşten sonra 4 Temmuz
1187’de tükenmiş ve susuzluktan bitkin düşmüş bir halde Selahaddin ile
karşılaştı, İslam ordusu çoktan kuyuları tutmuş ve hiçbirini bırakmak gibi bir
niyeti de yoktu. Bu noktadan sonra geri dönemediler ve Selahaddin'in karşısına
çıkmak zorunda kaldılar. Hıttin Muharebesi'nde Selahaddin, Kudus
Kralı Lüzinyanlı Guy komutasindaki Haçlı
ordusunu yenmeyi başardı.
Haçlıların verdiği kayıpların büyüklüğü
Müslümanların Kudüs Krallığı’nın neredeyse tümünü ele
geçirmesini sağladı. Akka, Betrun, Beyrut,
Sayda, Nasıra, Gaman, Caesarea, Nablus,
Yafa ve Aşkelon üç ay içinde düştü.
Salaheddin Haçlılara en büyük darbesini ise 88 yıl
Frankların elinde kalan Kudüs’ü 2 Ekim 1187’de teslim alarak indirdi.
Üçüncü Haçlı
seferi
Selahaddin’in başarısına düşen tek gölge Sur’un
ele geçirilmemesiydi. 1189’da Haçlı işgali altında yalnızca üç kent kalmış, ama
sağ kalan dağınık Hristiyanlar zorlu bir kıyı kalesi olan Sur’da toplanarak
Latin karşı saldırısının çıkış noktasını oluşturmuşlardı.
Kudüs’ün düşmesiyle derinden sarsılan Batılılar yeni
bir Haçlı seferi çağrısında bulundu. III. Haçlı Seferi çok sayıda büyük soylu
ve ünlü şövalyenin yanı sıra, üç ülkenin krallarını da savaş alanına çekti.
III. Haçlı Seferi uzun ve tüketici oldu.
İngiltere Kralı I. Richard ("Aslan Yürekli"
Richard) hiçbir sonuca ulaşamadı. Haçlılar Doğu Akdeniz’de
ancak güvensiz bir toprak parçasına tutunabildiler. Kral Richard Ekim 1192’de
dönüş için yelken açtığında savaş sona ermişti.
