3 Aralık 2016 Cumartesi

İYİ BİR MÜMİN OLMANIN ÖZELLİKLERİ;

50 ayete dayalı 50 özellik..

Bunlar Kopenhag kriterleri değil, Rabbimizin bize vahyettiği, elest bezminde kabul ettiğimiz kriterler.

Her biri iki puandan 100 puan eder. İsterseniz hepimiz bu konularda kendimize not verelim ve bakalım ne çıkacak.

Evet, mü’min’lerin Kur’an da geçen 50 özelliği:

1. Allah’ın adı anıldığında kalpleri ürperirler. / Enfal-2

2. Allah’a asla şirk koşmazlar. / Furkan-68

3. Namuslarını (ırzlarını) korurlar. / Furkan-68

4. (Hiçbir türlü) zinaya asla yaklaşmazlar.  / Mü’minun -5

5. Namazlarını huşu içinde ve doğru olarak kılarlar.  / Mü’minun 2,9

6. Anne ve babalarına “öf” bile demezler.  / İsra-23

7. Boş şeylerden tümüyle yüz çevirirler. / Mü’minun -3

8. Mallarıyla ve canlarıyla cihad ederler. / Tevbe-5

9. Asla zanda bulunmazlar. / Casiye -24

10. Cahillerle asla tartışmazlar. / Furkan-63

11. Kınayıcının kınamasından korkmazlar. / Maide-54

12. Asla yalan söylemezler. / Mü’minun-8

13. Emanetlerine ihanet etmezler. / Bakara-177

14. Söz verdiklerinde sözünde dururlar. / Bakara-177

15. Zekâtlarını hakkıyla verirler. / Bakara-177

16. Yetimin hakkını asla yemezler. / Nisa-2

17. Yolda kalmışlara yardım ederler. Bakara-177

18. Kafirlere karşı sert, birbirlerine karşı merhametlidir. / Fetih-29

19. İnsanların kusurlarını affederler. / Al-i İmran-135

20. Yalnızca Allah’a dayanıp güvenirler. / Tevbe-20

21. Kâfirler ile Allah yolunda savaşırlar. A.imran-28

22. Darlıkta da bollukta da infak ederler. A.İmran-133

23. Kızdıkları zaman öfkelerini yenerler. A.İmran-133

24. Başkalarının ilahlarına sövmezler. En’am-108

25. Haksız yere bir cana kıymazlar. / En’am-151

26. Allah’ın ayetlerini az bir pahaya satmazlar. / Al-i İmran-199

27. Hakkı bile bile gizlemezler. / Bakara-44

28. İnananlara ‘sen mü’min değilsin’ demezler. / Nisa-94

29. Rasullerden hiçbirini birinden ayırt etmezler. / Bakara-136

30. Yeryüzünde alçak gönüllü olarak yürürler. / Furkan-63

31. Ölçüyü ve tartıyı doğru olarak yaparlar. / En’am-52

32. Helal ve temiz olan şeylerden yerler. / Bakara-168

33. Asla yalan şahitlik yapmazlar. / Furkan-72

34. Dillerini eğip bükerek (geveliyerek) konuşmazlar. / Nisa-135

35. İnsanlar arasında adaletle hükmederler. / En’am-151

36. Yoksulluk yüzünden evlatlarını öldürmezler. / En’am-151

37. Yeminlerini hiçbir zaman bozmazlar. / Nahl-91

38. Adaklarını yerine getirirler. / İnsan-7

39. Allah’ın ahdini yerine getirirler, anlaşmayı bozmazlar. / Ra’d-20

40. Yakınlarına (akrabalarına) yardım ederler.  / Bakara-177

41. Yolda kalmışlara ve hastalara yardım ederler. / Bakara-177

42. Yoksullara ve esir düşenlere yardım ederler. / Bakara-177

43. Zorda, darda ve savaş anlarında sabrederler. / Bakara-177

44. Verilen rızıktan yerli yerince harcarlar. / Enfal-3

45. Geceleri az uyurlar. / Zariyat-17

46. O gün yüzlerindeki secde izi ile tanınırlar. / Fetih-29

47. İnsanlara iyiyi emreder, kötülükten de alıkorlar. / Enfal-71

48. Açıklanınca hoşlarına gitmeyecek şeyleri sormazlar. / Maide-101

49. Yapacakları işlerde kendi aralarında danışırlar. / Şûra-38

50. Gerçekten felaha kavuşanlardır. / Mü’minun-1

Rabbim bizleri bu özellikler ile mücehhez kılsın. Ahirette felaha erenlerden eylesin... Âmin.

Kaynak:
KUR'AN-I KERİM

Selâm ve dua ile

12 Kasım 2016 Cumartesi

DİKKAT!
ÖNEMLİDİR!
13. KASIM PAZAR GÜNÜ BULGARİSTAN'DA CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ OLACAKTIR.
TÜM BULGARISTAN VATANDASLARI BULGARISTAN CUMHURIYETI CUMHURBASKANLIGI SECIMLERINE DAVETLISINIZ...
Istanbulda Bulgaristan Konsoloslugu yanı sıra altta yer alan Secim Sandiklarinda da Oy kullanilabilir.                                                                
1. İstanbul - Kartal Secim Sandigi Salih Tüzün İlköğretim Okulu Yalniz Selvi Cad. Çam Ağacı Sok. No: 4 Ortamahalle Soğanlık Kartal.                  
 2. İstanbul-Bağcılar Secim Sandığı  Güneşli İlköğretim Okulu Kocaman Cad. No:7 Bağcılar Güneşli İstanbul.    
  3. İstanbul - Basaksehir Secim Sandığı Prof. Ahat Andican İlköğretim Okulu Selçuklu Cad. No:1 Başak. Basaksehir.                                                                        
4. İstanbul-Esenyurt Secim Sandığı Nuzhet Usta Biligcan İlköğretim Okulu Küçükayazma Cad. No:62 Istiklal  Kıraç Esenyurt.                                                  
5. İstanbul-Avcılar Seçim Sandığı  Endüstri Lisesi E5 Karayolu Avcilar Merkez.                                                               6. İstanbul-Bayrampaşa Secim Sandığı Cevatpasa İlköğretim Okulu Milliyet Cad. No:93 Cevatpasa Bayrampasa
BULGARİSTAN CUMHURBAŞKANLIĞI  SEÇİMLERİNİN BULGASTANDA YAŞAYAN SOYDAŞLARIMIZA HAYIRLI SONUÇLAR GETİRMESİNİ DİLİYORUM.

24 Ekim 2016 Pazartesi


VEFA ÜZERİNE BİR KAÇ SÖZ...
Tarih ; 21 Ekim 2016.
Yer ; Ak Parti Gaziosmanpaşa İlçe Başkanlığı.
Gaziosmanpaşa İlçe Başkanı Sayın Şahin Pirdal başkanımızın daveti üzerine ilçe merkezinde yapılan istişari toplantıya katıldık.
Ak Parti'nin kuruluşunda ,2001 yılında Kurucu Genel Başkanımız ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın Gaziosmanpaşa 'daki yol arkadaşları, Gaziosmanpaşa Kurucu üyesi olan arkadaşlarımız ve 1. Kongre döneminde görev alan arkadaşlarımızın katıldığı bu anlamlı toplantıda tabir caizse hatıralarımızı tazeledik. Toplantıya katılan arkadaşlarımız duygu, düşünce , dilek ve temennilerini dile getirdiler.
15 Temmuz gibi hain , alçak , bir darbe teşebbüsü ve saldırısı sonrasında bu tür buluşmanın birlik, beraberlik ve kenetlenme için faydalı olacağına inanıyorum.
Vefa Güzelliktir,
Vefa Fedakarlıktır,
Vefa Paylaşmadır,
Vefa, Her şeydir.
Vefa demek ; " ben neden aranmadım " demek değildir ve olmamalıdır. Dün bulunduğun yeri ,hizmet ettiğiniz kurumu, dostları aranmadan , aranmayı beklemeden aramakta Vefa değil midir ?
En vefakar dostumuz gölgemizdir. Ama unutmayın ki ; o da yoldaşlık etmek için güneşli havayı bekler.
 Güzel bir Vefa örneği ile Gaziosmanpaşa kurucularını bir arada toplayan , onları dinleyen İlçe Başkanı Sayın Şahin Pirdal başkanımıza tekrar teşekkür ediyorum.
Kimseden Vefa görmesem de , Vefa göstermeye devam edeceğim diyen Hz. Ali 'yi örnek almamız gerektiğini ifade ediyorum.
Geçmişle gelecek arasında köprü kuracak bu tür çalışmaların önemine inanıyorum ve devamını diliyorum.
Bu vesile ile İlçe Teşkilatında görev yaptığımız ve aramızda olmayan merhum yol arkadaşlarımızı ;
Şehit Mustafa Yeşil'i,
Hasan Balaban'ı
Şenel Güvercin'i
Safiye Kafdağlı'yı,
Cemal Han 'ı rahmetle anıyorum.
Selam ve Dua ile.
24.10.2016


23 Ekim 2016 Pazar




Büyük , Dev Ülke Çin.
2016 yılının Ekim ayının ilk haftasını Çin Halk Cumhuriyeti'nde geçirme imkanı buldum.
Gençlik yıllarımızda Komünizm'in Mao'cu grubunun özlem duyulan ülkesi Kızıl Çin.
Gördüğüm kadarıyla sadece Çin Devletini yöneten partinin adı Komünist Partisi .
Çin'de Komünizm yerine Faşizm-Kapitalizm karışımı bir sisteme bırakmış.
Dünyanın en kalabalık ve karmaşık ülkesi ve bu ülkenin büyüklüğünden kaynaklanan karmaşa ve kalabalık şehirlere kadar sirayet etmiş durumda.
         Çin'de 34 Eyalet,333 il,2862 ilçe,41636 belde , 80717 mahalle, 623669 köy bulunmaktaymış.(1)
34 Eyalet , 23 eyalet, 5 özerk bölge, 4 belediye yönetimi ve 2 özel idari bölge olarak tasnif edilmiştir.
Eyaletler ; Anhui,Fujian,Gansu,Guandong,Guizhou,Hainan,Hebei,Heilongjiang,Henan,Hubei,Hunan,Jiangsu,Jiangxi, Jilin , Liaoning, Qinghai, Şensi, Shandong, Şansi, Sichuan, Yunanan, Zhejiang ve ayrıca Tayvan'ı da kendi eyaletleri olarak görmektedirler.
Özerk Bölgeler ;
Guangxi , iç Moğolistan ,Ningxia ,Tibet , Sincan Uygur.
Belediyeler ;
Pekin, chongging,Şanghay,Tianjin.
Özel İdari Bölgeler ;
Hong-Kong , Makao...
Çin'de 55 farklı etnik grubun yaşadığı bilinmektedir. Çin'li Müslümanlara HUİ denilmektedir.
Çin nüfusunun % 2 si Müslümanlardan oluşmaktadır. Halkın çoğunluğu Taoizm ve Budizm'e inanmaktadır.
Büyük, devasa binalar ile Çin geleneklerinden hızla uzaklaşmakta ve yüksek katlı binalar ile Amerika özentisi yapılarda kendini göstermektedir.
Resimlerde görülen bilindik geleneksel Çin mimari yapısını gösteren binalar yerini hızla Avrupai mimari eserleri binalara bırakmaya başlamıştır. Gezebildiğimiz 5 adet şehirde bunları gözlemleme imkanı bulduk.
Şehirlerde geleneksel Çin mimari yapısı özellikli binaları küsmende olsa korumaya almışlar, buraları turistik bölge olarak muhafaza etmeye başlamışlar. Ne yazık ki iş işten geçmiş.
Eski binaların olunduğu mahallelere Old City (eski şehir) adı verilmiş ve bu şehirler turistik ve tanıtım amaçlı korunmaya alınmıştır.
Çin'de hayat zor ve pahalı. İstenilen her keseye uygun malları bulmak mümkün olup ucuz ve kalitesiz malları sadece semt pazarları ve dar gelirlilerin yaşadığı semtlerde bulabilirsiniz.
ÇİN seyahati Çin'e ait olan bakışımı ve algımı değiştirdi diyebilirim.
Yeni yapılan binalar ve yeni yerleşim yerlerine ait cadde ve sokaklar oldukça geniş olup teknolojik aletlerle şehir donatılmıştır.
Trafik ceza ve uygulamaları çok ağır olan Çin'de araç kullanmak sabır ve beceri işi.Çünkü Çinliler iyi araba kullanamıyorlar.
Bulunduğum şehirler düz yerleşim birimleri olduğu için Bisiklet ve motorsiklet kullanımı oldukça yaygın.
Nasıl ki her keseye ve zevke uygun alışveriş imkanı varsa, her damak tadına uygun gıda ve yiyecekleri bulabilirsiniz.
Müslüman ve Türk lokanlatalarında helal gıda sorunu yaşamazsınız. Sadece deniz ürünlerinin olduğu lokantalarda da her türlü balık yiyebilirsiniz.
Çin BM de sözü olan 5 daimi üyeden biri olarak, gerek nüfusu,gerek son yıllardaki ekonomik gelişmeleri ve gücü , gerekse ülke civarındaki coğrafyaya olan etkisi ile Asya'nın tek söz sahibi. Ülkesidir. Şimdilik!
İnsanları güler yüzlü ve sempatik görünsede edindiğimiz intibaya göre aralarında güven, sevgi, samimiyet yok ve bunun yerini sadece devlete ve kurallara korkuya dayalı bağlılık almış.
Düzene, kurallara uymazsanız ,elektronik denetleme ve gözlerden önce sizin en yakınınızdaki bir çift canlı göz sizi yetkililere ihbar edebilir.Bu ihbar eden, yanınızda çalışan bir personeliniz olabilir, sizden hoşlanmayan birisi olabilir ve hatta ailenizden biri dahi olabilir.
Bir çok yabancı ülkede olduğu gibi Çin'de de Çinli veya Çinli olmayan Müslümanlar için zorluklar var. Çin'e ait özerk bir bölge olmasından dolayı tüm dünya Müslümanlarını ilgilendiren Uygur-Sincan özerk bölgesindeki Müslümanların yaşadığı zorluklar bilinmekte.
Uygur-Sincan bölgesine giriş ve çıkışlar , orası ile ilgili yapılacak her türlü ticaret sıkı bir  baskı, denetim altındadır.
Çin'de camiler mevcut olup namaz vakitlerinde cemaat çok az, ezan sesi dışarıya verilmiyor , iç ezan okunmakta.
Kısaca ve fazla detaya kaçmadan 6 günlük Çin gezimize ait değerlendirmelerimi yazıp ilgi duyanlarla paylaşmak istedim.
Asya'nın devi Çin'e dikkat edin. Birçok dünya çapında firmayı Çinliler aldılar. Belki bir gün Amerika'yı da satın alabilirler.
 23.10.2016
1- Wikipedia






19 Ekim 2016 Çarşamba





Uluslararası Kredi Kuruluşları !
Ülkeler büyümelerini  finanse etmek için dış kaynaklara yönlendirildi. Ülkeler hem borçlu hem de dış yardıma muhtaç hale geldiler.
Silahların yapamayacakları işleri belki de raiting şirketleri yapıyorlar.
Ülkenizin ekonomik işleyişi yolunda ise AAA notu alırsınız. Tahvilleri düşük faizle satabilirsiniz. Notunuz C ise faizler yükselir, tefeciye faiz ödenir. Notları düşük ülkeler zor borç bulurlar, borçlanma maliyetleri yüksek olur. Türkiye'ye verilen notlar öteden beri hep tartışmalı olmuştur.
Nedense 15 Temmuz darbe girişiminden daha fazla FETÖ'ye ait şirketlere el konulmasına tepki geldi uluslararası camiadan.
Peki ,Ülke Derecelendirilmesi Nedir ?
 Genel kabul görmüş bir tanım olarak , ülke derecelendirilmesi, bir ülkenin hazinesinin ihraç ettiği tahvillerin geri ödenmeme olasılığının veya ülkenin tahvillerini faiz ve anapara olarak zamanında ödeyebilme kapasitesi ve ödeme isteğinin değerlendirilmesidir .
Ülkenin şu anda ve gelecekteki tüm yükümlülüklerini yerine getirebilme kapasitesinin ve  ödeme isteğinin değerlendirilmesidir. Ülkenin şu anda ve gelecekteki tüm yükümlülüklerini yerine getirebilme kapasitesinin ve istekliliğinin değerlendirilmesi olarak ifade ediliyor.
Kredi notu  indiriminin geldiği günden iki gün önce Türk ekonomisinin darbe girişiminin şoklarını büyük ölçüde atlattığı değerlendirilmesi vardı?
Türkiye’nin öncelikle yapacağı  kısa vadeli dış finansman bağımlılığını en aza indirmek ve dışsal şoklara karşı dayanıklı bir ekonomik yapı oluşturmaktır.
Türkiye 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında piyasalarını açık tutarak aslında tüm dünyaya ekonomisine ne kadar güvendiği mesajını verdi. Açık olan piyasalar sayesinde Türkiye'den fonlar hiç bir kısıtlamaya tabi olmaksızın ülke dışına rahatça çıkabildi.
Vatandaşımız TL sına sahip çıkarak yaklaşık 10 milyar USD bozdurdu, TL istikrarını korudu. Ekonomi ise 2016 yılının ilk 6 ayında % 3.9 büyüme sağlamıştı.
(1)
Ve buna rağmen uluslararası kredi kuruluşları neye hizmet ettiğini bildiğimiz bir oyun ile Fetö darbecilerini kınamak yerine adeta onlarla işbirliği yaparak ülkemizin  kredi notu ile akıllarınca oynadılar.
Ne diyelim.
Vız gelir tırıs gider.Allah bizimle olsun yeter.
(1)- Derin Ekonomi –Ekim 2016

13 Ağustos 2016 Cumartesi

Tarihlerden ; 14 Ağustos 2001.
Bir yiğit çıktı yola, Biz Zafer'le değil, seferle emrolunduk diyerekten.
Kimsesizlerin kimi, sessiz yığınların sesi oldu.
Doğruydu,
Mertti,
İnançlıydı,
Anadolu'nun evladıydı,
Yerliydi,
Milliydi,
Ak Parti olsun dedi adım,
Sevdi bu yiğidi Anadolu'muzun güzel insanları,
Verdi oylarını hiç çekinmeden,yüksünmeden,
Olsun oylarımız sana helal anamızın ak sütü gibi dedi,
Ve o gün bugün 15. Yılda Ak İktidar devam ediyor.
Ak yürüyüşün kutlu olsun,
Doğum günün kutlu olsun Ak Parti.
İyi ki doğdun Ak Parti.
Nice yıllara Ak Parti.
İyi ki varsın Recep Tayyip Erdoğan.
Yavuz Subaşı
Ak Parti Gaziosmanpaşa Kurucu İlçe Başkanı.

2 Ağustos 2016 Salı

Birgün bir delikanlı, dolaşırken ormanda,
Vahşi hayvanlar sarmış, etrafını bir anda.
Delikanlı korkmamış,
gür sesiyle kükremiş;
“Van minüt kapak olsun, bunca vahşete” demiş.
Hayvanlar şaşkın şaşkın, birbirine bakmışlar;
Bu sert delikanlıya,
kafaları takmışlar.
İlk defa rastlamışlar,
böyle âsî birine;
Demişler ki; “Gömelim,
bu çılgını derine.”
Acilen aramışlar, teşkilattan birini;
Birleşmiş hayvanların genel sekreterini.
Demişler ki; “Hey Banki, burada bir deli var,
Bize küstahça kalkan, kocaman bir eli var.”
Derken..
Açlık bastırmış, kebap çekmiş canları;
Lâkin, doyurmak zormuş, bu vahşî hayvanları.
Demişler ki; “Asya’da, Afrika’da kebap bol,
Çöp şişlere takarız, şöyle biraz kafa kol.”
Birkaç milyoncuk insan, doğranmış varillere;
“Pişir!” emri verilmiş, küresel gorillere.
Bu kitlesel kebabı,
tıka basa yemişler,
“Dünya beşten küçüktür, tartışılmaz” demişler.
Lâkin tehlikedeymiş, aslanların payları;
Şu “van minüt” depremi, kırmış bütün fayları.
Bakmışlar uyanıyor, Doğu’nun miskinleri;
Hemen devreye girmiş, “paralel”in cinleri.
Öfkesinden köpürmüş, kâinatın imamı (!);
Demiş ki; “Şeffaflaşsın, otellerin hamamı.”
Ne var ki; ihânetin bohçaları açılmış;
Şantaj montaj, ne varsa, ortalığa saçılmış.
Kısacası; adâlet, dalâleti sollamış,
Bir “van minüt” dünyayı, beşik gibi sallamış.
Kimdir bu delikanlı ? Merak ettim doğrusu,
Peşinde binbir pusu, yok mudur hiç korkusu?
Duydum ki; çok eminmiş, bakmazmış arkasına;
Hiç kurşun işlemezmiş, o takvâ hırkasına.
Dik başını, Allah’tan başkasına eğmezmiş;
Yoksa, bu koca dünya, hiçbir şeye değmezmiş.
Anladım ki; bu destan, ezberleri bozacak;
Bu mesajı tarihler, mahşere dek yazacak.
Artık bütün mazlumlar, hırkayı giyecekler;
Ve bütün zâlimlere, “van minüt” diyecekler.
Bu satırları paylaşan; bendeniz haddin bilir;
Diyor ki; okuyandan, belki bir duâ gelir.

Eşref Ziya'dan izlenme rekorları kıran Erdoğan Marşı

MEHTER MARŞI: Dik Dur Eğilme RECEP TAYYİP ERDOĞAN

Uğur Işılak'tan darbeye karşı yepyeni bir eser 'Yeniden Diriliş'

15 Temmuz Marşı - Millet Marşı - AYNA - BİZ BİRLİKTE TÜRKİYE'YİZ.

Murat Kekilli - Vatan Millet Aşkına ( 15 Temmuz Marşı )

15 TEMMUZ ŞEHİTLERİ ANISINA

22 Temmuz 2016 Cuma

MUHTEŞEM MİLLETİMİN AZİZ İNSANLARINA DUYURUMDUR.


MUHTEŞEM MİLLETİMİN AZİZ İNSANLARINA DUYURUMDUR.
 
15 TEMMUZ 2016 CUMA GECESİ YAŞANAN DARBE TEŞEBBÜSÜNDE ŞEHİT OLAN İNSANLARIMIZ İÇİN,
YARALILARIMIZ İÇİN,
ÜLKEMİZİN ÜZERİNDEKİ KARA BULUTLARIN DAĞILMASI İÇİN
İMKANI OLAN KARDEŞLERİME TAVSİYEMDİR.
1- İMKANI OLAN KARDEŞLERİMİZ KURBAN KESİP İHTİYAÇ SAHİPLERİNE DAĞITMALARINI ALLAH İÇİN HATIRLATIYORUM.
2- ÖNÜMÜZDEKİ RAMAZAN AYINI BEKLEMEDEN, ŞİMDİDEN GELECEK YILIN ZEKATLARINI, FİTRELERİNİ İHTİYAÇ SAHİPLERİNE VERMEYE DAVET EDİYORUM.
3- EVLERİNDEN ÇIKAMAYAN AZİZ MİLLETİMİN FEDAKAR VE AĞZI DUALI İNSANLARINI EVLERİNDE KURAN OKUMAYA DEVLETİMİZ VE MİLLETİMİZ İÇİN, ÜZERİMİZDEKİ KARA BULUTLARIN DAĞITILMASI İÇİN DUALAR ETMEYE DAVET EDİYORUM.


YAVUZ SUBAŞI

18 Temmuz 2016 Pazartesi

DARBEYE HAYIR...
ÖNEMİNE BİNAEN DUYURUMDUR ;
 
15 Temmuz günü Paralel Yapı tarafından planlanan ,
Allahın izni Milletimin şanlı direnişi ile önlenen alçak darbe teşebbüsüne ses vermeyen,
tepki göstermeyen , kınamayan her kim varsa facebook arkadaş listemden sildiğimi buradan açık yüreklilikle ifade ediyorum.
Darbeye hayır diyerek şehit olan şehitlerimizi rahmetle anıyorum.
Yavuz Subaşı 
18.07.2016

16 Mayıs 2016 Pazartesi


100 YILLIK SENARYO ;
SYKES PİCOT ANLAŞMASININ 100.YILI…
Sykes-Picot AnlaşmasıI. Dünya Savaşı sırasında, 29 Nisan 1916'da Kut'ül Ammare Kuşatması sonrasında İngiliz kuvvetlerinin Osmanlı'nın 6. Ordusu karşısında bozguna uğramasından 17 gün sonra, 16 Mayıs 1916 tarihinde İngiltere ve Fransa  arasında yapılan ve Osmanlı Devleti'nin Orta Doğu'daki topraklarının paylaşılmasını öngören gizli antlaşmadır.
            1915'te Arabistan Yarımadası'nı ele geçiren İngiltere, Osmanlı'ya karşı ayaklanan Mekkeli Şerif Hüseyin'i destekleyerek Irak ve Filistin toprakları üzerinde kendisine bağımlı bir Arap devleti kuracaktı. Mekke Şerifi Hüseyin ile Mısır'daki İngiliz Yüksek Komutanı McMahon arasında böyle bir antlaşma gizli olarak imzalanmıştır. Fransa böyle bir plana karşı çıkıp İngiltere'ye baskı yaparak yeni bir antlaşma yapılmasını istedi. Rusya'nın onayı ile imzalanan bu antlaşmaya göre;
1.     Rusya'ya, TrabzonErzurumVan ve Bitlis ile Güneydoğu Anadolu'nun bir kısmı,
2.     Fransa'ya, Doğu Akdeniz  bölgesi  ,Adana,  AntepUrfaMardinDiyarbakırMusul ile Suriye kıyıları,
3.     İngiltere'ye Hayfa ve Akka limanları, Bağdat ile Basra ve Güney Mezopotamya verilecektir.
4.     Fransa ile İngiltere'nin elde ettiği topraklarda Arap devletleri konfederasyonu veya Fransız ve İngiliz denetiminde tek bir Arap devleti kurulacak,
5.     İskenderun serbest liman olacak,
6.     Filistin'de, kutsal yerleşim yeri olması nedeniyle bir uluslararası yönetim kurulacaktır.
1917'deki Rus devriminden sonra Rusya antlaşmadan vazgeçmiş, Lenin gizli olan bu anlaşmayı dünya kamuoyuna açıklamıştır.
        20'inci yüzyılda yağlı kalemle çizilen harita, İngiliz ve Fransızların, günümüzün Orta Doğu'sunun yaratılmasına yardımcı olma amacı güden 100 yıllık planlarına dair hırslarını ve çılgınlıklarını gösteriyor.
Düz çizgiler, tamamlanmamış sınırları gösteriyor. İngiltere hükümetini temsil eden Mark Sykes ve Fransa hükümetini temsil eden Francois Georges-Picot'un 1916 yılında uzlaşıya vardığı çizgilerinin çoğunun düz olması da büyük olasılıkla bu sebepten kaynaklanıyor.
Sykes ve Picot, "imparatorluğu içselleştirmiş kişiler." Her ikisi de sömürge yönetiminde yetişmiş, bölge halkının Avrupa imparatorluğu altında daha iyi koşullarda olabileceğine inanan aristokratlar.
Her ikisi de Orta Doğu'ya dair derin bilgilere sahip.
Birinci Dünya Savaşı'nın yarattığı karmaşanın ortasında alelacele yürüttükleri müzakerelerde varılan anlaşmanın prensipleri bugün de Orta Doğu'yu etkilemeye devam ediyor.
Sykes-Picot'un düz çizgileri, 20. yüzyılın ilk yarısında İngiltere ve Fransa'ya önemli ölçüde yardımcı olsa da, bu çizgilerin bölge halkına etkisi çok daha farklı oldu.
        İki kişinin çizdiği bu harita, 16'ıncı yüzyılın başından beri Osmanlı idaresinde olan toprakları parçalayıp yeni ülkelere böldü ve siyasi oluşumları iki etki alanına dâhil etti:
§  Irak, günümüzde Ürdün'ün bulunduğu topraklar ve Filistin, İngiltere etkisine
§  Suriye ve Lübnan da Fransız etkisine girdi
Sykes ve Picot'a, Kuzey Afrika'daki Arap ülkelerinin de sınırlarını yeniden çizmeleri için yetki verilmedi. Ama bölünen etki alanları orada da varlığını gösterdi. Mısır İngiltere yönetimine girdi, Fransa Mağrip'i kontrolü altına aldı.
Sykes-Picot Antlaşması'yla oluşan yeni jeopolitik düzende üç farklı sorun ortaya çıktı.
1-                 İlk olarak, Arapların bilgisi dışında gizlice varılan bir antlaşmaydı. Ve, İngiltere'nin 1910'lu yıllarda Araplara, Osmanlılara karşı ayaklanırlarsa ve Osmanlı İmparatorluğu çökerse, bağımsızlıklarına kavuşacakları yönünde verdikleri sözü de boşa çıkarmış oldu.
Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra bu bağımsızlık gerçekleşmedi. Bu sömürgeci güçler 1920'li, 30'lu ve 40'lı yıllarda Arap dünyasındaki nüfuzlarını kullanmaya devam edince, Kuzey Afrika ve Akdeniz'in doğusundaki Arap siyaseti yönünü, (Mısır, Suriye ve Irak'ın 20'inci yüzyılın son 10 yılında tanık olduğu gibi) liberal anayasal yönetim inşasından, asıl amacı sömürgecilerden ve sömürgeci sistemden kurtulmaya çalışan milliyetçiliğe çevirdi.
Birçok Arap ülkesinde 1950'lerden 2011'deki Arap isyanlarına kadar olan süreçte askeri rejimlerin yükselmesindeki kilit faktör de buydu.

2-      İkinci sorun da, haritada düz çizgi çizme eğiliminde yatıyor. Sykes-Picot,  Levant'ı mezhepler temelinde bölme eğilimindeydi:
§  Lübnan, başta Maruniler olmak üzere, Hristiyanlar ve Dürziler için sığınacak bir liman olarak öngörülmüştü
§  Filistin'de büyük oranda Yahudiler de yaşıyordu
§  Her iki ülkenin sınır bölgesindeki Beka Vadisi Şii Müslümanlara bırakılmıştı
§  Bölgede en büyük mezhepsel demografiye sahip Suriye'de de Sünni Müslümanlar vardı
Coğrafya da bu mezhep temelindeki ayrışmaya yardımcı oldu.

          Haçlı seferlerinin sonundan, 19'uncu yüzyılda Avrupalı güçlerin bölgeye gelişine kadar olan süreçte, bölgenin canlı ticaret kültürüne rağmen, farklı mezhepler birbirlerinden ayrı yaşadı.
Fakat Sykes-Picot'un ardındaki düşünceler uygulamaya dönüşmedi. Yani yeni yaratılan sınırlar, sahadaki mevcut mezhepsel, aşiretsel veya etnik ayrımlarda karşılığını bulmadı.
Bu farkların üzeri, ilk olarak Arapların Avrupalı güçleri bölgeden çıkarma mücadelelerinde, daha sonra da Arap milliyetçiliği dalgasını bölgeden süpürürken örtüldü.
1950'lerin sonundan, 1970'lerin sonuna doğru, özellikle Mısır'da Cemal Abdül Nasır'ın en parlak döneminde (1956'daki Süveyş Krizinden 1960'ların sonuna kadar) Arap milliyetçiliği, birleşik bir Arap dünyasının, halklar arasındaki sosyo-demografik farklılıkları hafifleteceği fikrine çok büyük bir ivme kazandırdı.
Arap dünyasının güçlü liderleri, Levant'ta Hafız Esad ve Saddam Hüseyin, Kuzey Afrika'da da Albay Muammer Kaddafi gibi, 1980'li ve 1990'lı yıllarda farklılıkları, sıklıkla gaddarlık ve zulümle bastırdı.
Fakat bu farklılıkların tırmandırdığı gerilimler ve hırslar ne kayboldu, ne de hafifledi.
Bu ülkelerde, ilk başta güçlü liderlerin yok olması, daha sonra da bazı Arap cumhuriyetlerinin, küçük grupların ekonomik çıkarları tarafından kontrol edilen kalıtımsal derebeyliklerine dönüşmesi ve son olarak da 2011'deki isyanlarla eski ihtilaflar, hayal kırıklıkları ve yıllar boyunca gizlenen umutlar tekrar gün yüzüne çıktı.
3-      Üçüncü sorun da, Birinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan devlet sisteminin, bir yanda milliyetçilik ve laiklik, diğer yanda da İslam anlayışıyla (bazı durumlarda da Hıristiyan odaklı anlayış) Arapların son 150 yıldır karşı karşıya oldukları kimlik sorununu kışkırtmış olmasıdır.
Liberal Arap çağının kurucuları, 19'uncu yüzyılın sonundan 1940'lı yıllara kadar, (1861'de Tunus'ta laik bir anayasa oluşturulması, Mısır'da savaşlar arası dönemde liberal demokrasiye geçiş örneklerinde olduğu gibi) devlet kurumları yarattı. Ve, liberal çağın kurucuları birçok toplumsal grubun (özellikle orta sınıfların) desteklediği bir anlayışı öne sürdü. Fakat önderlik ettikleri toplumsal modernleşmedeki toplumlara yaptıkları atıfları, dindar, muhafazakâr ve dini çerçeveyle örmekte başarısız oldular.
Sanayileşmedeki büyük ilerlemelere rağmen, üst orta sınıf ve toplumun geri kalan geniş kesimi arasındaki eşitsizlik devam etti.
Arap milliyetçiliğinin güçlü liderleri, toplumun büyük desteğiyle beraber, farklı bir (sosyalist ve zaman zaman militarist) anlayışı savundu. Ama bu, sivil ve siyasi özgürlüklerin yitirilmesini de beraberinde getirdi.
Son kırk yılda Arap dünyası, toplumsal dokusundaki zıtlıklarla mücadelede ulusal bir proje sunamadı veya ciddi bir girişimde bulunamadı.
Devlet yapısı patlamaya hazır haldeydi ve tetiği çeken de demografik yapının değişmesi oldu.
Son kırk yılda, Arap dünyasının nüfusu ikiye katlandı ve 330 milyonu aştı. Nüfusun üçte ikisi de 35 yaşın altında.
Bu kuşak, hiçbir katkıları olmamasına rağmen keskin sosyo-ekonomik ve siyasi sorunların miras bırakıldığı bir kuşak. Eğitim kalitesinden, istihdama, ekonomik beklentilerden geleceğe yönelik algıya kadar, tüm bu sorunların doğurduğu sonuçları da yaşayan bir kuşak.
2011'de başlayan Arap isyanları da, bu kuşağın, Birinci Dünya Savaşı sonrasında başlayan devlet düzeninin sonuçlarını değiştirme teşebbüsüydü.
Orta Doğu'nun yaşadığı bu mevcut değişim, daha iyi bir gelecek arayan yeni bir kuşağa ve bölgeyi seneler boyu büyük bir kaosun içine sürükleyebilecek bir tehlikeye de işaret ediyor.
 Dünyanın en önemli ve stratejik noktalarında bulunan, İstanbul-Çanakkale Boğazları, Süveyş Kanalı, Babü’l-Mendeb Boğazı, Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi gibi geçiş yollarıyla birlikte 20.yüzyıl başlarından itibaren önemli bir enerji kaynağı haline gelen petrolün çıktığı Orta Doğu, başta İngiltere olmak üzere sömürgeci güçlerin hedefi haline geldi.
             Bölgenin kontrolünü ele geçirme planları yapan İngilizler, 1909 yılında göreve atanan ve o dönemden itibaren Osmanlı Hükümeti’ni, Arap aşiretlerinin isyanıyla tehdit ederek, güç ve iktidar peşinde koşan Mekke Şerifi Hüseyin ile temasa geçtiler. Osmanlı İmparatorluğu’nun I. Dünya Savaşı’na katılmasından sonra daha da arttırılan bu temaslarla Arap sülale ve aşiretlerini ayaklandırmak için olabildiğince çalışıldı.
            Yapılan görüşmelerde Mekke Emiri Şerif Hüseyin’in tüm Arap Yarımadası, Suriye ve Irak’ı içine alan bir devlet kurmasını, Lübnan’ı hariç bırakarak destekleyen İngiltere, 1915 yılının Kasım ayında bu görüşmeler hakkında Fransa’yı bilgilendirirken, aynı yılın Aralık ayında Necid Emiri İbn Suud ile de Kuveyt hariç Basra Körfezi’nin güney kıyılarını kapsayan bir bağımsızlık antlaşması yaptı.
          Yani Mekke Şerifi Hüseyin’e vaat ettiği topraklarda Necd Emiri İbn Suud’un da hâkimiyetini tanıdı. Bu iki yüzlü politika ile İngiltere, bölgedeki halkları birbirlerine düşman edecek tohumları ekiyordu.
             Mekke Emiri Şerif Hüseyin ise bu anlaşmadan habersiz “Büyük Arabistan Krallığı” hülyalarıyla Osmanlı İmparatorluğu’na karşı isyanını 1916 Haziran’ında başlattı. Bu olay, daha sonra ders kitaplarına girecek, Müslümanlar arasına fitne sokacak ve Batılı güçlerin de kulaklara fısıldadığı “Büyük Arap İhaneti” yalanının temelini oluşturdu.
              Şerif Hüseyin’in bu isyanda kullandığı Araplar da, Hicaz çöllerinde öteden beri göçebe hayatı yaşayan ve talan ile geçinen son derece cahil, dünyadan habersiz fakir fukara bedeviler, yani Urbanlardı. Mekke, Taif, Cidde gibi şehir ve kasabalardaki Araplar isyana katılmadıkları gibi Şerif Hüseyin de zaten bunlardan asker almak teşebbüsünde bulunmamıştı. Urban ve Şeyhleri fakirlikleri dolayısıyla paradan başka birşey bilmezlerdi. Şerif Hüseyin gibi İngilizler de bunu bildikleri için, para gücüyle ancak bunlardan faydalanmışlardı. Ve isyanı sonuna kadar bunlarla yürütmüşlerdi.” Şeklinde ifade etmişti.


Yavuz Subaşı
16/05/2016